Karar Bülteni
AYM Doğan Özkan BN. 2020/22646
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/22646 |
| Karar Tarihi | 15.04.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kolluk şiddeti iddiaları idari izne tabi tutulamaz.
- Barışçıl toplantılara müdahale zorunlu ihtiyaca dayanmalıdır.
- Fikirlerin açıklanması toplantının amacından sapması sayılamaz.
- Kötü muamele iddiaları resen ve derhâl soruşturulmalıdır.
Bu karar, kolluk görevlilerinin güç kullanımı neticesinde ortaya çıkan yaralanmalara ve kötü muamele iddialarına ilişkin yürütülecek ceza soruşturmalarının usulüne dair çok önemli bir sınır çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, toplantı ve gösteri yürüyüşleri sırasında polisin orantısız güç kullandığı yönündeki şikâyetlerin "görevi kötüye kullanma" suçu kapsamında değerlendirilerek mülki idare amirinin iznine tabi tutulmasını hukuka aykırı bulmuştur. İşkence ve kötü muamele yasağı kapsamındaki fiillerin memur suçları soruşturma usulünden istisna olduğu ve savcılıklarca derhâl, resen ve bağımsız bir şekilde soruşturulması gerektiği net bir biçimde ortaya konulmuştur. Böylece vatandaşların devlete karşı hak arama hürriyetinin idari engellerle sınırlandırılamayacağı anayasal güvence altına alınmıştır.
Kararın uygulamadaki emsal etkisi, barışçıl toplanma hakkı ve ifade özgürlüğünün sınırlarının korunması açısından da son derece büyüktür. Kamu idaresinin politikasını eleştiren "savaş" gibi kelimelerin salt basın açıklamasında kullanılması, toplantının amacından saptığı ve şiddete evrildiği anlamına gelmemektedir. Kamu otoritelerinin eleştiri sınırlarının sivil bireylere kıyasla daha geniş olduğu vurgulanarak, idarenin hoşgörü yükümlülüğü hatırlatılmıştır. Ayrıca, soruşturma makamlarının şüpheli polis memurlarının bağlı olduğu birimden delil toplayarak yetersiz bir incelemeyle dosyayı kapatması usul boyutuyla ağır bir ihlal sayılmıştır. Bu yaklaşım, savcılıkların kolluk şiddeti dosyalarındaki delil toplama pratiklerini doğrudan etkileyecek ve idari otoritelerin kolluk üzerindeki denetim mekanizmalarını daha adil hukuki standartlara yaklaştıracak niteliktedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, İnsan Hakları Derneği üyesi olarak gözaltında kaybolan kişilere dikkat çekmek için her hafta düzenlenen eyleme katılmıştır. Etkinlik sırasındaki basın açıklamasında, yürütülen bir askerî operasyona atfen "savaş" kelimesi kullanılınca kolluk güçleri, açıklamanın amacından saptığını ileri sürerek kalabalığı güç kullanarak dağıtmaya çalışmıştır. Bu esnada başvurucu, polislerin orantısız ve haksız güç kullanımına maruz kaldığını, kollarından çekilerek boğma manevrasıyla yere yatırıldığını belirterek savcılığa suç duyurusunda bulunmuştur. Ancak savcılık, iddiaları "görevi kötüye kullanma" suçu kapsamında değerlendirip valilikten soruşturma izni talep etmiş, valiliğin izin vermemesi üzerine dosya işlemden kaldırılmıştır. Başvurucu, hem barışçıl eyleme müdahale edilmesi hem de maruz kaldığı polis şiddetine ilişkin şikâyetinin etkin bir şekilde soruşturulmaması nedenleriyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan kötü muamele yasağının temel prensiplerini esas almıştır. Toplantı hakkı bağlamında, bireylerin barışçıl yöntemlerle tepkilerini ortaya koymaları çoğulcu demokrasilerin bir gereğidir. Kamu otoritelerinin eylemleri kamuoyunun sıkı denetimi altındadır ve devletin rahatsız edici düşüncelere karşı da hoşgörü gösterme yükümlülüğü bulunmaktadır. Kanunlarda öngörülen usullere tam olarak uyulmaması, barışçıl bir toplantının niteliğini tek başına ortadan kaldırmayacağından, idarenin hakkın kullanımına müdahalesi mutlaka zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamalıdır.
Kötü muamele iddialarının soruşturulması usulü yönünden ise, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümleri ile yerleşik içtihatlar kritik önemdedir. Kolluk görevlilerinin güç kullanımından kaynaklanan kötü muamele şikâyetleri, 4483 sayılı Kanun m.2'nin son fıkrası kapsamında kalması nedeniyle idari izne tabi olmaktan çıkarılmıştır. Bu tür iddialar, savcılık makamlarınca doğrudan, resen ve derhâl soruşturulmalıdır.
Hukuki prensiplere göre kolluğun zor kullanma yetkisi, yalnızca başkaca tedbirlerin yetersiz kaldığı durumlarda ve direnişi kırmak amacıyla orantılı kullanıldığı takdirde hukuka uygun kabul edilir. Kullanılan gücün zorunlu ve orantılı olduğunu ispat yükümlülüğü ise tamamen kamu makamlarına aittir. Soruşturma makamları, olaya karışan kişilerden bağımsız hareket etmeli ve tüm delillerin tarafsız bir analizini yaparak maddi gerçeği usulüne uygun şekilde ortaya çıkarmakla görevlidir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda Anayasa Mahkemesi, toplantıya müdahale edilmesinin gerekçesi olarak gösterilen basın açıklamasındaki eleştirel ifadelerin, barışçıl bir toplantıyı şiddete evrilmiş veya amacından sapmış hâle getirmeyeceğine kanaat getirmiştir. Kalabalığın şiddet eylemlerine başvurduğuna dair herhangi bir delil bulunmamasına rağmen, polis tarafından kalkanlarla iteklenerek müdahale edilmesinin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamadığı ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uymadığı tespit edilmiştir.
Kötü muamele yasağının usul boyutu açısından yapılan incelemede ise, başvurucunun şikâyetlerinin savcılık tarafından hatalı bir şekilde "görevi kötüye kullanma" olarak nitelendirildiği vurgulanmıştır. Başvurucunun vücudunda kızarıklık ve ağrı bulunduğunu kanıtlayan adli muayene raporuna rağmen, savcılık bu iddiaları 4483 sayılı Kanun kapsamında değerlendirerek gereksiz yere valilikten soruşturma izni talep etmiştir. İzin verilmemesi üzerine dosyanın işlemden kaldırılması, bağımsız ve etkili soruşturma yürütme yükümlülüğüne açıkça aykırı bulunmuştur.
Ayrıca, soruşturma aşamasında savcılığın olay yeri kamera kayıtlarını detaylıca incelememesi, tanıkları dinlememesi ve doğrudan faillerin çalıştığı kolluk biriminden delil ve bilgi talep etmekle yetinmesi soruşturmanın ciddiyeti ve bağımsızlığı konusunda ağır şüpheler yaratmıştır. Savcılığın, başvurucunun arama yapılmasına engel olduğu veya polise direndiği yönündeki kolluk iddialarını yeterli bir sorgulama yapmaksızın doğrudan kabul etmesi, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması bakımından özen eksikliği olarak değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, kötü muamele yasağının usul boyutu ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.