Karar Bülteni
DANIŞTAY 5. Daire 2016/56045 E. 2020/5939 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 5. Daire |
| Esas No | 2016/56045 |
| Karar No | 2020/5939 |
| Karar Tarihi | 21.12.2020 |
| Dava Türü | İptal ve Tam Yargı |
| Karar Sonucu | Ret |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- Olağanüstü tedbirlerde adli suçtan beraat bağlayıcı değildir.
- FETÖ irtibat ve iltisakı meslekten çıkarma sebebidir.
- ByLock kullanımı örgüt iltisakını gösteren geçerli delildir.
- İltisak kavramı örgüte organik üyeliği gerektirmez.
Bu karar, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yürürlüğe giren olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnameleri kapsamında yargı mensuplarının meslekten çıkarılması işlemlerinin hukuki dayanaklarını ve sınırlarını netleştirmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Danıştay, kanun hükmünde kararname uyarınca tesis edilen "meslekten çıkarma" işleminin, klasik anlamda bir disiplin cezası olmadığını, aksine demokratik anayasal düzeni korumak amacıyla alınan "olağanüstü bir tedbir" niteliğinde olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Bu doğrultuda, işlemin tesisinden önce savunma alınmamasının usul güvencelerini ihlal etmediği, zira yargılama sürecinde taraflara savunma hakkının etkin şekilde kullandırıldığı kabul edilmiştir.
Ayrıca karar, terör örgütleriyle "irtibat" ve "iltisak" kavramlarına hukuki bir çerçeve çizmektedir. Ceza yargılamasında beraat kararı alınmış olmasının, idari yargıdaki irtibat ve iltisak değerlendirmesini doğrudan bağlamayacağı vurgulanmıştır. Hakim ve savcıların bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleri gereği Anayasa'ya tam sadakat yükümlülüğü altında oldukları; ByLock kullanımı, tanık beyanları ve benzeri somut verilerin bu yükümlülüğün ihlal edildiğine dair yeterli kanaat oluşturduğu belirtilmiştir. Bu içtihat, benzer durumdaki kamu görevlilerinin ihracına yönelik davalarda idari yargının delil değerlendirme standartlarını belirleyen temel bir referans olma özelliği taşımaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bu davada, daha önce yargı mensubu (hâkim/savcı) olarak görev yapan davacı, Hâkimler ve Savcılar Kurulu'na karşı dava açmıştır. Davacı, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından çıkarılan olağanüstü hâl kararnameleri kapsamında, terör örgütü ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu gerekçesiyle meslekten çıkarılmıştır.
Davacı, hakkındaki meslekten çıkarma kararına karşı kurula yeniden inceleme talebinde bulunmuş ancak bu talebi de reddedilmiştir. Bunun üzerine davacı, işlem öncesinde savunma hakkının tanınmadığını, hakkında somut bir delil bulunmadığını, adil yargılanma ve masumiyet karinesi gibi temel haklarının ihlal edildiğini belirterek meslekten çıkarma kararının ve yeniden inceleme talebinin reddi kararının iptal edilmesini talep etmiştir. Ayrıca, bu işlemler nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte kendisine iadesini istemiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın yargı bağımsızlığı, hâkimlik teminatı ve temel hakların olağanüstü durumlarda sınırlandırılmasına ilişkin kuralları ile olağanüstü hâl dönemine özgü mevzuat hükümleri temel alınmıştır.
Öncelikle, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.138 uyarınca hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ve Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verecekleri güvence altına alınmıştır. Yine yargı mensuplarının güvencesini oluşturan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.139 gereği hâkimler ve savcıların azlolunamayacağı belirtilmiş; ancak "meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler" bu anayasal teminatın istisnalarından biri olarak gösterilmiştir.
Dava konusu idari işlemin temel dayanağı olan ve daha sonra 6749 sayılı Kanun ile yasalaşarak kalıcı hale gelen 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname m.3/1 uyarınca; terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensupları hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir.
Ayrıca, yargı yollarının belirlenmesi açısından 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanunu m.33 uyarınca Genel Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği kurala bağlanmıştır. Hak arama hürriyetinin kullanımına dair özel bir düzenleme getiren 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname m.11/2 hükmüyle de bu tür kararlara karşı doğrudan Danıştay'da dava açılabileceği belirtilmiştir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Danıştay 5. Dairesi tarafından yapılan incelemede, öncelikle usule ilişkin olarak derdestlik (aynı davanın daha önce açılmış ve görülmekte olması) durumu tespit edilmiştir. Davacının, meslekten çıkarma kararının iptali istemiyle daha önce Danıştay 5. Dairesinde başka bir dava açtığı anlaşıldığından, bu istemin derdestlik nedeniyle incelenemeyeceğine kanaat getirilmiştir. Bu nedenle davanın esasına yönelik inceleme, yalnızca "yeniden inceleme talebinin reddi" kararı üzerinden yapılmıştır.
Esasa yönelik yapılan değerlendirmede, uygulanan meslekten çıkarma işleminin olağan bir disiplin cezası olmadığı, demokratik anayasal düzeni korumaya yönelik geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran bir "olağanüstü tedbir" olduğu vurgulanmıştır. Bu sebeple işlem tesis edilmeden önce savunma alınmamasının, yargılama sürecinde tüm delillerin davacıya tebliğ edilip beyanlarının alınması suretiyle telafi edildiği ve adil yargılanma hakkının ihlal edilmediği belirtilmiştir.
Davacının terör örgütü ile irtibat ve iltisakına yönelik deliller incelendiğinde; davacının örgütün gizli haberleşme programı olan ByLock uygulamasını kullandığının tespit tutanakları ve iletişim (HTS) kayıtlarıyla teknik olarak doğrulandığı tespit edilmiştir. Ayrıca hakkında ifade veren çeşitli tanıkların beyanlarına göre davacının örgüt evlerinde kaldığı, örgüt hiyerarşisi içinde stajyer hâkim adaylarından sorumlu kişi konumunda bulunduğu, himmet adı altında örgüte finansal destek sağladığı ve kurul üye seçimlerinde örgütün stratejisi doğrultusunda hareket ettiği anlaşılmıştır.
Davacı hakkında ceza mahkemesince silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan beraat kararı verilmiş olsa da, olağanüstü tedbirin uygulanabilmesi için ceza hukuku anlamında örgüt üyeliğinin şart olmadığı, idari açıdan irtibat ve iltisakın bulunmasının meslekten çıkarma için yeterli olduğu ifade edilmiştir.
Sonuç olarak Danıştay 5. Dairesi, ilk çıkarma kararına yönelik iptal isteminin derdestlik nedeniyle incelenmeksizin reddine, yeniden inceleme talebinin reddine dair işlemin iptali ile tazminat istemlerinin ise esastan reddi yönünde karar vermiştir.