Anasayfa Karar Bülteni AYM | Celal Ortakaya | BN. 2020/34111

Karar Bülteni

AYM Celal Ortakaya BN. 2020/34111

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2020/34111
Karar Tarihi 15.04.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Şüpheli ölümlerde etkili soruşturma yürütülmesi zorunludur.
  • Soruşturmada tanık ifadeleri ivedilikle ve özenle alınmalıdır.
  • Çelişkili deliller soruşturma makamlarınca derhal araştırılmalıdır.
  • Soruşturmadaki eksiklikler yaşam hakkının usul boyutunu ihlal eder.

Bu karar, sınır hattı gibi olağanüstü ve riskli koşulların yaşandığı bölgelerde meydana gelen şüpheli sivil ölüm vakalarında, devletin koruma ve etkili soruşturma yükümlülüğünün ne derece kritik bir öneme sahip olduğunu hukuken açıkça ortaya koymaktadır.

Anayasa Mahkemesi, kamu gücünün kullanımı sonucu gerçekleştiği iddia edilen ölüm olaylarında, soruşturma makamlarının derhal harekete geçerek olay yeri incelemesi yapması ve çelişkili beyanları gidermesi gerektiğini vurgulamıştır. Soruşturmanın yıllarca sürüncemede bırakılması ve temel delillerin toplanmasında yaşanan gecikmeler, devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerini ihlal eden ciddi usul eksiklikleri olarak nitelendirilmiştir.

Emsal teşkil eden bu karar, benzer toplumsal olaylarda veya güvenlik operasyonları sırasında yaşanan sivil can kayıplarına ilişkin yürütülecek ceza soruşturmaları için bağlayıcı bir standart getirmekte ve makamların sorumluluklarını bir kez daha hatırlatmaktadır.

Uygulamada, savcılıkların şüpheli ölümlere ilişkin soruşturmaları sürüncemede bırakma veya delil toplama aşamasında eksik işlem yapma gibi pratiklerine karşı bu karar önemli bir uyarı niteliğindedir. Verilen ihlal ve yeniden soruşturma kararı, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması bağlamında adli ve idari makamlara düşen yükümlülüklerin sınırlarını net şekilde çizmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucunun kız kardeşi, 6 Kasım 2014 tarihinde Şanlıurfa'nın Suruç ilçesinde, Suriye sınırında yaşanan olayları protesto etmek amacıyla toplanan bir grubun içinde yer almıştır. Olaylar sırasında sınır hattında kolluk kuvvetlerinin müdahalesiyle meydana gelen kargaşada başvurucunun kardeşi, vücuduna isabet eden ateşli silah veya şarapnel parçası nedeniyle ağır yaralanmış ve kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmiştir.

Başvurucu, kardeşinin güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu hayatını kaybettiğini belirterek sorumlular hakkında şikayetçi olmuştur. Ancak savcılık tarafından başlatılan soruşturmada, olayın üzerinden uzun yıllar geçmesine rağmen faillerin tespitine yönelik kesin bir sonuca ulaşılamamış ve daimi arama kararı verilerek dosya sürüncemede bırakılmıştır. Başvurucu, kardeşinin ölümüne ilişkin soruşturmanın eksik, özensiz ve son derece yavaş yürütüldüğünü, delillerin usulüne uygun toplanmadığını belirterek yaşam hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.17 kapsamında güvence altına alınan yaşama hakkının devletlere yüklediği pozitif ve negatif yükümlülükleri temel almıştır. Yaşam hakkının usul boyutu, doğal olmayan ve kamu gücünün kullanımı şüphesi barındıran her ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir ceza soruşturması yürütülmesini zorunlu kılmaktadır.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, kolluk görevlilerinin güç kullanması sonucu meydana geldiği iddia edilen şüpheli ölüm olaylarında soruşturma makamlarının resen harekete geçmesi şarttır. Etkili bir soruşturmanın asli unsurları arasında; makamların olaya karışan kişilerden bağımsız olması, ölüm olayını aydınlatabilecek tüm delillerin derhal ve özenle tespit edilmesi, soruşturmanın makul bir süratle yürütülmesi ve ölen kişinin yakınlarının meşru menfaatlerini korumak için sürece etkin katılımlarının sağlanması yer almaktadır.

Doktrin ve yargısal uygulamalarda da kabul edildiği üzere, olay yeri incelemesinin veya keşfinin derhal yapılması, olaya müdahil olan personelin ve sivil tanıkların ifadelerinin vakit kaybetmeksizin alınması, elde edilen otopsi raporlarındaki çelişkilerin vakitlice giderilmesi, maddi gerçeğe ulaşılması için hayati öneme sahiptir. Bu bağlamda, kamu makamlarınca yürütülen soruşturmada alınan kararın, elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayanması 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında delillerin toplanması ve değerlendirilmesi ilkelerinin de zorunlu bir sonucudur. Olayın nasıl gerçekleştiğine dair şüpheleri giderecek kesin bulgulara ulaşmak için makul bir çaba gösterilmemesi, devletin yaşam hakkını koruma yükümlülüğünün usul boyutuyla ağır bir ihlali anlamına gelmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvuruya konu şüpheli ölüm olayına ilişkin yürütülen soruşturma sürecini detaylı bir şekilde incelemiş ve kamu makamlarının üzerine düşen etkili soruşturma yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini değerlendirmiştir. Olayın Türkiye ile Suriye sınır hattında çatışmaların yoğun olduğu, riskli bir bölgede gerçekleştiği ve ölümün ateşli silah ürünü isabet etmesi sonucunda vuku bulduğu açıktır. Ancak, soruşturma makamları tarafından ölümün tam olarak nasıl ve hangi yönden ateşlenen bir silahla gerçekleştiğine dair kesin bir tespit yapılamamıştır.

Mahkeme, soruşturmadaki en büyük eksikliklerden biri olarak olay yeri incelemesinin veya keşfinin gerektiği gibi, zamanında yapılmamasını göstermiştir. Olaya dâhil olan veya olay hakkında bilgi sahibi olan askerî personelin ifadelerine ancak olayın üzerinden bir yılı aşkın bir süre geçtikten sonra başvurulması, soruşturmanın ciddiyeti ve etkililiği konusunda ağır şüpheler doğurmuştur. Oluş koşullarının belirsizliğini koruduğu ve kamu makamlarına ait net görüntü kayıtlarının bulunmadığı böyle bir olayda, tanık beyanlarının ivedilikle alınmamış olması telafisi imkansız delil kayıplarına yol açmıştır.

Bununla birlikte, güvenlik güçlerinin olay sırasında ateşli silah mı yoksa yalnızca gaz fişeği mi kullandığına dair tanık ifadelerinde bariz çelişkiler bulunmasına rağmen, soruşturma makamlarınca bu çelişkileri gidermeye yönelik yeniden ifade alma veya detaylı çapraz araştırma yapma gibi hiçbir somut adım atılmamıştır. Tüm bu eksikliklerin yanı sıra, kesin ölüm sebebinin netleştirilmesi için zaruri olan feth-i kabir (mezar açma) ve detaylı adli tıp incelemelerinin yıllar sonra, ancak başvurucunun ısrarlı ve mükerrer talepleri üzerine yapılmış olması da sürecin ne derece özensiz ve isteksiz yürütüldüğünü açıkça ortaya koymaktadır.

Anayasa Mahkemesi, bu tablonun, şüpheli ölüm olaylarında devletten mutlak surette beklenen derhal, bağımsız, özenli ve süratli bir soruşturma yürütme yükümlülüğüyle bağdaşmadığını kesin olarak saptamıştır. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: