Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | K.G. ve Diğerleri | BN. 2021/12621

Karar Bülteni

AYM K.G. ve Diğerleri BN. 2021/12621

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/12621
Karar Tarihi 18.09.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Tıbbi müdahalelerde hastayı aydınlatma yükümlülüğü esastır.
  • Hizmet kusuru doğan zararla orantılı tazmin edilmelidir.
  • Manevi tazminat yaşanan elemle uyumlu olmalıdır.
  • Yargı makamları iddiaları özenle incelemekle yükümlüdür.

Bu karar, gebelik takibinde yaşanan tıbbi ihmaller ve hekimin hastayı aydınlatma yükümlülüğünün ihlali durumlarında devletin pozitif yükümlülüklerinin sınırlarını çizmesi bakımından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, hekimlerin anne karnındaki bir anomalinin tespiti ve ailenin zamanında bilgilendirilmesi konusundaki ihmallerini açık bir hizmet kusuru olarak kabul etmiş, sırf anomalinin hekim müdahalesiyle oluşmadığı gerekçesiyle maddi tazminatın doğrudan reddedilmesini ve yaşanan ızdıraba kıyasla çok düşük bir manevi tazminata hükmedilmesini yeterli bir yargısal giderim olarak görmemiştir.

Karar, engelli doğan çocukların ailelerinin gebelik sürecinde bilgilendirilmemesi durumunda doğum anında yaşanan ağır şok, üzüntü ve ilerleyen süreçteki bakım maliyetlerinin tazminat hukukunda nasıl ele alınması gerektiğine dair çok net bir çerçeve çizmektedir. Eksik bilgilendirme ve aydınlatılmış onamın usulüne uygun alınmaması durumları, doğrudan hizmet kusuru kabul edilerek tazminat taleplerinin bu eksende detaylıca tartışılmasını zorunlu kılmaktadır.

Benzer tıbbi ihmal ve malpraktis davalarında bu karar, derece mahkemelerinin mağdurların yaşadığı ızdırabı ve ömür boyu sürecek yükü tam olarak karşılayacak orantılı tazminatlara hükmetmesi gerektiğini göstermesi açısından güçlü bir emsal niteliğindedir. Mahkemelerin, tıbbi teşhis hataları neticesinde idarenin kusurunu tespit etmeleri hâlinde, tazminat miktarlarını olayın ağırlığına uygun ve caydırıcı olarak belirleme zorunluluğu, anayasal güvencelerin bir gereği olarak bu kararla bir kez daha pekiştirilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Olay, anne ve babanın çocuklarının doğumu öncesinde devlet hastanesinde yapılan rutin muayenelerde ve ultrason çekimlerinde doktorlar tarafından bebekteki fiziksel eksikliğin fark edilmemesi ve ailenin bu durum hakkında bilgilendirilmemesi üzerine başlamıştır. Beklenen doğum gerçekleştiğinde bebek, sol kolu dirsekten aşağısı olmadan dünyaya gelmiştir. Aile, hamilelik sürecinde gerekli tıbbi teşhisin yapılmadığını, doktorların kendilerine bebeğin tamamen sağlıklı olduğunu ve hiçbir sorun bulunmadığını söylediklerini, bu eksiklik önceden bildirilseydi gebelik sürecine dair farklı kararlar alabileceklerini belirterek ilgili doktorlar ve idare aleyhine maddi ile manevi tazminat davası açmıştır. Mahkeme, bebekteki anomalinin doğrudan doktorların eyleminden kaynaklanmadığını belirterek ailenin maddi tazminat talebini tamamen reddetmiş, aydınlatma yükümlülüğünün ihlal edildiği gerekçesiyle ise yalnızca belli bir miktar manevi tazminata hükmetmiştir. Başvurucular, maddi zararlarının hiçbir şekilde karşılanmaması ve hükmedilen manevi tazminat miktarının yaşadıkları ömür boyu sürecek yıkım karşısında çok düşük kalması nedeniyle karara itiraz etmiş, kanun yollarından istedikleri sonucu alamayınca bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümü ve Anayasa Mahkemesinin değerlendirmesi, temel olarak Anayasa m. 17 kapsamında koruma altına alınan kişinin dokunulmazlığı ile maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ekseninde şekillenmektedir. Söz konusu hak, Anayasa m. 56 hükmünde düzenlenen herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı ile birlikte değerlendirildiğinde, devlete sadece keyfî müdahalelerden kaçınma niteliğinde bir negatif yükümlülük değil, aynı zamanda bireylerin yaşamlarını ve vücut bütünlüklerini korumaya yönelik gerekli idari ve yargısal tedbirleri alma noktasında kapsamlı bir pozitif yükümlülük de yüklemektedir.

Devletin bu kapsamdaki pozitif yükümlülükleri, sağlık hizmetlerinin, ister kamu ister özel sağlık kuruluşları tarafından sunulsun, yüksek mesleki standartlara ve tıp kurallarına uygun şekilde yürütülmesini sağlamayı ve sağlık personelinin tıbbi müdahalelerde hastaları eksiksiz, anlaşılır ve doğru biçimde aydınlatmasını gerektirir. Hukuki sorumluluğun doğduğu durumlarda, kişilerin uğradığı zararların giderilmesi amacıyla açılacak idari veya adli tazminat davalarının mahkemeler tarafından Anayasa m. 17 hükmünün gerektirdiği derinlik, ciddiyet ve özenle incelenmesi şarttır.

Hizmet kusurunun tespit edildiği tıbbi ihmal vakalarında, mağdurun beden bütünlüğüne verilen zararın veya aydınlatma yükümlülüğünün ihlali sonucu ailede ve bireyde yaşanan ağır ruhsal yıkımın etkilerini hafifletecek, adalete inancı sarsmayacak orantılı bir manevi tazminata hükmedilmesi esastır. Aynı zamanda, idarenin hizmet kusurunun mağdur üzerinde bıraktığı dolaylı veya doğrudan maddi etkilerin de nedensellik bağı kurularak titizlikle değerlendirilmesi ve zararın tazminat hukuku ilkelerince karşılanması, anayasal hakların korunması bakımından zorunlu bir yargısal temel kuraldır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken öncelikle başvurucuların çocuğunda ortaya çıkan anatomik eksikliğin gebelik takibi sürecinde uzman hekimler tarafından tespit edilememesinin ve ailenin bu hayati konuda hiçbir şekilde aydınlatılmamasının, ilgili idare ve hekimler bakımından açık bir hizmet kusuru olduğunu teyit etmiştir. Derece mahkemesi ve Adli Tıp Kurumu raporları, söz konusu anomalinin doğrudan hekimlerin herhangi bir müdahalesi veya eylemiyle oluşmadığını, kürtaj yoluyla tahliyenin veya anne karnında tedavinin tıbben mümkün olmadığını açıkça ortaya koymuş olsa da, bu durum ailenin sağlık durumu hakkında doğru ve zamanında bilgilendirilme hakkının ihlal edildiği gerçeğini değiştirmemektedir.

Mahkeme yargılama sürecinde, aydınlatılmış onam formunun okuma yazma bilmeyen eşe usulsüzce imzalattırılmasını ve prosedürün eksik işletilmesini idarenin hizmet kusuru olarak tescillemiştir. Ancak bu açık kusur neticesinde takdir edilen manevi tazminat miktarı, bebeğin ömür boyu yatağa bağımlı ve ağır engelli yaşayacak olması, ailenin bu durumu doğum anında büyük bir travma ile öğrenmesi ve yaşadıkları derin acı dikkate alındığında son derece yetersiz bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi, hükmedilen bu meblağın olayın ağırlığıyla tamamen orantısız olduğunu, mağdurların hissettiği elemi hafifletmekten uzak kaldığını ve kamu hizmetlerinin yürütülmesinde aranan caydırıcılık unsurunu taşımadığını tespit etmiştir.

Bunun yanında, açıkça bir hizmet kusuru tespit edilmesine ve ailenin hayatında geri dönülemez maddi kayıplar ile bakım külfeti oluşmasına rağmen, ailenin maddi tazminat talebinin mahkemece nedensellik bağı kurulmadan ve hiçbir tatmin edici gerekçe sunulmadan reddedilmesi, eksik ve özensiz bir yargılama yapıldığının göstergesi olarak değerlendirilmiştir. Gebelik sürecinde usulünce bilgilendirilmeyen ailenin doğumdan sonra hazırlıksız biçimde karşılaştıkları bu ağır tablonun yarattığı ekonomik ve psikolojik yıkımın mahkemelerce giderilmemesi, devletin maddi ve manevi varlığı koruma yükümlülüğünün açık ihlali niteliğindedir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve yeniden yargılama yapılması talebiyle başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: