Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Akit Televizyon ve Radyo A.Ş. | BN....

Karar Bülteni

AYM Akit Televizyon ve Radyo A.Ş. BN. 2023/103126

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2023/103126
Karar Tarihi 30.07.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Siyasi partilerin eleştiriye tahammül yükümlülüğü daha geniştir.
  • Basın özgürlüğü ile kişilik hakları dengelenmelidir.
  • Değer yargılarının da asgari olgusal temeli bulunmalıdır.
  • İfadeler bağlamından koparılarak soyut şekilde değerlendirilemez.

Bu karar, siyasi partilere ve önemli kamusal figürlere yönelik basında yer alan sert, şok edici veya rahatsız edici eleştirilerin ifade ve basın özgürlüğü kapsamında korunmasına ilişkin son derece güçlü bir yargısal güvence sunmaktadır. Karar hukuken, ana muhalefet partisi konumundaki siyasi teşekküllerin ve siyasetçilerin demokratik toplum düzenindeki konumları gereği, haklarında yapılan ağır eleştirilere sıradan vatandaşlara kıyasla çok daha yüksek bir tolerans göstermeleri gerektiğini kesin bir dille teyit etmektedir. Medya kuruluşlarının siyasi partilerin faaliyetlerini mercek altına alıp sarsıcı ifadelerle eleştirmesi, basının demokratik toplumdaki "gözetleyicilik" (watchdog) işlevinin doğal ve zorunlu bir sonucudur.

Emsal etkisi ve uygulamadaki önemi açısından bu karar, derece mahkemelerinin hakaret ve kişilik haklarına saldırı iddialarını incelerken başvurması gereken yapısal dengeleme testini ve metodolojisini netleştirmektedir. Mahkemelerin, yayımlanan haberin bütününe bakmaksızın yalnızca kullanılan birkaç sert kelimeye odaklanarak bağlamdan kopuk bir inceleme yapması ve doğrudan tazminata hükmetmesi hukuka aykırı bulunmuştur. Karar, basının kullandığı değer yargılarının olgusal bir temele dayanıp dayanmadığının titizlikle araştırılmasını, siyasi tartışma ve genel kamu yararı çerçevesinde ifade özgürlüğü ile itibar hakkı arasında adil bir denge kurulmasını zorunlu kılmaktadır. Uygulamada, gazetecilere ve medya organlarına yönelik olarak açılan haksız tazminat davalarında mahkemelerin keyfî veya eksik gerekçeli kararlar vermesinin önüne geçilecek, basın üzerinde oluşabilecek muhtemel caydırıcı etkinin (chilling effect) engellenmesinde bu dengeleme kriterleri doğrudan belirleyici olacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Akit TV isimli televizyon kanalında 15 Kasım 2017 tarihinde yayımlanan ana haber bülteninde, ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve bazı milletvekilleri hakkında sert siyasi eleştiriler içeren bir haber yayımlanmıştır. Söz konusu haber içeriğinde, partinin ve isimleri zikredilen milletvekillerinin Amerika Birleşik Devletleri ile iş birliği içinde olduğu, bu durumun ihanet boyutuna ulaştığı, terör örgütleriyle irtibatlı oldukları yönünde ağır iddialara ve ifadelere yer verilmiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi tüzel kişiliği, söz konusu haber bülteninde kullanılan ifadelerin demokratik eleştiri sınırlarını açıkça aştığını, tüzel kişilik haklarına ağır bir saldırıda bulunulduğunu, partinin toplum nezdinde küçük düşürülmeye çalışıldığını ve haberin hiçbir araştırma yapılmadan kurgulandığını belirterek televizyon kanalı aleyhine manevi tazminat davası açmıştır. İlk derece mahkemesinin davanın kısmen kabulüne karar vererek ilgili kanalı manevi tazminat ödemeye mahkûm etmesi ve bu kararın istinaf incelemesinden geçerek kesinleşmesi üzerine televizyon kanalı, aleyhine kurulan bu hükmün haksız olduğunu ve adil yargılanma ile ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, önüne gelen uyuşmazlığı temel olarak Anayasa'nın 26. maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğü ile Anayasa'nın 28. maddesinde güvence altına alınan basın özgürlüğü çerçevesinde incelemiştir. Demokratik bir toplumda medya organlarının, kamuoyunu yakından ilgilendiren konularda haber yapma, siyasi figürleri ve partileri eleştirme hakkı, çoğulculuğun ve açık toplumun en temel dinamiklerinden biri olarak kabul edilmektedir.

İfade ve basın özgürlüğüne yönelik olarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümleri kapsamında açılan tazminat davaları ile yapılan yargısal müdahalelerin, başkalarının şöhret ve kişilik haklarının korunması bakımından kanuni ve meşru bir amacı bulunsa da, bu müdahalenin anayasal sınırlar içinde kalabilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması şarttır.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, mahkemeler önüne gelen bu tür uyuşmazlıklarda ifade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasında adil bir denge kurmakla yükümlüdür. Bu denge kurulurken şu kriterlerin titizlikle gözetilmesi gerekmektedir:

  • İfadelerin kimin tarafından söylendiği ve hedef alınan kişinin siyasi veya kamusal konumu,
  • Kamusal yetki kullanan kişilerin veya siyasi partilerin katlanması gereken eleştiri sınırlarının sade bir vatandaşa göre çok daha geniş olduğu,
  • İfadelerin genel kamu yararına ilişkin siyasi bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı,
  • Söz konusu ifadelerin maddi olgulara mı yoksa değer yargılarına mı dayandığı hususu.

Maddi olguların kanıtlanması mümkünken, değer yargılarının doğruluğunu ispatlamak beklenemez. Ancak yerleşik hukuk doktrinine göre, bir ifadenin tamamen değer yargısından oluşması durumunda dahi, bu değer yargısının asgari düzeyde de olsa somut ve nesnel bir olgusal temele dayanması, tamamen keyfî, mesnetsiz ve nedensiz bir kişisel saldırı niteliğinde olmaması gerekmektedir. Hedef alınan kişinin veya kurumun söz konusu iddialara kamuoyu önünde cevap verme olanağının bulunup bulunmadığı da mahkemelerce tartılması gereken önemli bir kuraldır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken ilk olarak hem başvurucu medya kuruluşunun hem de davacı siyasi partinin toplumsal konumlarını dikkate almıştır. Davacı partinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde ana muhalefet partisi konumunda olması sebebiyle, politikalarının, söylemlerinin ve eylemlerinin kamuoyu ve basın tarafından en sıkı şekilde denetlenmesi son derece olağandır. Demokratik bir sistemde siyasi partilerin eleştiriye katlanma ve hoşgörü yükümlülüğü, sade vatandaşlara göre çok daha esnek ve geniştir. Başvurucu televizyon kanalının bu partiyi ve mensuplarının faaliyetlerini yakından takip edip haberleştirmesi, ulusal bir yayın kuruluşu olarak basının "gözetleyicilik" görevi sınırları kapsamında kalmaktadır.

İhtilaf konusu haber içeriği bir bütün olarak ele alındığında, haberde geçen sert ve sarsıcı ifadelerin maddi bir vakıanın ispatından ziyade bir değer yargısı niteliğinde olduğu Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edilmiştir. Başvurucu kanal, mahkeme aşamalarında bu değer yargılarının asgari olgusal dayanağı olarak mensup milletvekillerinin daha önceki beyanlarını ve çeşitli haber içeriklerini kanıt olarak sunmaya çalışmıştır. Ancak derece mahkemeleri, başvurucunun sunduğu bu iddiaların ve delillerin haberdeki görüşleri destekler mahiyette bir olgusal temel oluşturup oluşturmadığını somut olay bağlamında hiçbir şekilde tartışmamıştır.

İlk derece mahkemesi ve istinaf mercii, haberi ve kullanılan ifadeleri bütünselliğinden ve bağlamından kopararak değerlendirmiş, yalnızca seçilmiş birkaç sert cümle üzerinden doğrudan kişilik haklarına saldırı olduğu yönünde soyut bir sonuca varmıştır. Mahkemelerin; tarafların siyasi ve kamusal konumlarını, başvurucunun basın ödevi kapsamındaki iddialarını ve davacı partinin habere cevap verme imkânlarını araştırmadan, ilgili ve yeterli bir yasal gerekçe oluşturmaksızın doğrudan tazminata hükmettiği görülmüştür. Bu eksik inceleme, ifade ve basın özgürlükleri ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasında kurulması gereken adil dengenin kurulamadığını açıkça göstermektedir. Derece mahkemelerinin bu yaklaşımı, basın üzerinde caydırıcı bir etki yaratma potansiyeline sahiptir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, uyuşmazlığın çözümü için ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya konulamadığına, kurulan hükmün demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığına kanaat getirerek başvurucunun Anayasa'nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine yönünde başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: