Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | L.A.M.A.M. | BN. 2020/13157

Karar Bülteni

AYM L.A.M.A.M. BN. 2020/13157

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2020/13157
Karar Tarihi 31.10.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Sınır dışı işleminde kötü muamele riski araştırılmalıdır.
  • İdari yargı, risk iddialarını özenle incelemekle yükümlüdür.
  • Soyut gerekçelerle sınır dışı kararı hukuka aykırıdır.
  • Başvurucunun kişisel durumu ve somut delilleri değerlendirilmelidir.

Bu karar, yabancıların sınır dışı edilmesi işlemlerinde Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen kötü muamele yasağının usul ve esasa ilişkin güvencelerini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, idari ve yargısal makamların, hakkında sınır dışı kararı verilen kişinin menşe ülkesine gönderilmesi halinde gerçek bir kötü muamele riskiyle karşılaşıp karşılaşmayacağını detaylı, şeffaf ve özenli bir biçimde araştırması gerektiğini açıkça vurgulamaktadır. Mahkemelerin yalnızca matbu ve soyut gerekçelerle, kişisel durumu irdelemeden ret kararı vermesi, anayasal hakların ve evrensel hukuk ilkelerinin ağır bir ihlali anlamına gelmektedir.

Uygulamada, idare mahkemelerinin sınır dışı kararlarına karşı açılan iptal davalarında genellikle idarenin sunduğu standart gerekçelerle yetindiği ve sığınmacının menşe ülkesindeki risk durumunu derinlemesine irdelemediği sıklıkla görülmektedir. Bu emsal karar, başvuranın sunduğu somut delillerin, uluslararası raporların, görsel materyallerin ve kişisel durum beyanlarının mahkemelerce büyük bir titizlikle incelenmesi zorunluluğunu getirmektedir. Ayrıca, yargı mercilerinin kararlarında bu delillerin neden kabul veya ret edildiğinin açıkça ve ikna edici bir dille tartışılması kurala bağlanmıştır.

Benzer davalar ve genel idare hukuku uygulamaları açısından bu içtihat, sığınmacı ve göçmenlerin iade süreçlerinde yaşayabilecekleri olası geri dönülmez hak ihlallerinin önüne geçmek adına kritik bir koruma kalkanı sağlamaktadır. Yargı mercileri artık sınır dışı edilecek kişilerin siyasi, dini veya sosyal durumlarına dair ileri sürdükleri ciddi iddiaları görmezden gelemeyecek ve Anayasa'ya uygun, son derece etkili bir yargısal denetim mekanizması işletmekle yükümlü tutulacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Mısır vatandaşı olan başvurucu, ülkesinde 2013 yılı sonrasında yaşanan siyasi rejim değişikliğinin ardından mevcut yönetime muhalif bir duruş sergilediğini, katıldığı protesto eylemleri nedeniyle psikolojik ve fiziksel baskı gördüğünü, aynı akıbete uğramaktan korktuğu için 2014 yılında Türkiye'ye sığındığını belirtmektedir. 2019 yılında Bursa'da bir iş yerinin önünde beklerken yapılan rutin bir kimlik kontrolü sırasında, hakkında 2016 yılında alınmış bir terke davet kararı bulunduğu tespit edilerek polis merkezine götürülmüştür. Bu gelişmenin ardından valilik tarafından kendisi hakkında vize ihlali gerekçesiyle sınır dışı etme ve idari gözetim kararı alınmıştır.

Başvurucu, ülkesine gönderilmesi halinde siyasi geçmişi nedeniyle açıkça işkence ve kötü muameleye maruz kalacağını, bu durumun uluslararası kuruluşların güncel raporlarıyla da sabit olduğunu ileri sürerek sınır dışı işleminin iptal edilmesi talebiyle idare mahkemesinde dava açmıştır. Davalı idare ise sınır dışı kararının hukuka uygun olduğunu ve başvurucunun uluslararası koruma başvurusunda bulunmadığını savunmuştur. İdare mahkemesi, başvurucunun iddialarını soyut bularak, ülkesinde ayrım gözetmeyen genel bir şiddet ortamı olmadığını ve gerçek bir risk durumunun söz konusu olmadığını belirterek davayı kesin olarak reddetmiştir. Temel uyuşmazlık, başvurucunun sınır dışı edilmesi halinde kötü muamele yasağının ihlal edilip edilmeyeceği ve bu iddiaların derece mahkemesince hukuka uygun ve etkili bir biçimde incelenip incelenmediği noktasında toplanmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağı ilkesine dayanmıştır. Bu ilke uyarınca, hiç kimse işkenceye, eziyete, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulamaz. Sınır dışı işlemleri bağlamında bu anayasal kural, kişinin gönderileceği ülkede bu tür bir muameleye maruz kalma riskinin bulunması halinde, o kişinin iadesinin veya sınır dışı edilmesinin kesin olarak yasaklandığı anlamına gelmektedir. Bu ilke, uluslararası hukukta geri göndermeme prensibi olarak da bilinir ve mutlak bir hak niteliği taşır.

Mahkemenin uyuşmazlığın çözümünde temel aldığı yasal düzenlemelerin başında 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu gelmektedir. Bu kanunun ilgili hükümleri, kimlerin sınır dışı edilebileceğini ve hangi usullerin izleneceğini detaylıca düzenlerken, aynı zamanda uluslararası koruma ihtiyacı duyan kişilerin haklarını güvence altına almaktadır. İlgili mevzuat uyarınca, sınır dışı kararı alınan kişinin menşe ülkesinde veya gönderileceği ülkede ölüm cezasına, işkenceye veya insanlık dışı muameleye maruz kalma tehlikesi varsa, bu kişinin iadesi yasal olarak gerçekleştirilemez.

Yerleşik anayasa yargısı ve insan hakları hukuku içtihatları prensipleri gereğince, sınır dışı etme işlemi sonucunda yabancının gönderileceği ülkede kötü muamele yasağının ihlal edileceğine dair savunulabilir bir iddia öne sürülmesi halinde, idari ve yargısal makamların bu ülkede gerçek bir ihlal riski bulunup bulunmadığını derinlemesine ve ayrıntılı bir şekilde araştırması zorunludur. Bu usuli yükümlülüğün doğabilmesi için, öncelikle başvurucunun iddia ettiği kötü muamele riskinin mahiyetini makul bir şekilde açıklaması ve bu iddiayı destekleyen bilgi ve belgeleri sunması beklenir. Buna karşılık, yargı makamlarının da bu iddiaları ve sunulan delilleri son derece dikkatle incelemesi, kararlarında iddialara neden itibar edilmediğini, objektif kriterlere dayanarak denetime elverişli ve ikna edici bir gerekçeyle ortaya koyması gerekmektedir. Devletin negatif yükümlülüklerinin yanı sıra, yaşam ve vücut bütünlüğünü korumaya yönelik pozitif yükümlülükleri, şekli bir incelemeden ziyade esasa etkili bir yargısal denetim yapılmasını emreder.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayın özelliklerini incelerken başvurucunun ülkesindeki siyasi rejim değişikliği sonrası belirgin bir muhalif duruş sergilediğini, protesto gösterilerine katıldığını ve bu süreçlerin ardından 2014 yılında Türkiye'ye sığındığını açıkça tespit etmiştir. Başvurucunun, hakkında alınan sınır dışı etme kararının iptali amacıyla idare mahkemesinde açtığı davada kişisel durumuna ilişkin oldukça detaylı bilgiler verdiği, bildirdiği sosyal medya kanallarında yer alan görüntülerde bizzat kendisinin eylemciler arasında yer aldığını iddia ettiği ve bu tehlikeyi kanıtlamak üzere uluslararası tanınırlığı olan bir insan hakları kuruluşunun güncel raporlarına dayandığı anlaşılmıştır. Mahkeme, başvurucunun istikrarlı beyanları ve dosyaya sunduğu bu somut deliller bir bütün olarak dikkate alındığında, ortaya atılan iddiaların ciddiyet taşıdığını ve mahkemece mutlaka kapsamlı bir araştırma yapmaya değer nitelikte olduğunu vurgulamıştır.

Buna karşılık, yargılamayı gerçekleştiren idare mahkemesi, başvurucunun menşe ülkesine geri gönderilmesi durumunda kişisel olarak gerçek ve yakın bir riske maruz kalmayacağı yönünde kesin bir kanaate vararak davayı reddetmiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi, idare mahkemesinin gerekçeli kararında, bu sonuca varılırken tam olarak nasıl bir hukuki ve fiili değerlendirme yapıldığının belirtilmediğini saptamıştır. Kararda, başvurucunun kişisel durumuna dair öne sürdüğü iddialar göz önüne alındığında, menşe ülkede gerçek bir risk olmadığına dair tespitin altında yatan hukuki veya mantıksal sebeplerin neler olduğu açıklanmamıştır. Ayrıca, başvurucunun iddialarına ve dayanak olarak gösterdiği uluslararası raporlar gibi delillere mahkemece neden itibar edilmediği, üst denetime imkan verecek şeffaflıkta ortaya konulmamıştır.

Kötü muamele yasağının usul boyutu, idarenin işlemlerine karşı ileri sürülen iddiaların bağımsız, tarafsız ve derinlemesine bir şekilde incelenmesini zorunlu kılar. İdare mahkemesi, başvurucunun kişisel durumuyla ilgili risklerin gerçekliğini detaylıca irdelemek ve adil bir denge kurmak yerine, yüzeysel ve genel geçer bir yaklaşımla davanın reddine hükmetmiştir. Bu eksik inceleme, Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği özenli ve etkili yargısal denetim yükümlülüğünün açıkça yerine getirilmediğini kanıtlamaktadır. Etkili bir yargısal denetimden yoksun olarak icra edilecek sınır dışı kararları, kişilerin en temel maddi ve manevi varlığını koruma haklarını telafisi imkansız şekilde tehlikeye atmaktadır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, derece mahkemesince özenli bir inceleme yapılmaması nedeniyle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması amacıyla başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: