Karar Bülteni
AYM Hatip Oyman ve Diğerleri BN. 2021/2045
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/2045 |
| Karar Tarihi | 15.05.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Sosyal risk ilkesi zararın özel olmasını gerektirir.
- Terör nedeniyle göç olağan dışı bir zarardır.
- Bariz takdir hatası hakkaniyete uygun yargılanmayı ihlal eder.
Bu karar, terör olayları ve sokağa çıkma yasakları gibi olağanüstü güvenlik tedbirleri nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan vatandaşların uğradıkları manevi zararların idare hukuku kapsamında nasıl değerlendirilmesi gerektiği hususunda kritik bir yol haritası çizmektedir. Karar, idarenin sosyal risk ilkesi uyarınca taşıdığı tazmin sorumluluğunun sınırlarını netleştirmekte ve yerleşim yerinden zorunlu göçün yarattığı psikolojik yıkımın özel ve olağan dışı zarar niteliğinde olduğunu tescil etmektedir. Bu bağlamda, idari yargı mercilerinin yerleşik içtihatları uygularken katı ve dar yorumlardan kaçınması gerektiği, aksi tutumun hakkaniyete uygun yargılanma hakkını doğrudan zedeleyeceği güçlü bir biçimde vurgulanmıştır.
Emsal etkisi yönünden bu içtihat, benzer dönemlerde aynı bölgelerde terör olayları ve hendek operasyonları nedeniyle mağduriyet yaşayan binlerce vatandaşın açtığı veya açacağı tazminat davalarında bağlayıcı bir temel oluşturmaktadır. Danıştay ve idare mahkemelerinin, vatandaşların yerlerinden edilmesinin yarattığı ekonomik ve ailevi düzen bozulmasını sıradan bir durum gibi değerlendirmesinin önüne geçilmiştir. Karar, hukuki güvenlik ve hukuk devleti ilkelerinin, mağdurların manevi kayıplarının telafisinde keyfîliğe izin vermeyeceğini göstermesi bakımından uygulamada büyük bir öneme sahiptir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Hatip Oyman ve diğer başvurucular, Mardin'in Nusaybin ilçesinde 2015 ve 2016 yıllarında yaşanan çukur ve barikat terör olayları ile bu süreçte uygulanan sokağa çıkma yasakları nedeniyle evlerini ve yaşadıkları bölgeyi uzun süreliğine terk etmek zorunda kalmışlardır. Başvurucular, bu olağanüstü süreçte ailevi, sosyal ve ekonomik düzenlerinin tamamen bozulduğu, yoğun stres, kaygı ve psikolojik yıkım yaşadıkları gerekçesiyle idareden manevi tazminat talep etmişlerdir. İçişleri Bakanlığının bu talebi reddetmesi üzerine açılan tam yargı davasında, Mardin 2. İdare Mahkemesi, başvurucuların uğradığı zararın doğrudan cismani bir zarar olmadığına ve toplumun genelini etkileyen olaylar bağlamında özel ve olağan dışı bir zarar teşkil etmediğine hükmederek davayı reddetmiştir. İstinaf başvurusunun da reddedilmesi üzerine başvurucular, davanın açıkça hatalı ve hakkaniyete aykırı gerekçelerle reddedildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın temel unsurlarından biri olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkına dayanmıştır. İdare hukukunda yerleşik bir ilke olan sosyal risk ilkesi, terör eylemleri veya terörle mücadele faaliyetleri nedeniyle ortaya çıkan zararların, zarar görenin kendi kusuru olmaksızın, toplumun geneline yayılan bir riskin sonucu olarak devletçe tazmin edilmesini öngörür.
Danıştay içtihatlarına göre, devletin sosyal risk ilkesi kapsamında tazmin sorumluluğunun doğabilmesi için zararın terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında gerçekleşmesi, zarar görenin bu olayların ortaya çıkmasında herhangi bir kusur veya katkısının bulunmaması ve meydana gelen zararın objektif olarak özel ve olağan dışı olması şartlarının bir arada bulunması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin kanun yolu incelemesinde yerleşik içtihatları uygularken açık bir keyfîlik veya bariz takdir hatası yapıp yapmadığını titizlikle denetler.
Açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsıldığı ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvencelerin anlamsız hâle geldiği çok istisnai durumlarda, yargılamanın sonucuna ilişkin olan bu durum bizatihi usule ilişkin bir anayasal güvenceye dönüşür. Derece mahkemelerinin uyuşmazlığa uygulanacak hukuk kurallarını yorumlarken Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.2'de düzenlenen hukuk devleti ilkesini ve hukuki güvenlik ilkesini daima gözetmeleri zorunludur. Hukuk kurallarının sağduyuya, vicdana ve hukukun genel ilkelerine açıkça aykırı şekilde hatalı uygulanması, doğrudan doğruya hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğuracaktır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken öncelikle başvurucuların yaşadığı bölgede gerçekleşen ağır terör eylemleri ve bu olaylara bağlı olarak uygulanan sokağa çıkma yasakları nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalmalarının yarattığı mağduriyete odaklanmıştır. Yüksek Mahkeme, uyuşmazlığa konu olayların meydana gelmesinde başvurucuların herhangi bir şahsi kusurunun bulunmadığını ve zararın bütünüyle terör olayları ile bu olaylara karşı yürütülen güvenlik operasyonları kapsamında ortaya çıktığını tereddütsüz bir biçimde tespit etmiştir.
Derece mahkemesinin, devletin anayasal ödevleri kapsamında vatandaşların can ve mal güvenliğini sağlamak için aldığı genel tedbirlerin, başvurucuların uğradığı zararı özel ve olağan dışı olmaktan çıkardığı yönündeki kabulü Anayasa Mahkemesi tarafından son derece hatalı bulunmuştur. Hendek ve barikat olayları gibi geniş çaplı terör eylemlerinden o bölgedeki tüm toplumun belli ölçüde etkilendiği kabul edilse bile, bizzat evinden, barkından ve yaşadığı ortamdan ayrılmak zorunda kalarak doğrudan doğruya yoğun stres, kaygı ve ıstırap yaşayan başvurucuların durumunun, toplumun diğer bireyleriyle tamamen aynı kefeye konulamayacağı vurgulanmıştır. Başvurucuların katlandıkları bu ağır manevi zararın özel ve olağan dışı olmadığının söylenmesinin makul, mantıklı ve kabul edilebilir bir yorum olmadığı açıkça ifade edilmiştir.
Bu bağlamda, İdare Mahkemesinin uyuşmazlığa sosyal risk ilkesini uygularken benimsediği yaklaşımın adaleti, hakkaniyeti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz bir takdir hatası ve keyfîlik içerdiği kanaatine varılmıştır. Meydana gelen sarsıcı olaylar neticesinde mağdur olan başvurucuları hak ettikleri manevi tazminat imkânından tümüyle mahrum bırakan bu dar ve hatalı yorumun, yargılamanın bütününde hakkaniyeti derinden zedelediği değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.