Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Abdurrahman Dede | BN. 2020/25079

Karar Bülteni

AYM Abdurrahman Dede BN. 2020/25079

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2020/25079
Karar Tarihi 25.06.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Ruhsatsız yapıların yıkılması mülkiyet hakkını ihlal etmez.
  • İdarenin yıkım kararlarını alması edilgen olmadığını gösterir.
  • Kaçak yapı sahibinin meşru beklentisi korunmaz.
  • Ruhsata aykırı yapının yıkımında kamu yararı esastır.

Bu karar, imar mevzuatına aykırı olarak inşa edilen ve uzun yıllar boyunca fiilen kullanılan ruhsatsız yapıların yıkılması ile mülkiyet hakkı arasındaki ince dengeyi hukuken netleştirmektedir. Anayasa Mahkemesi, kaçak bir yapının uzun süre ayakta kalmasının, altyapı hizmetlerinden faydalanmasının ve fiilen kullanılmasının, malik lehine mülkiyet hakkı kapsamında mutlak bir koruma veya meşru bir beklenti yaratmayacağını açıkça ortaya koymuştur. Kararda özellikle vurgulanan husus, idarenin ilgili yapı hakkında geçmişte yapı tatil tutanakları düzenlemiş, yıkım kararları almış ve idari para cezaları kesmiş olmasıdır. İdarenin bu yasal işlemleri yapmış olması, yıkımın uzun yıllar boyunca fiilen uygulanmamış olmasına rağmen idarenin edilgen ve eylemsiz bir tutum içinde olmadığını kesin olarak kanıtlamaktadır.

Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu karar, kaçak yapı sahiplerinin yalnızca uzun süreli fiili kullanıma ve idarenin eylemsizliği iddiasına dayanarak kamu kurumlarından tazminat talep etmelerinin önüne çok güçlü bir hukuki set çekmektedir. Uygulamada vatandaşlar tarafından sıkça karşılaşılan "idare yıllarca göz yumdu, altyapı getirdi, şimdi yıkarak beni zarara uğrattı" şeklindeki yaygın argümanlar, şayet idare geçmişte hukuki tespit ve yaptırım kararları almışsa, artık mahkemeler nezdinde geçerli bir tazminat sebebi olarak kabul edilmeyecektir. İdari makamların kaçak yapılaşmayla mücadelesinde aldıkları şeklî tedbirlerin, fiili yıkım gecikse bile hukuki geçerliliğini sonuna kadar koruduğunu ve mülkiyet hakkına yönelik ölçülü bir müdahale teşkil ettiğini tescillemektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, 1994 yılında Pendik'te hisseli bir tarla satın almış ve bu alan üzerine ruhsatsız bir bina inşa etmiştir. Pendik Belediyesi inşaatı tespit ederek mühürlemiş, yıkım kararı almış ve idari para cezası kesmiştir. Ancak başvurucu inşaata devam etmiş ve binaya kaçak katlar eklemiştir. Belediye ilerleyen yıllarda da bu kaçak eklentiler için defalarca yıkım ve para cezası kararları almıştır. Uzun yıllar fiilen kullanılan bina, nihayetinde 2016 yılında belediye ekiplerince yıkılmıştır.

Başvurucu, uzun yıllar boyunca vergisini ödediği, elektrik ve su gibi altyapı hizmetlerinden yararlandığı ve işyeri ruhsatı aldığı binasının bedel ödenmeksizin yıkılmasının hukuka aykırı olduğunu iddia etmiştir. Bu yıkım işlemi nedeniyle uğradığı maddi ve manevi zararların karşılanması talebiyle belediyeye karşı tam yargı davası açmıştır. Davalarının reddedilmesi üzerine mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa'nın 35. maddesi herkesin mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğunu ve bu hakların ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceğini güvence altına almaktadır. Mülkiyet hakkının sınırlandırılmasında mahkemelerce aranan temel ölçütlerden biri, ulaşılmak istenen kamu yararı ile bireyin temel hakları arasında adil bir dengenin kurulmasını gerektiren orantılılık ve ölçülülük ilkesidir.

Ruhsatsız veya ruhsata aykırı kaçak yapıların hukuki durumu, 3194 sayılı İmar Kanunu m.32 kapsamında ayrıntılı olarak düzenlenmektedir. İlgili kanun maddesi uyarınca, ruhsat alınmadan başlanan veya ruhsat ve eklerine aykırı olarak yürütülen yapılar belediye veya valiliklerce tespit edilerek mühürlenir ve inşaat derhal durdurulur. Verilen yasal süre içinde mevzuata aykırılık giderilmezse idarece söz konusu yapılar hakkında yıkım kararı verilir. Düzenli kentleşmenin sağlanması, can ve mal güvenliğini tehdit eden unsurların ortadan kaldırılması, çevre güvenliği ve kamu düzeninin tesisi amacıyla kaçak yapıların tasfiye edilmesi idarenin hem anayasal yetkisi hem de yasal sorumluluğundadır.

Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihat prensiplerine göre, ruhsatsız bir yapının uzun süre yıkılmamış olması tek başına malik lehine mülkiyet hakkı kapsamında korunan mutlak bir hukuki değer veya idareden meşru beklenti yaratmaz. Ancak kamu makamlarının kaçak yapılaşma sürecinde tamamen hareketsiz kalması, yapının inşası aşamasında hiçbir idari yaptırım veya tutanak uygulamaması ve çok uzun yıllar sonra yapıyı bedelsiz yıkması durumunda, malike aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklendiği kabul edilebilir. Buna karşılık idarenin, yapının inşası aşamasında veya kullanım süresi boyunca mühürleme, idari para cezası kesme veya yıkım kararı alma gibi işlemleri bir kez dahi olsa tesis etmiş olması, idarenin zımnen rıza göstermediğinin ve hukuken edilgen kalmadığının kanıtı sayılır. Bu gibi durumlarda, mülkiyet hakkına yapılan yıkım müdahalesinin, düzenli kentleşmeyi sağlama şeklindeki üstün kamu yararı ile orantılı olduğu kabul edilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucu tarafından hisseli taşınmaz üzerinde inşa edilen yapının başından itibaren ruhsatsız olduğunu ve yapının belediye tarafından yıkıldığı tarihe kadar bu temel hukuki eksikliğin hiçbir şekilde giderilmediğini tespit etmiştir. İncelemede öncelikle, başvurucunun binanın inşasından itibaren yirmi yılı aşkın bir süre boyunca bu yapıyı fiilen kullanmış olmasının Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında ekonomik bir menfaat teşkil edip etmediği değerlendirilmiş ve yapının mülkiyet hakkı bağlamında korunması gereken bir değer olduğu kabul edilmiştir.

Bununla birlikte, kamu makamlarının olay sürecindeki tutumu ölçülülük ilkesi ve adil denge testine tabi tutulmuştur. Somut olayda Pendik Belediyesi, inşaatın yapım aşaması olan 1994 yılından itibaren kesinlikle hareketsiz kalmamıştır. Belediye ekipleri ruhsatsız yapıyı zamanında tespit ederek mühürlemiş, encümen kararıyla resmi yıkım ve idari para cezası yaptırımları uygulamıştır. Başvurucunun idarenin bu bağlayıcı kararlarına rağmen hukuka aykırı şekilde inşai faaliyetlere ısrarla devam ederek kaçak katlar ve eklentiler yapması üzerine, idare tarafından 1996 ve 2009 yıllarında da benzer idari yaptırım kararları ısrarla alınmıştır.

Yüksek Mahkeme, idarenin farklı tarihlerde mühürleme, yıkım ve idari para cezası kararları almasının kamu makamlarının kaçak yapılaşma karşısında edilgen bir tutum sergilemediğini çok net bir biçimde gösterdiğini vurgulamıştır. Yıkım işlemi fiilen geç uygulanmış olsa dahi idarenin aldığı bu şeklî ve hukuki tedbirler, yapının bir gün yıkılacağının başvurucu açısından her zaman öngörülebilir olduğunu kanıtlamaktadır. Başvurucunun idari yaptırımlara rağmen hukuka aykırı eylemlerini sürdürmesi ve yapıyı yasalara aykırı biçimde büyütmeye devam etmesi karşısında, yıkım işleminin çevre güvenliği, düzenli kentleşme ve kamu menfaati hedefleriyle tam uyumlu olduğu belirtilmiştir.

Ayrıca, başvurucuya yüklenen yıkım külfetinin, kaçak yapılaşmayı engelleme amacının taşıdığı üstün kamu yararı karşısında aşırı ve olağandışı olmadığı, dolayısıyla kamu yararı ile bireyin mülkiyet hakkı arasında bulunması gereken adil dengenin bozulmadığı kanaatine varılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, yapı bedelinin ödenmemesi nedeniyle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: