Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Amire Baykal Arslan ve Diğerleri | BN....

Karar Bülteni

AYM Amire Baykal Arslan ve Diğerleri BN. 2021/1094

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/1094
Karar Tarihi 02.05.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Tıbbi ihmal davaları makul sürede sonuçlandırılmalıdır.
  • Yaşam hakkının usul boyutu özenli yargılamayı gerektirir.
  • Uzun süren yargılamalar cezasızlık izlenimi yaratmamalıdır.
  • Benzer ihlallerin önlenmesi için yargılama hızı elzemdir.

Bu karar, tıbbi ihmal iddialarına dayalı tazminat davalarının uzun sürmesinin, devletin yaşam hakkı kapsamındaki usul yükümlülüklerini nasıl ihlal edebileceğini hukuken ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, bireylerin sağlık hizmeti alırken yaşamını yitirmesi durumunda başlatılan yargı süreçlerinin yalnızca şeklî bir denetimden ibaret olamayacağını vurgulamaktadır. Yargılamanın on altı yılı aşan bir süreye yayılması, sadece davanın tarafları açısından değil, aynı zamanda kamuoyunun adalet sistemine duyduğu güven açısından da ciddi zafiyetler yaratmaktadır. Bu bağlamda, makul sürede tamamlanmayan yargılamaların, yaşam hakkının devlete yüklediği etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünü doğrudan zedelediği hukuken tescillenmiştir.

Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar sağlık kuruluşları ve personeline yönelik açılan malpraktis (tıbbi hata) davalarında yargı mercilerine yönelik ciddi bir uyarı niteliğindedir. Mahkemelerin, ölümle sonuçlanan vakalarda sorumluların tespiti ve mağduriyetlerin giderilmesi sürecini ivedilikle tamamlamaları gerektiği prensibi yerleşik hâle gelmiştir. Aksi takdirde, uzayan yargılamaların toplumda hukuka aykırı eylemlere müsamaha gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı izlenimi uyandırabileceği, bunun da hukukun üstünlüğü ilkesine zarar vereceği açıktır. Dolayısıyla bu karar, tıp hukukundan kaynaklanan tazminat davalarında makul sürat ve özen yükümlülüğünün standartlarını belirlemesi açısından uygulamada büyük bir öneme sahiptir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucuların kardeşi M.B., burun ameliyatı olmak amacıyla özel bir hastaneye başvurmuş, ancak ameliyat için uygulanan anestezi sonrasında fenalaşarak hayatını kaybetmiştir. Ölüm olayının ardından başvurucular, kardeşlerinin vefatında doktorların ve hastanenin kusuru bulunduğu iddiasıyla 2005 yılında maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Davada, Adli Tıp Kurumundan alınan raporlar ile üniversite hastanelerinden alınan raporlar arasında çelişkiler yaşanmış, yargılama süreci bozma kararlarıyla birlikte uzamıştır. Sonuç olarak, ilk derece mahkemesinin 2019 yılında verdiği kısmen kabul kararı ancak 2021 yılının sonunda kesinleşebilmiştir. Başvurucular, yakınlarının ölümüyle sonuçlanan bu tıbbi ihmal davasının tam on altı yıl bir ay sürmesi nedeniyle adil yargılanma ve yaşam haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine başvurmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa m. 17 kapsamında güvence altına alınan yaşama hakkı ve bu hakkın devlete yüklediği usul yükümlülüklerine dayanmıştır. Yaşam hakkının usul boyutu, ölümle sonuçlanan şüpheli olaylar veya tıbbi ihmal iddiaları karşısında devletin etkili, özenli ve makul süratte bir yargısal süreç yürütmesini emretmektedir.

Tıbbi ihmal iddialarının söz konusu olduğu durumlarda, adli veya idari yargıda açılan tazminat davalarında yargılama mercilerinin makul derecede ivedilik ve özen şartını yerine getirmesi zorunludur. Mahkemenin yerleşik içtihat prensiplerine göre, bu tür olaylarda yapılmış olması muhtemel hataları öğrenmek, sağlık kuruluşları ile çalışanlarının olası kusurlarını tespit edip gidermek ve gelecekte benzer hataların yaşanmasını önlemek hukukun üstünlüğü açısından son derece kritiktir. Yargı sisteminin bu tür ağır hak ihlali iddialarında yavaş işlemesi, toplumda hukuka aykırılıklara hoşgörü gösterildiği izlenimi yaratma riski taşır.

Davanın karmaşıklık derecesi, taraf sayısı ve yargılamanın ilerlemesine engel olan dışsal faktörler değerlendirildiğinde, yargılamanın makul süreyi aşıp aşmadığı tespit edilmektedir. Anayasa Mahkemesi, somut olayda yargılamanın makul bir süratle yürütülüp yürütülmediğini değerlendirirken, tıbbi hata davalarının doğası gereği taşıdığı önemi ve mağdur yakınlarının davanın hızla sonuçlandırılmasındaki hukuki menfaatini temel bir kural olarak benimsemiştir. Yaşam hakkı kapsamındaki etkili soruşturma ve yargılama yükümlülüğü, mağdurlara mutlaka tazminat ödenmesini garanti etmese de, sürecin ciddiyetle ve makul sürede tamamlanmasını anayasal bir zorunluluk olarak öngörür.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucuların yakınının tıbbi müdahale sırasında hayatını kaybetmesi üzerine başlatılan yargı sürecini detaylı bir şekilde incelemiştir. Başvurucular tarafından 2005 yılında açılan tazminat davasının, ancak on altı yıl bir ay gibi oldukça uzun bir sürenin ardından 2021 yılında kesinleştiği tespit edilmiştir. Mahkeme, davanın doğası gereği olağanüstü bir karmaşıklık içermediğini ve davanın bu kadar uzamasında başvuruculara atfedilebilecek herhangi bir kusur veya geciktirici eylem bulunmadığını vurgulamıştır.

Yargılama sürecinde Adli Tıp Kurumundan ve üniversitelerden alınan raporlar arasındaki çelişkilerin giderilmesi ve dosyanın karara bağlanması aşamalarında yargı makamlarının makul özen ve sürat yükümlülüğüne uygun hareket etmedikleri belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi, daha önce ölen kişinin babası tarafından yapılan benzer bir bireysel başvuruda da aynı davanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verdiğini hatırlatmıştır. Bu bağlamda, on altı yılı aşan bir yargılama süresinin, özellikle yakınlarını kaybeden kişilerin adalete erişimdeki menfaatleri göz önüne alındığında, hiçbir şekilde kabul edilemez olduğu ifade edilmiştir.

Kararda, böylesi uzun süren yargılamaların, toplumdaki bireylerin hukukun üstünlüğüne olan inancını zedeleyeceği ve hatalı tıbbi uygulamalara karşı caydırıcılığı ortadan kaldıracağı belirtilmiştir. Adaletin bu denli gecikmesi, hukuka aykırı eylemlere karşı devletin kayıtsız kaldığı görünümünü yaratmaktadır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, yargılamanın makul bir sürat ve özenle yürütülmediği açıkça ortaya konulmuştur.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, on altı yılı aşan yargılama süreci nedeniyle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: