Karar Bülteni
AYM Yılmaz Temel BN. 2023/19448
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2023/19448 |
| Karar Tarihi | 24.06.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal Yok / Kabul Edilemez |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Silahlı ayaklanmanın bastırılmasında orantılı güç kullanımı hukuka uygundur.
- Soruşturmanın bağımsız uzman birimlerce yapılması etkililik için yeterlidir.
- Meşru müdafaa kapsamında meydana gelen ölümler yaşam hakkını ihlal etmez.
Bu karar, sokağa çıkma yasağı uygulanan bölgelerde terör örgütlerinin hendek ve barikat eylemlerine karşı yürütülen güvenlik operasyonları sırasında meydana gelen can kayıplarının anayasal sınırlarını belirlemesi bakımından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, otomatik silahlar, roketatarlar ve patlayıcıların kullanıldığı bu yaygın şiddet olaylarını anayasal bağlamda bir "silahlı ayaklanma" olarak nitelendirilmiş ve devletin bu ayaklanmayı bastırma yetkisinin meşruiyetini vurgulamıştır. Operasyonlarda yaşamını yitiren ve terör örgütü mensubu olduğuna dair kuvvetli deliller bulunan kişilere yönelik güç kullanımının, meşru müdafaa ve ayaklanmanın bastırılması istisnaları kapsamında hukuka uygun olduğu değerlendirilmiştir.
Karar, benzer terörle mücadele operasyonlarındaki güç kullanımı ve sonrasında yürütülen soruşturmaların etkililiği açısından kritik bir emsal teşkil etmektedir. Mahkeme, şiddetli çatışmaların yaşandığı güvensiz ortamlarda olay yeri incelemesinin bizzat savcılar yerine çatışmaya katılmayan uzman kolluk birimlerince yapılmasını ve kayıt altına alınmasını, bağımsız soruşturma ilkesinin ihlali olarak görmemiştir. Bu içtihat, fiilî imkânsızlıkların ve yüksek güvenlik risklerinin bulunduğu kriz ortamlarında yürütülen adli soruşturmaların hukuki standartlarını belirlemekte, kolluk kuvvetlerinin meşru müdafaa hakkını ve devletin kamu düzenini sağlama ödevini anayasal güvenceler çerçevesinde tescil etmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Şırnak'ın Cizre ilçesinde PKK terör örgütü mensuplarınca başlatılan hendek kazma ve barikat kurma gibi silahlı ayaklanma eylemlerine karşı kamu makamlarınca ilan edilen sokağa çıkma yasakları ile yürütülen güvenlik operasyonları uyuşmazlığın temelini oluşturmaktadır. Başvurucu, kardeşi İ. T.'nin operasyonların yoğunlaştığı bölgedeki bir binanın bodrum katında güvenlik güçleri tarafından orantısız güç kullanılarak öldürüldüğünü iddia ederek yargı mercilerine müracaat etmiştir. Başvurucu, kardeşinin sivil bir vatandaş olduğunu ve ölümünde idarenin ağır kusuru bulunduğunu, terörle mücadele adı altında yürütülen operasyonlarda yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Ayrıca olay sonrası ailenin katılımıyla dinî inançlara uygun bir cenaze töreni düzenlenmesine izin verilmediğini, etkili bir adli soruşturma yürütülmediğini ve uygulanan sokağa çıkma yasağının hukuka aykırı olduğunu belirterek maddi ve manevi zararlarının giderilmesini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yaşam hakkı, demokratik bir hukuk devletinde bireylerin sahip olduğu en temel ve vazgeçilmez anayasal haktır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 17 uyarınca, herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Devletin bu hak kapsamında, yetki alanındaki hiçbir bireyin yaşamına kasten ve hukuka aykırı olarak son vermeme yönünde negatif yükümlülüğü bulunmaktadır. Ancak aynı maddenin dördüncü fıkrasında açıkça düzenlendiği üzere; meşru müdafaa hâli, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi ile bir ayaklanma veya isyanın bastırılması durumlarında yetkili merciin verdiği emrin uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun izin verdiği zorunlu durumlarda meydana gelen ölümler yaşam hakkının ihlali sayılmaz.
Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, istisnai durumlarda devlet görevlileri tarafından yaşam hakkına yapılan müdahalenin hukuka uygun kabul edilebilmesi için eylemin kanuni bir dayanağının bulunması ve Anayasa m. 13 çerçevesinde ölçülülük ilkesine riayet edilmesi şarttır. Ölçülülük ilkesi; ölümle neticelenen güç kullanımının somut olayın şartlarında ortaya çıkan ağır tehlikeyi bertaraf etmek için mutlak zorunlu ve orantılı olmasını emreder.
Bununla birlikte, yaşam hakkının usul boyutu devletlere, doğal olmayan her ölüm olayının tüm yönleriyle aydınlatılması, sorumluların tespit edilerek cezalandırılması amacıyla bağımsız, tarafsız, etkili ve kamu denetimine açık bir resmî soruşturma yürütme pozitif yükümlülüğü yükler. Soruşturma makamlarının derhâl harekete geçmesi, delilleri özenle ve süratle toplaması, mağdur yakınlarının sürece katılımını sağlaması esastır. Ne var ki bu yükümlülük, mutlak bir sonuç elde etme yükümlülüğü değil, olayların aydınlatılmasına yarayacak en uygun araçların kullanılması ve makul özenin gösterilmesi yükümlülüğüdür.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı değerlendirirken öncelikle güvenlik güçlerinin silah kullanımını düzenleyen mevzuatın kanunilik şartını karşıladığını tespit etmiştir. Olayın meydana geldiği Şırnak'ın Cizre ilçesinde yaşanan terör eylemleri, ağır silahların, roketatarların ve patlayıcıların kullanıldığı, yüzlerce sivilin ve güvenlik görevlisinin zarar gördüğü eylemler olarak Anayasa m. 17 kapsamında bir "ayaklanma" olarak nitelendirilmiştir. Bu doğrultuda, başvurucunun kardeşi İ. T.'nin ölümüyle sonuçlanan orantılı güç kullanımının, güvenlik güçlerinin yaşamlarını korumaya yönelik meşru müdafaa ile silahlı ayaklanmanın bastırılması şeklindeki hukuka uygun ve meşru amaçlara matuf olduğu saptanmıştır.
Dosyadaki olay yeri inceleme tutanakları, otopsi raporları ve kriminal incelemelere göre İ. T.'nin vücudunda ve kıyafetlerinde atış artığı tespit edilmiş, bulunduğu binada ise çok sayıda atışa hazır otomatik silah ve mühimmat ele geçirilmiştir. Ayrıca fotoğraftan teşhis tutanakları ve gizli tanık beyanlarıyla İ. T.'nin terör örgütü bünyesinde faaliyet gösterdiği ve silahlı eylemlere katıldığı teyit edilmiştir. Mahkeme, bu veriler ışığında İ. T.'nin terör eylemlerini engellemek için yürütülen operasyonlar sırasında güvenlik güçleriyle girdiği silahlı çatışmada orantılı güç kullanımı sonucu hayatını kaybettiğini, yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edilmediğini belirlemiştir.
Soruşturmanın usul boyutunda ise, olayın hemen ardından derhâl adli tahkikata başlandığı, otopsi, olay yeri incelemesi, parmak izi ve numune alımı işlemlerinin titizlikle gerçekleştirildiği anlaşılmıştır. Ağır çatışmaların devam ettiği bir ortamda olay yeri incelemesinin bizzat savcılar yerine uzman kolluk birimlerince kamera kayıtları alınarak yapılmasının soruşturmanın bağımsızlığını ihlal etmediği, fiilî koşulların gereği olduğu vurgulanmıştır. Soruşturmanın makul sürede ve gerekli özenle yürütüldüğü saptanmıştır. Başvurucunun kişi hürriyeti, özel hayata saygı ve kötü muamele yasağına ilişkin iddialarının ise olağan hukuki yollar tüketilmeden doğrudan bireysel başvuruya konu edildiği anlaşılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, özel ve aile hayatına saygı hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna ve Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.