Karar Bülteni
DANIŞTAY 8. Daire 2018/5292 E. 2022/2874 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 8. Daire |
| Esas No | 2018/5292 |
| Karar No | 2022/2874 |
| Karar Tarihi | 20.04.2022 |
| Dava Türü | Tam Yargı (Manevi Tazminat) |
| Karar Sonucu | Onama |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- Mobbing şikayetlerinde idarenin eylemsizliği hizmet kusurudur.
- Psikolojik taciz iddialarında adli tıp raporları delildir.
- Çalışanını korumayan idare manevi tazminatla sorumludur.
- Manevi tazminat miktarında takdir hakkı mahkemeye aittir.
Bu karar, kamu kurumlarında yaşanan psikolojik taciz (mobbing) eylemlerine karşı idarenin önlem alma yükümlülüğünü ve bu yükümlülüğün ihlali durumunda doğacak idari mali sorumluluğu açık ve kesin bir biçimde ortaya koymaktadır. Bir üniversite öğretim üyesinin, meslektaşları tarafından maruz bırakıldığı iddia edilen sistematik baskıların resmi makamlara defalarca şikayet dilekçesi ile bildirilmesine rağmen idarenin tamamen eylemsiz kalması, doğrudan bir hizmet kusuru olarak kabul edilmiştir. İdarenin, işyerinde çalışma barışını sağlama ve çalışanların maddi ile manevi bütünlüğünü koruyup gözetme yükümlülüğünü ağır bir şekilde ihlal etmesi, personelin yaşadığı yıpranmanın doğrudan idareye mal edilmesini sağlamış ve idarenin manevi tazminat ödemesi için yeterli ve geçerli bir gerekçe olarak değerlendirilmiştir.
Emsal etkisi bakımından bu değerli karar, idari yargı pratiğinde mobbing davalarında mağdur kamu görevlilerinin başvurabileceği hukuki yolların ve delil sistematiğinin ne denli önemli olduğunu güçlü bir şekilde vurgulamaktadır. İlgili uyuşmazlığın çözümlenmesinde, adli tıp birimlerinden alınan ruhsal travma raporları ile disiplin soruşturması süreçleri iddiaların somutlaştırılmasında kritik ve belirleyici bir rol oynamıştır. İdare mahkemelerinin, idarenin hareketsiz kalması ve personeli koruyucu idari tedbirleri zamanında almaması durumunu ağır hizmet kusuru çerçevesinde ele alarak doğrudan idareyi sorumlu tutması, gelecekteki mobbing ve psikolojik taciz davalarında mağdur kamu çalışanları lehine tartışmasız ve oldukça güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Özellikle idarenin, çalışanlardan gelen şikayetleri geçiştirmeden ciddiyetle inceleme zorunluluğunun altı bir kez daha çizilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bir devlet üniversitesinin Diş Hekimliği Fakültesinde öğretim üyesi unvanı ile görev yapmakta olan davacı, 2011 yılındaki doçentlik başvurusunun ardından Ana Bilim Dalı Başkanı ve aynı bölümde görev yapan diğer iki öğretim görevlisi tarafından kendisine yönelik planlı ve sürekli olarak psikolojik taciz (mobbing) uygulandığı iddiasıyla bağlı bulunduğu üniversite rektörlüğüne karşı tam yargı davası açmıştır.
Davacı, yaşadığı bu son derece yıpratıcı süreçte görev yerindeki sorunlu durumu tam beş ayrı tarihte şikayet dilekçesi ile üst makamlara bildirmesine ve mobbingin varlığına dair tıp fakültesinden alınmış ruhsal travma bulgularını içeren adli tıp raporunu idareye sunmasına rağmen, üniversite yönetiminin sorunu çözmek veya gerekli disiplin işlemlerini işletmek adına hiçbir koruyucu idari işlem yapmadığını iddia etmiştir. İdarenin bu hareketsiz ve kayıtsız tutumu nedeniyle ağır bir psikolojik ve ruhsal travma yaşadığını savunan öğretim üyesi, uzun yıllar boyunca çalışma ortamında yaşadığı yoğun elem, keder ve ızdırabın bir nebze olsun karşılığı olabilmesi adına tam 200.000,00 TL tutarında manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte kendisine ödenmesini yargı merciinden talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Danıştay 8. Dairesi ile ilk derece ve bölge idare mahkemeleri, bu önemli uyuşmazlığın çözümünde idare hukukunun en köklü ve temel prensiplerinden olan idarenin hukuki sorumluluğu ve hizmet kusuru ilkelerini tam merkezine almıştır. İdare hukukunun yerleşik kaidelerine göre kamu idareleri, sadece kamu hizmetini yerine getirmekle kalmaz, aynı zamanda kendi bünyelerinde çalışan kamu görevlilerinin onurunu, şerefini ve fiziki ile psikolojik bütünlüğünü koruyacak güvenli ve sağlıklı bir çalışma ortamını temin etmekle de yükümlüdürler. İşyerinde uygulanan psikolojik taciz (mobbing) durumlarında, personelin şikayetlerine rağmen idarenin hareketsiz kalarak seyirci olması, şikayetleri sümen altı etmesi ve gerekli disiplin veya idari tedbirleri zamanında almaması, idare hukukunda çok açık ve tartışmasız bir hizmet kusuru olarak değerlendirilmektedir.
Derece mahkemesinin yaptığı titiz yargılama aşamasında manevi tazminata hükmetmesinin en büyük yasal dayanakları arasında, idarenin kendi kurumsal çatısı altındaki hukuka aykırı fiillere karşı önlem alma ve personelini koruma yükümlülüğünün ihlali yatmaktadır. Buna ek olarak idari yargılama usulünde kanun yolları bakımından, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.45 uyarınca bölge idare mahkemesi tarafından istinaf incelemesi gerçekleştirilmiş ve ilk derece mahkemesinin kararının hukuka uygunluğu usulünce denetlenmiştir.
Temyiz incelemesi aşamasında ise, Bölge İdare Mahkemelerinin kesin nitelik taşımayan nihai kararlarının ancak hangi şartlar altında bozulabilmesi hususu, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.49 hükmünde yer alan ve sınırları yasayla açıkça çizilmiş olan sınırlı bozma nedenlerine açıkça bağlanmıştır. İlgili uyuşmazlıkta Danıştay, temyize konu edilen istinaf kararının usul ve hukuka bütünüyle uygun olduğuna, dava dosyasında taraflarca sunulan temyiz nedenlerinin hiçbirinin anılan yasa maddesinde belirtilen kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte hukuki bir ağırlık ve haklılık taşımadığına kesin olarak hükmederek kararını bu sağlam yasal çerçeveye oturtmuştur. İdarenin hizmet kusurunun hukuki varlığı, sunulan adli tıp raporları, disiplin soruşturması neticesinde muhakkik tarafından getirilen resmi öneriler ve idareye sunulan birden fazla yazılı şikayet dilekçesinin eylemsiz bırakılması gibi çok somut tespitlerle doğrudan desteklenerek idare hukukunun çağdaş tazminat ilkeleri bütünüyle işletilmiştir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Dava dosyası kapsamındaki tüm bilgi, belge ve beyanların detaylı değerlendirilmesi neticesinde, davacı öğretim üyesine kendi görev yaptığı aynı üniversitenin ilgili bölümünde görev yapan Anabilim Dalı Başkanı ve meslektaşları tarafından bulundukları idari statüler kullanılarak uzun soluklu bir psikolojik taciz (mobbing) uygulandığı, idare mahkemesi kararıyla hukuken sabit görülmüştür. Davacı öğretim üyesi, kariyeri boyunca kendisine uygulanan bu ağır sistematik baskı ve haksız ithamları önlemek, çalışma barışını yeniden tesis etmek maksadıyla idareye tam beş ayrı tarihte resmi şikayet dilekçeleri vermiş, ancak yetkili davalı üniversite idaresinin durumu düzeltmek, iddiaları ciddiyetle araştırmak veya failleri cezalandırmak amacıyla herhangi bir etkili idari işlem tesis etmediği ve uzun süre hareketsiz kaldığı kesin olarak tespit edilmiştir. Üstelik davacı tarafından yargılama sürecinde dosyaya sunulan resmi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı raporunda, davacının halihazırda yaşadığı ruhsal travma ve psikolojik bozukluk bulgularının doğrudan doğruya çalıştığı işyerinde uzun yıllar maruz kaldığı psikolojik şiddet ve yıldırma öyküsü ile birebir uyumlu olduğu hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıkça belgelenmiştir.
Bunun yanında, açılan kısmi disiplin soruşturmasında soruşturmacı tarafından mobbingin varlığı hukuken tespit edilip şüpheli şahıslar hakkında kademe ilerlemesinin durdurulması gibi ağır bir disiplin cezası önerilmesine rağmen, üniversite yönetimince bu cezanın dahi sümen altı edilerek uygulanmadığı açıkça saptanmıştır. İdare mahkemesi, davacıya yapılan bu sistematik ve ağır tacizin doğrudan kamu hizmetinden ayrılamaz bir mahiyete ulaştığına ve idarenin çalışanını koruma yönündeki asli yükümlülüğünü yerine getirmeyerek çok net bir hizmet kusuru işlediğine kanaat getirmiş, yaşanan derin elem ve ızdırabın cüzi de olsa karşılığı olarak takdiren 30.000,00 TL manevi tazminatın davacıya ödenmesine hükmetmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi tarafından tarafların ilk derece kararına yönelik istinaf talepleri esastan reddedilmiş; sonrasında konu uyuşmazlığın nihai çözümü için temyiz incelemesi yoluyla Danıştay’a taşınmıştır. Temyiz dilekçesinde davacı, hükmedilen manevi tazminat miktarının maruz kalınan zarara kıyasla yetersizliğini ve faiz başlangıcının dava tarihi değil doğrudan idareye başvuru tarihi olması gerektiğini kararlılıkla savunurken; davalı üniversite idaresi ise hiçbir hizmet kusuru bulunmadığını, ortada idareye yüklenebilecek bir eylem olmadığını ve idarenin her hukuka aykırı işlemi için tazminat ödenmesinin yasal koşullarının oluşmadığını ileri sürmüştür.
Danıştay 8. Dairesi, dosyadaki tüm argümanları inceledikten sonra tarafların ileri sürdüğü iddiaların Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte ve güçte olmadığını, alt derece mahkemesinin vermiş olduğu manevi tazminat kararının usul ve hukuka tamamen uygun olduğunu değerlendirmiştir. Her ne kadar bir Danıştay üyesi, verilen şikayet dilekçelerinin tek başına mobbing sayılmayacağı ve dosyada inandırıcı somut delil bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddedilmesi gerektiği yönünde karşı oy kullanmış olsa da, mahkeme heyetinin çoğunluğu mobbingin varlığını ve idarenin hizmet kusurunu açıkça kabul etmiştir.
Sonuç olarak Danıştay 8. Dairesi, mahkeme kararının hukuka uygun olduğuna ve temyiz istemlerinin reddi yönünde karar vermiştir.