Karar Bülteni
AYM İ.S. BN. 2021/8272
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/8272 |
| Karar Tarihi | 11.06.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Tanık beyanlarının mahkeme huzurunda alınması esastır.
- Sanığa aleyhindeki tanığı sorgulama imkânı tanınmalıdır.
- Belirleyici tanık beyanlarına karşı dengeleyici güvenceler sağlanmalıdır.
- Tanığın duruşmada dinlenmemesi yargılamanın hakkaniyetini zedeler.
Bu karar, ceza yargılamasında adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan tanık sorgulama hakkının hukuki sınırlarını ve mahkemelerin bu konudaki anayasal yükümlülüklerini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, hükme esas alınan veya belirleyici nitelikte olan tanık beyanlarının, doğrudan doğruyalık ilkesi gereğince bizzat kararı verecek olan mahkeme huzurunda alınması gerektiğinin önemle altını çizmektedir. Sanığın aleyhine ifade veren tanıkla yüzleşmesi ve onun beyanlarının güvenilirliğini doğrudan test edebilmesi, etkin savunma hakkının ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmektedir.
Uygulamada mahkemeler tarafından sıkça rastlanan istinabe yoluyla veya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) kullanılmaksızın yazılı olarak tanık dinlenmesi usulünün, sanığın savunma haklarını telafisi imkânsız şekilde kısıtlayabileceği bu kararla bir kez daha güçlü bir şekilde teyit edilmiştir. Mahkemenin, tanığın duruşmada hazır edilememesinin haklı ve geçerli nedenlerini somut olarak ortaya koyamaması, anayasal ihlalin temel nedenlerinden biri olarak görülmüştür. Benzer nitelikteki ceza davaları için önemli bir emsal teşkil eden bu karar, mahkûmiyete belirleyici ölçüde etki eden tanık beyanlarının bulunduğu tüm dosyalarda, derece mahkemelerinin dengeleyici ve telafi edici güvenceleri mutlak surette sağlaması gerektiğini vurgulamaktadır. Aksi takdirde, güvenilirliği huzurda sınanmamış beyanlara dayalı olarak verilecek mahkûmiyet kararlarının adil yargılanma hakkını doğrudan zedeleyeceği son derece açıktır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, askerî doktor olarak görev yapmaktayken FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu şüphesiyle hakkında ceza soruşturması başlatılmış ve yapılan yargılama sonucunda hapis cezasına çarptırılmıştır. İlgili mahkûmiyet kararının temel dayanaklarından biri, örgütle irtibatlı olduğu iddia edilen bir tanığın başvurucu aleyhine verdiği ifadeler ile başvurucuya ait HTS (telefon iletişim) kayıtları olmuştur. Dava sürecinde başvurucu, aleyhine ifade veren bu belirleyici tanığın yargılamayı yapan mahkeme duruşmasında hazır edilmediğini, sadece istinabe yoluyla başka bir şehirde dinlendiğini ve bu nedenle tanığa doğrudan soru sorup onunla yüzleşme imkânı bulamadığını ileri sürmüştür. İstinaf ve temyiz yollarından beklediği hukuki sonucu alamayan başvurucu, adil yargılanma hakkının ve özellikle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak yeniden yargılama yapılmasını talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesinin tanık sorgulama hakkına ilişkin yerleşik içtihatlarına göre, sanığın aleyhine olan tanıkları mahkeme huzurunda sorguya çekme veya çektirme hakkı, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri gereğince adil bir yargılamanın yapılabilmesi bakımından zorunludur. İlgili kanun maddesi olan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 210. maddesi, olayın delilinin sadece bir tanığın açıklamalarından ibaret olması durumunda, o tanığın duruşmada mutlaka dinleneceğini emretmektedir. Mahkeme kararlarında, bu temel kuralın istisnai durumlarda nasıl uygulanacağına ilişkin doğrudan doğruyalık ilkesi çerçevesinde üç aşamalı bir hukuki test benimsenmiştir.
Uygulanan bu testin ilk aşamasında, tanığın mahkemede hazır edilememesinin geçerli ve hukuki bir nedene dayanıp dayanmadığına bakılır. Hükme temel alınan delillerin kararı bizzat verecek olan hâkim huzurunda ikame edilmesi esastır. İkinci aşamada, sanığın doğrudan sorgulama imkânı bulamadığı tanık tarafından verilen beyanın, mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilir. Bir delilin belirleyici olup olmadığı sadece suçun sübutu yönünden değil, temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak tayin edilmesi açısından da titizlikle dikkate alınır.
Üçüncü aşamada ise, sorgulama imkânı tanınmayan tanığın beyanının tek veya belirleyici delil olması hâlinde, savunma tarafının maruz kaldığı bu usuli zorlukların telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmediği incelenir. Bu hukuki güvenceler kapsamında, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) gibi vasıtalarla tanığın dinlenerek sanığa anlık soru sorma imkânı sağlanması veya şüpheli tanık beyanını güçlü bir şekilde destekleyen başkaca somut delillere dayanılması, telafi edici temel güvenceler arasında sayılmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda, başvurucu hakkında verilen hapis cezası mahkûmiyetinin ve bu cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesinin temel dayanaklarından biri, tanık R. K.H.nin soruşturma aşamasındaki beyanlarıdır. Ancak ilk derece mahkemesi, yargı çevresi dışında bulunan bu tanığın mahkemede bizzat hazır edilmemesi veya SEGBİS yöntemiyle duruşmada dinlenmemesi hususunda herhangi bir hukuki ve geçerli neden ortaya koymamıştır. Yalnızca tanığın istinabe yoluyla alınan yazılı beyanlarının duruşmada okunmasıyla yetinilmiş ve bu şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Başvurucu, aleyhinde ifade veren tanığın beyanlarının alındığı yargılama aşamasında hazır bulunmadığı için tanığı doğrudan sorgulayamamış ve tanığın sorulan sorulara verdiği cevaplara yönelik kişisel bir izlenim edinme fırsatından bütünüyle mahrum bırakılmıştır. Bu usuli eksiklik, kararı verecek olan mahkeme hâkiminin de tanığın anlık tepkilerini gözlemleyerek beyanlarının tutarlılığını ve güvenilirliğini bizzat tartmasına engel olmuştur. Ayrıca mahkûmiyete esas alınan HTS kayıtlarının, örgüt içi gizli iletişimi teyit eder nitelikte detaylı bir analiz raporuna ve ardışık arama kriterlerine uygun şekilde dayanmadığı, başvurucunun iddiaları doğrultusunda bu yöndeki teknik inceleme taleplerinin mahkemece karşılanmadığı tespit edilmiştir.
Dolayısıyla yargılama sürecinde, mahkûmiyete belirleyici ölçüde etki eden tanık beyanının doğruluğunun ve güvenilirliğinin mahkeme huzurunda usulüne uygun şekilde test edilmediği, savunma tarafının karşılaştığı bu açık dezavantajı giderecek SEGBİS gibi telafi edici hiçbir dengeleyici güvencenin sağlanmadığı anlaşılmıştır. Yargı çevresi dışında bulunan bir tanığın, sırf bu coğrafi mesafe nedeni öne sürülerek istinabe yoluyla dinlenmesi tek başına yeterli bir mazeret olarak kabul edilmemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, güvenilirliği test edilmemiş tanık beyanlarına dayanılarak ve yeterli dengeleyici güvenceler sunulmaksızın hüküm kurulmasının adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkını ihlal ettiği yönünde karar vermiş ve yeniden yargılama yapılması için başvuruyu kabul etmiştir.