Karar Bülteni
AYM Ramazan Onur Karadeniz BN. 2023/19773
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2023/19773 |
| Karar Tarihi | 23.12.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Tanığın duruşmada dinlenmemesi geçerli nedene dayanmalıdır.
- Belirleyici tanık beyanına karşı dengeleyici güvence sağlanmalıdır.
- İstinabe ile dinleme yüzleşme hakkını kesinlikle ortadan kaldıramaz.
- Cezanın bireyselleştirilmesinde etkili beyan belirleyici delil sayılır.
Bu karar, ceza yargılamasında adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biri olan tanık sorgulama hakkının sınırlarını ve derece mahkemelerinin bu konudaki usul yükümlülüklerini son derece net bir biçimde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, sanığın aleyhine ifade veren ve mahkûmiyet hükmünde cezanın belirlenmesi aşamasında dahi olsa belirleyici rol oynayan bir tanığın duruşmada bizzat veya ses ve görüntü nakli yoluyla dinlenmemesini ciddi bir usul eksikliği olarak değerlendirmiştir. Yüksek Mahkeme, yargılamayı yapan mahkemenin tanığı huzurda dinlememesi için geçerli ve nesnel bir sebep göstermesi gerektiğini, aksi hâlde ceza muhakemesinin temel direklerinden olan doğrudan doğruyalık ilkesinin zedeleneceğini vurgulamaktadır.
Uygulamadaki emsal etkisi bakımından bu karar, özellikle başka dosyalarda şüpheli konumunda olan kişilerin istinabe yoluyla alınan tanık beyanlarının yegâne veya belirleyici delil olarak kullanıldığı ceza davalarında alt derece mahkemeleri için bağlayıcı bir standart oluşturmaktadır. Sanığın, aleyhindeki tanığa soru sorma, onun mahkeme huzurundaki tepkilerini gözlemleme ve güvenilirliğini test etme imkânından mahrum bırakılması, yargılamanın hakkaniyetini doğrudan zedeleyen bir unsur olarak tescillenmiştir. Karar, mahkemelerin ceza tayininde belirleyici olan tanık beyanlarına dayanırken sanığa sadece kâğıt üzerinde okuma yapmakla yetinemeyeceklerini, mutlaka etkili karşı dengeleyici güvenceleri sunmalarının anayasal bir zorunluluk olduğunu bir kez daha teyit etmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, olay tarihinde Kara Harp Okulunda üsteğmen rütbesiyle görev yapmaktayken 15 Temmuz darbe teşebbüsü eylemlerine katıldığı iddiasıyla gözaltına alınarak tutuklanmış ve hakkında dava açılmıştır. Yargılama sürecinde, başka bir soruşturma kapsamında şüpheli olan Ö. Y. İsimli bir şahsın başvurucu aleyhine verdiği ifadeler dosyaya sunulmuştur. Bu tanık, başvurucunun örgüt evinde kaldığını, kod adı kullandığını ve himmet verdiğini iddia etmiştir. Mahkeme, bu tanığın ifadesini istinabe yoluyla başka bir mahkeme vasıtasıyla almış, başvurucunun tanıkla mahkeme huzurunda yüzleştirilme ve ona bizzat soru sorma talebini ise yargılamaya yenilik katmayacağı gerekçesiyle reddetmiştir. Yapılan yargılama sonucunda başvurucu, darbeye teşebbüs suçuna yardım etmekten ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış, ardından yapılan indirimlerle cezası 15 yıla düşürülmüştür. Başvurucu, aleyhindeki tanığı doğrudan sorgulama imkânından mahrum bırakıldığını ve yargılamanın makul sürede tamamlanmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, ceza yargılamalarında sanığa aleyhindeki tanıkları sorguya çekme veya çektirme hakkını asli bir güvence olarak sunmaktadır. Bu hak, sanığın aleyhindeki tanıklarla yüzleşebilmesini ve bu kişilerin beyanlarının doğruluğunu bizzat duruşma ortamında sınama imkânına sahip olmasını gerektirir. Doğrudan doğruyalık ilkesi gereği hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.180 uyarınca, hastalık veya malullük gibi zorunlu hâllerde tanığın istinabe yoluyla dinlenmesi hukuken mümkün kılınmış ise de, aynı maddenin beşinci fıkrası gereği sesli ve görüntülü iletişim tekniğinin kullanılması olanağı varsa bu yöntemle ifade alınması kanuni bir zorunluluktur. Güvenilirliği şüpheli tanık beyanlarının mahkûmiyete esas alınması durumunda, bu beyanların doğruluğunun test edilmesi şarttır.
Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, tanık sorgulama hakkının ihlal edilip edilmediği üç aşamalı bir test ile belirlenir:
- Tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığı tespit edilmelidir.
- Sanığın sorgulama imkânı bulamadığı tanık beyanının mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilmelidir. Belirleyicilik, sadece mahkûmiyet kararı yönünden değil, cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak tayin edilmesi veya ceza indirimlerinin katı uygulanması açısından da dikkate alınır.
- Sorgulama imkânı tanınmayan tanığın beyanı tek veya belirleyici delil ise, savunma tarafının maruz kaldığı bu zorluğun telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmediği ortaya konulmalıdır. Mahkemenin sanığa olayın kendi versiyonunu anlatma fırsatı vermesi tek başına yeterli olmayıp, tanığın teknik imkânlarla dahi olsa sorgulanmaması hakkaniyeti zedeler.
Ayrıca makul sürede yargılanma hakkına ilişkin ihlal iddialarında Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun tüketilmesi zorunlu tutulmuştur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda derece mahkemesinin tanık sorgulama hakkına yönelik hukuki yaklaşımını üç aşamalı test kriterleri çerçevesinde büyük bir titizlikle incelemiştir. İlk derece mahkemesi, başvurucu aleyhine ifade veren tanık Ö. Y.'nin başka bir soruşturma kapsamında verdiği ifadeleri dosyaya dâhil etmiş ve bu kişinin istinabe yoluyla beyanını almıştır. Ancak mahkeme, bu tanığın duruşmada bizzat veya ses ve görüntü nakli yoluyla dinlenmesi için hiçbir somut çaba göstermemiştir. Ne duruşma tutanaklarında ne de gerekçeli kararda, tanığın mahkemede hazır edilememesinin veya SEGBİS ile dinlenememesinin hangi geçerli ve zorunlu nedene dayandığına ilişkin hiçbir makul açıklamaya yer verilmemiştir.
İkinci aşama olan delilin belirleyiciliği testinde; mahkemenin, başvurucuya verilen temel ceza üzerinden indirim yaparken takdiri nedenleri daha katı (teşdiden) uygulamasına gerekçe olarak, söz konusu tanığın örgüt hiyerarşisine ilişkin beyanlarını esas aldığı saptanmıştır. Aynı dosyada benzer suçtan yargılanan bazı sanıklara 12 yıl 6 ay ceza verilirken, başvurucuya tanık beyanları da göz önüne alınarak 15 yıl hapis cezası verilmiştir. Bu nedenle duruşmada dinlenmeyen tanığın beyanlarının, mahkûmiyete giden yolda suçun vasfının tayini ve cezanın bireyselleştirilmesinde açıkça belirleyici nitelikte delil olduğu tespit edilmiştir.
Son aşamada ise Anayasa Mahkemesi, savunma tarafına bu dezavantajlı durumu telafi edecek karşı dengeleyici güvenceler sunulup sunulmadığını değerlendirmiştir. Başvurucu, yargılama sürecinde kendi versiyonunu anlatma fırsatı bulmuş olsa da, kanuni düzenlemelere rağmen tanığın neden SEGBİS ile dinlenmediğine dair makul bir açıklama getirilmemiştir. Başvurucu tanığın anlık tepkilerini gözlemleyememiş, güvenilirliğini test edecek sorular yöneltememiş ve yargılamayı yapan mahkeme heyetinin de tanıkla ilgili doğrudan bir vicdani izlenim edinmesi tamamen engellenmiştir. Güvenilirliği çapraz sorgu ile test edilmemiş tanık ifadelerinin belirleyici ölçüde esas alınmasına karşılık, savunmaya yeterli dengeleyici imkânların tanınmadığı ortaya çıkmıştır. Öte yandan, başvurucunun yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle ileri sürdüğü makul sürede yargılanma hakkı ihlali iddiası, ilgili mevzuat uyarınca kurulan Tazminat Komisyonuna başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.