Anasayfa/ Karar Bülteni/ YARGITAY | 9. HD | 2016/20468 E. | 2016/15581 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2016/20468 E. 2016/15581 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/20468
Karar No 2016/15581
Karar Tarihi 29.06.2016
Dava Türü İşe İade
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Toplu iş sözleşmesi varken kanuni grev yapılamaz.
  • Ölçüsüz iş bırakma eylemleri yasa dışı grevdir.
  • Barışçıl olmayan eylemler haklı fesih sebebidir.
  • Yasa dışı grev tazminatsız fesih hakkı doğurur.

Bu karar, iş hukukunda toplu iş sözleşmelerinin bağlayıcılığı ve işçilerin toplu eylem haklarının sınırları bakımından son derece kritik bir anlama sahiptir. Hukuken, yürürlükte bir toplu iş sözleşmesi bulunmasına rağmen, işçilerin daha iyi mali haklar elde etmek veya bağlı bulundukları sendikaya tepki göstermek amacıyla iş bırakarak üretimi durdurmaları yasa dışı grev olarak nitelendirilmiştir. İşçilerin Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan demokratik tepki hakları bulunsa da, bu hakkın kullanımı sınırsız değildir. Eylemin ölçülülük ilkesini aşması, fabrikanın işgal edilmesi ve işverenin üretim faaliyetinin tamamen durdurulması, demokratik bir eylem sınırını aşarak işverenin haklı nedenle fesih yetkisini doğuran bir ihlal haline gelmiştir.

Uygulamadaki önemi ve emsal etkisine bakıldığında bu karar, özellikle metal sektöründe "metal fırtına" olarak bilinen ve sendikalara tepki olarak doğan kitlesel iş bırakma eylemlerine dair net bir hukuki çizgi çekmektedir. Mahkeme, işverene karşı doğrudan bir zarar verme kastı olmasa bile, salt üretimin durdurulması ve eylemin günlerce sürmesi durumunda iş sözleşmelerinin tazminatsız şekilde feshedilebileceğini açıkça ortaya koymuştur. Bu yönüyle karar, benzer davalarda işverenlerin işletmesel düzeni ve üretimin devamlılığını koruma haklarının, yasa dışı grev boyutuna varan toplu eylemler karşısında hukuken üstün tutulacağını gösteren bağlayıcı bir emsal teşkil etmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, metal sektöründe çalışan bir işçinin, üyesi olduğu sendikadan istifa etmesi ve katıldığı toplu iş bırakma eylemleri sonrasında işten çıkarılması üzerine işverene karşı açtığı işe iade davasından kaynaklanmaktadır.

Olayın temelinde, başka bir fabrikadaki işçilere verilen yüksek oranlı zamların ardından davalı işyerindeki işçilerin de benzer ücret artışı talep etmeleri ve mevcut yetkili sendikaya tepki göstermeleri yatmaktadır. İşçiler, sendika temsilcilerinin fabrikadan çıkarılmasını ve kendi belirledikleri sözcülerin tanınmasını istemiştir. İstekleri yasal olarak karşılanamayınca yaklaşık 150 işçi sabah vardiyasında işbaşı yapmayarak üretimi durdurmuş, "ölmek var dönmek yok" sloganlarıyla fabrikada eylem başlatmıştır. İşveren, iyi niyetli görüşme çağrılarına ve eylemin yasa dışı olduğuna dair uyarılarına rağmen işçilerin eylemi sürdürmesi üzerine, iş güvenliği ve üretim düzenini korumak amacıyla işçilerin sözleşmelerini tazminatsız olarak feshetmiştir. İşçi ise, kendisine sendikadan istifa ettiği için mobbing uygulandığını ve feshin haksız olduğunu iddia ederek işe iade ile sendikal tazminat talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Yargıtay, uyuşmazlığı değerlendirirken toplu iş hukuku prensiplerini ve grev hakkının yasal sınırlarını merkeze almıştır. Kararın temel dayanağı 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m. 58 hükmüdür. Bu madde, işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak işi bırakmalarını grev olarak tanımlar. Kanuna göre, "kanuni grev" ancak toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında bir uyuşmazlık çıkması hâlinde yapılabilir. Bu şartlar gerçekleşmeden yapılan her türlü iş bırakma eylemi ise yasa dışı (kanun dışı) grev statüsündedir.

Kararda ayrıca, Anayasanın 51., 54. ve 90. maddeleri ile 87 ve 98 sayılı ILO Sözleşmeleri ve Avrupa Sosyal Şartı gereğince işçilerin demokratik ve barışçıl toplu eylem haklarına sahip olduğu doktrin ve içtihat prensibi olarak hatırlatılmıştır. Ancak bu hakkın kullanımının mutlak olmadığı; eylemin işverene zarar verme kastı içermemesi ve ölçülülük ilkesine uygun olması gerektiği vurgulanmıştır.

Fesih işlemi açısından ise 6356 sayılı Kanun m. 70 ve 4857 sayılı İş Kanunu m. 25/II hükümleri uygulanmıştır. Yürürlükte olan bir toplu iş sözleşmesi varken, kanuni olmayan taleplerle üretimi durdurmanın işverene bildirimsiz ve tazminatsız haklı fesih imkânı tanıdığı yerleşik içtihat prensibi olarak benimsenmiştir. Hak arama hürriyetinin yasal sınırlar içinde kalması gerektiği, hukuken imkânsız taleplerle üretimin durdurulmasının işveren açısından haklı fesih nedeni oluşturduğu hukuki bir kural olarak tespit edilmiştir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, somut olayı incelerken işyerinde hali hazırda 01.09.2014 – 31.08.2017 tarihleri arasında geçerli bir toplu iş sözleşmesinin bulunduğunu tespit etmiştir. Ülke genelinde metal sektöründe yaşanan gerilimin işyerine sıçradığı, 02.07.2015 tarihinde sabah 07:30 vardiyasında 150 kişilik bir grubun üretim alanında toplanarak işbaşı yapmadığı ve üretimi yasa dışı şekilde durdurduğu saptanmıştır. Eyleme katılan işçiler, işverenin tüm iyi niyetli görüşme taleplerini sloganlar atarak reddetmiş ve işyerini terk etmemiştir.

Yüksek Mahkeme, işçilerin eyleme dayanak yaptığı talepleri de detaylıca değerlendirmiştir. İşçilerin, "yetkili sendika temsilcilerinin odalarının kaldırılması" ve "tüzel kişiliği olmayan kendi sözcülerinin işverence tanınması" gibi taleplerinin, yürürlükte olan bir toplu iş sözleşmesi varken hukuken karşılanmasının mümkün olmadığını belirtmiştir. İşverenin, hukuki sınırlar çerçevesinde maddi destek sağladığı ve taahhütlerde bulunduğu, işçileri defalarca yazılı ve sözlü olarak uyardığı, hatta emniyet birimlerinin ifade çağrılarına dahi işçilerin uymadığı tespit edilmiştir.

Yerel mahkemenin eylemi barışçıl bulmasına karşın Yargıtay, eylemin 3 gün sürmesi, katılımcı sayısı, üretimi durdurması ve zamanlaması dikkate alındığında ölçülü olmaktan uzak olduğunu açıkça vurgulamıştır. Ayrıca, eylemin işverenden çok, ilgili sendikaya yönelik bir tepki olduğu; işverenin sendikalı ve sendikasız işçiler arasında bir ayrımcılık yaptığına dair hiçbir delil bulunmadığı saptanmıştır. İşçilerin üretim alanını işgal ederek can ve mal güvenliğini tehlikeye atması ve şirket ile ülke ekonomisini zarara uğratması karşısında, işverenin iş akitlerini feshinin son çare olarak uygulandığı ve yasalara uygun olduğu kanaatine varılmıştır.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, işverenin yaptığı feshin haklı nedene dayandığını kabul ederek yerel mahkeme kararını bozmuş ve davanın reddi yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: