Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Mehmet Sarı | BN. 2020/32077

Karar Bülteni

AYM Mehmet Sarı BN. 2020/32077

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi / İkinci Bölüm
Başvuru No 2020/32077
Karar Tarihi 17.12.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Tutuklu ve hükümlülerin ifade özgürlüğü anayasal koruma altındadır.
  • Disiplin cezaları kurum düzenini bozacak somut eylemlere dayanmalıdır.
  • Korku ve panik yaratma iddiası soyut varsayımlarla gerekçelendirilemez.
  • Eleştiri niteliğindeki iletişimler doğrudan güvenlik zafiyeti sayılamaz.

Bu karar, mahpusların anayasal bir hak olan ifade özgürlüğünün sınırları ile ceza infaz kurumlarının disiplin yetkisi arasındaki hassas dengeyi ortaya koyması bakımından büyük bir hukuki önem taşımaktadır. İdarelerin, salt eleştiri barındıran veya memnuniyetsizlik ifade eden söylemleri doğrudan kurum güvenliğine tehdit olarak değerlendirip cezalandırma yoluna gitmesinin hukuka aykırı olduğu net bir şekilde vurgulanmıştır. Özellikle salgın hastalık gibi olağanüstü dönemlerde, mahpusların sağlık durumlarıyla ilgili endişelerini dışarıdaki yakınlarına dile getirmelerinin en temel ifade hürriyeti kapsamında olduğu tescillenmiştir.

Benzer uyuşmazlıklarda bu karar, infaz hâkimlikleri ve ağır ceza mahkemeleri için önemli bir emsal teşkil edecektir. Yargı mercilerinin, idarenin verdiği disiplin cezalarını incelerken yalnızca şeklî bir denetim yapmakla yetinemeyeceği, kullanılan ifadelerin somut olarak nasıl bir tehlike yarattığını, kurumda gerçekten bir panik veya güvenlik zafiyeti doğurup doğurmadığını titizlikle araştırması gerektiği içtihat hâline getirilmiştir. Bu yönüyle karar, cezaevlerindeki yetki aşımına dayalı disiplin cezası uygulamalarının önüne geçecek güçlü bir anayasal güvence sunmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Silivri 7 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olarak bulunan Mehmet Sarı, eşiyle yaptığı bir telefon görüşmesi esnasında cezaevindeki koronavirüs (COVID-19) salgını tedbirlerini eleştirmiş, idarenin ihmalleri olduğunu, vakaların saklandığını ve test taleplerinin reddedildiğini dile getirmiştir. Ayrıca bu konuşmaların eşi tarafından kaydedilerek yetkili adli ve idari mercilere ulaştırılmasını istemiştir. Ceza infaz kurumu idaresi, bu sözlerin kurumda korku, kaygı veya panik yaratabilecek nitelikte olduğu gerekçesiyle başvurucu hakkında disiplin soruşturması başlatmış ve bir ay ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma disiplin cezası vermiştir. Başvurucunun bu cezaya karşı infaz hakimliğine yaptığı şikâyet ve ağır ceza mahkemesine yaptığı itiraz reddedilerek ceza kesinleşmiştir. Bunun üzerine başvurucu, haksız ceza nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı temel olarak Anayasa m.26 kapsamında güvence altına alınan düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti ile Anayasa m.13 kapsamında yer alan temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması rejimi çerçevesinde incelemiştir. Herkes gibi tutuklu ve hükümlülerin de anayasal haklara ve bu bağlamda ifade özgürlüğüne sahip olduğu, ancak kurum güvenliğinin ve disiplininin sağlanması amacıyla bu hakka anayasal sınırlar içinde müdahale edilebileceği belirtilmiştir.

Müdahalenin kanuni dayanağı olan 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.43 hükmünün ikinci fıkrasının (d) bendi, "kurumda korku, kaygı veya panik yaratabilecek biçimde söz söyleme veya davranışta bulunma" eylemini bir ay ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma disiplin cezası ile yaptırıma bağlamıştır. Ancak Anayasa Mahkemesi, yine aynı Kanun'un 5275 sayılı Kanun m.37 hükmüne vurgu yapmıştır. Bu madde gereğince, bir disiplin cezasının uygulanabilmesi için eylemin sadece kanundaki soyut tanıma uyması yeterli değildir; aynı zamanda kurumdaki düzenli yaşamı, güvenliği veya disiplini bozacak nitelikte, kusurlu ve fiilî bir ihlal içermesi zorunludur.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, disiplin suçu sayılan eylemin ceza infaz kurumunun güvenliğini nasıl tehlikeye düşürdüğünün somut olgularla ortaya konulması gerekmektedir. İfade özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve hedeflenen kamu düzenini sağlama amacıyla orantılı olması elzemdir. Kamu makamları ve derece mahkemeleri, bireyin temel haklarına yapılan müdahaleyi haklı kılacak ilgili ve yeterli gerekçeleri sunmakla yükümlüdür.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun eşiyle yaptığı telefon görüşmesindeki sözlerinin, koronavirüs salgını sürecinde ceza infaz kurumunda yürütülen sağlık ve idari işlemlere yönelik haklı veya haksız bir eleştiri mahiyetinde olduğunu tespit etmiştir. Başvurucu, ölümcül bir hastalığa yakalanma korkusuyla yetkililerin dikkatini çekmek amacıyla eşinden konuşmayı kaydetmesini istemiştir. Söz konusu konuşmanın, mahpusların genel durumuyla ilgili endişelerin dışarıya aktarılması ve bir çözüm aranması güdüsüyle yapıldığı açıktır.

Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu kararı ile bu kararı onayan İnfaz Hâkimliği ve Ağır Ceza Mahkemesi kararları incelendiğinde, başvurucunun kullandığı ifadelerin kurum güvenliği ve disiplini üzerinde nasıl bir somut zafiyet yarattığına dair hiçbir değerlendirme yapılmadığı görülmüştür. Yalnızca sarf edilen sözlerin "kurumda korku, kaygı veya panik yaratabilecek nitelikte olduğu" şablon ve soyut bir şekilde kabul edilerek ağır bir disiplin cezası tesis edilmiştir. Oysa başvurucunun sözlerinin, kurum içindeki diğer mahpusları galeyana getirecek, ayaklanma çıkaracak veya kurum idaresini tehlikeye sokacak şekilde kurumsal bir panik yarattığına dair herhangi bir somut olgu, kanıt veya tespit dosyada mevcut değildir. Sadece dışarıdaki bir yakına cezaevi koşullarından şikayet edilmesi, tek başına kurum içi güvenliği tehdit eden bir eylem sayılamaz.

Yüksek Mahkeme, başvurucunun hastalık psikolojisi içinde ve kurumun uygulamalarını eleştirmek amacıyla sarf ettiği sözlerin doğrudan disiplin cezasına konu edilmesinin demokratik bir toplumda zorunlu toplumsal bir ihtiyacı karşılamadığını belirlemiştir. İdare ve derece mahkemelerinin, ifade özgürlüğüne yapılan bu müdahaleyi haklı kılacak ilgili ve yeterli gerekçeleri sunamadığı, soyut tehlike varsayımıyla temel hakların sınırlandırılamayacağı vurgulanmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun anayasal güvence altındaki ifade özgürlüğünün ihlal edildiği gerekçesiyle başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: