Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Nilgün Seydanlıoğlu ve Diğerleri | BN....

Karar Bülteni

AYM Nilgün Seydanlıoğlu ve Diğerleri BN. 2021/1069

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2021/1069
Karar Tarihi 19.11.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok / Kabul Edilemez
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • - Tıbbi ihmal iddialarında özenli yargısal inceleme şarttır.
  • - Bilirkişi raporlarının değerlendirilmesi derece mahkemelerinin görevidir.
  • - Mahkemeler iddiaları uzman bilirkişi raporlarıyla aydınlatmalıdır.
  • - Delillerin değerlendirilmesinde bariz takdir hatası olmamalıdır.

Bu karar, tıbbi müdahaleler neticesinde ortaya çıkan zararlara ilişkin açılan tazminat davalarında devletin pozitif usul yükümlülüklerinin sınırlarını ve mahkemelerin araştırma yükümlülüğünün kapsamını çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı temelinde, tıbbi ihmal ve özen eksikliği iddialarının derece mahkemelerince makul bir dikkat ve derinlikle incelenip incelenmediğini değerlendirmiştir. Yargılama sürecinde alınan çok sayıda uzman bilirkişi raporuyla maddi vakanın aydınlatılması, adli makamların yükümlülüklerini layıkıyla yerine getirdiğinin bir göstergesi olarak kabul edilmiştir.

Karar, Anayasa Mahkemesinin derece mahkemelerinin yerine geçerek delil değerlendirmesi yapamayacağını veya tıp biliminin gerektirdiği uzmanlık konularında bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğunu bizzat denetleyemeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Asıl olan, anayasal güvenceler çerçevesinde yargısal sürecin usulüne uygun şekilde işletilmesi ve tarafların iddialarına yeterli yanıt verilmesidir.

Benzer tıbbi malpraktis davalarında bu karar, derece mahkemelerinin yapması gereken hukuki incelemenin derinliği açısından önemli bir emsal teşkil etmektedir. Tarafların itirazlarının karşılanması amacıyla Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulları, üst kurulları ve üniversitelerden mükerrer raporlar alınarak tıbbi çelişkilerin giderilmeye çalışılması, adil bir yargılamanın ve etkili bir hukuki korumanın standartlarını belirlemektedir.

Uygulamadaki önemi bakımından, yargısal makamların iddiaları uzmanlık gerektiren hususlarda bilirkişi incelemesine tabi tutması ve takdir hatası içermeyen yeterli gerekçeli kararlar vermesi hâlinde, hak ihlali kararı verilmeyeceği netleşmiştir. Bu durum, sağlık hukuku alanındaki tazminat davalarında bilirkişi raporlarının ve yargısal özenin uyuşmazlığın adil çözümündeki belirleyici rolünü bir kez daha pekiştirmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucular, anne ile bebek arasında kan uyuşmazlığı (Rh uygunsuzluğu) bulunmasına rağmen gebelik sürecinde yapılan laboratuvar testinde bu durumun hatalı olarak "uygunsuzluk yok" şeklinde raporlandığını iddia ederek doğumu gerçekleştiren hekim, tahlili yapan laboratuvar ve ilgili hastaneye karşı tazminat davası açmıştır. Hatalı teşhis nedeniyle doğan bebekte sarılık geliştiği, zamanında tedavi uygulanamadığı için bebeğin kalıcı bedensel ve gelişimsel engellere, konuşma ve yutma bozukluklarına maruz kaldığı ileri sürülmüştür. Ayrıca anneye doğum sonrası koruyucu uyuşmazlık iğnesi yapılmaması sebebiyle bir daha sağlıklı çocuk doğurma şansının kalmadığı belirtilmiştir. Başvurucular, tıbbi ihmal ve özen eksikliği ile aydınlatma yükümlülüğünün ihlali gerekçeleriyle maddi ve manevi tazminat talep etmiştir. Derece mahkemesi ise alınan birden fazla uzman bilirkişi raporu doğrultusunda sağlık kurumlarının ve hekimin tıbbi bir kusuru bulunmadığı gerekçesiyle tazminat davasının reddine karar vermiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 17 kapsamında güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile Anayasa m. 36 kapsamında adil yargılanma hakkı yönünden incelemiştir.

Anayasa m. 17 uyarınca herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı bulunmaktadır. Bu anayasal hak, devlete yalnızca bireylerin vücut bütünlüğüne keyfî müdahaleden kaçınma şeklinde bir negatif yükümlülük değil, aynı zamanda özel veya kamu sağlık kuruluşları tarafından sunulan sağlık hizmetlerinde hastaların yaşamı ile maddi ve manevi varlıklarının korunması için gerekli her türlü yasal ve idari tedbiri alma şeklinde bir pozitif yükümlülük de yüklemektedir.

Tıbbi ihmal iddialarına ilişkin hukuki sorumluluğun tespiti amacıyla idari veya adli yargıda açılan tazminat davalarında, derece mahkemelerinin iddiaları makul derecede dikkatli ve özenli bir şekilde inceleme zorunluluğu bulunmaktadır. Mahkemelerin Anayasa m. 17'nin gerektirdiği derinlikte bir araştırma yapması ve dosyayı aydınlatması, benzer hak ihlallerinin önlenmesinde hayati bir role sahiptir.

Yerleşik anayasal içtihat prensiplerine göre, olayların oluşumuna ilişkin somut delillerin değerlendirilmesi kural olarak idari ve yargısal makamların ödevidir. Anayasa Mahkemesinin asli görevi, dosyada bulunan tıbbi belgelerden hareketle uzman bilirkişilerin vardığı bilimsel sonuçların doğruluğunu denetlemek değildir. Yüksek Mahkemenin buradaki rolü, devletin usul yükümlülüklerinin yerine getirilip getirilmediğini denetlemek, mahkemelerin takdir yetkilerini kullanırken gösterdikleri gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığını nesnel bir şekilde incelemektir. Ayrıca yargılamanın uzun sürmesine yönelik iddialar bakımından 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun uyarınca yasal olarak kurulan Tazminat Komisyonuna başvurulması gerektiği kuralı esastır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda derece mahkemelerinin yürüttüğü yargılama sürecini maddi ve manevi varlığın korunması hakkı bağlamındaki pozitif usul yükümlülükleri açısından detaylı bir şekilde değerlendirmiştir.

Yargılama safahatında ilk derece mahkemesi ve istinaf mercii tarafından maddi vakaların aydınlatılması amacıyla Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Dairesinden, üniversite öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi heyetinden ve son olarak Adli Tıp Kurumu 3. Üst Kurulundan raporlar alınmıştır. İlgili kurullardan alınan bu ayrıntılı raporlarda; doğum sürecinde görev alan hekimin eylemlerinin tıp kurallarına uygun olduğu, laboratuvar sonuçlarındaki farklılığın ise anneden kaynaklanan kontaminasyon gibi laboratuvar çalışmalarında nadir görülen tıbbi bir durumdan (yalancı negatiflik) kaynaklanabileceği ve sağlık kurumlarına atfedilebilecek bir tıbbi kusur veya ihmal bulunmadığı tespit edilmiştir.

Derece mahkemesinin başvurucuların yargılamanın sonucuna etkili olabilecek iddia ve itirazlarını dikkate aldığı, raporlar arasındaki olası çelişkileri gidermek adına itirazları karşılayacak nitelikte Adli Tıp Üst Kurulundan yeni rapor temin ettiği görülmüştür. Anayasa Mahkemesi, yerel mahkemenin bilirkişi raporlarına dayanarak verdiği davanın reddi kararında, delillerin değerlendirilmesi hususunda bariz bir takdir hatası veya açık bir keyfîlik bulunmadığını belirlemiştir. Başvurucuların hukuki menfaatlerini korumak için davaya etkin katılımlarının sağlandığı, delillerini sunabildikleri ve kararlara karşı kanun yollarına başvurabildikleri dikkate alındığında, devletin maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin usulüne uygun olarak yerine getirildiği kanaatine varılmıştır.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik iddialar bakımından ise mevzuatta yapılan yasal değişiklikler doğrultusunda Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun tüketilmesi gerektiği, bu yol tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun ikincillik ilkesi ile bağdaşmayacağı tespit edilerek başvurunun bu kısmı bakımından kabul edilemezlik kararı verilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: