Karar Bülteni
AYM Merve Tire BN. 2021/58256
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2021/58256 |
| Karar Tarihi | 25.03.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal (Kısmen) |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Tutukluluk incelemelerinin duruşmasız yapılması hakkı ihlal eder.
- Makul aralıklarla hâkim önüne çıkma hakkı esastır.
- Uzun süreli duruşmasız tutukluluk incelemesi hukuka aykırıdır.
- Gözaltı süresi toplu terör suçlarında kanunla uzatılabilir.
Bu karar, ceza muhakemesi sürecinde uygulanan koruma tedbirlerinden olan tutukluluk ve gözaltı işlemlerinin hukuki sınırlarını net bir şekilde çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, terör suçları kapsamında gözaltı süresinin uzatılmasını kanuni sınırlar içinde makul bulurken, tutukluluk incelemelerinin uzun bir süre boyunca duruşmasız (sadece dosya üzerinden) yapılmasını kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının açık bir ihlali olarak nitelendirmiştir. Karar, hürriyeti kısıtlanan bireylerin makul aralıklarla hâkim veya mahkeme huzuruna çıkarılarak itirazlarını sözlü olarak dile getirme hakkının temel bir anayasal güvence olduğunu teyit etmektedir.
Uygulamadaki önemi bakımından bu karar, tutukluluk incelemelerinin rutin bir şekilde ve sürekli olarak dosya üzerinden yapılmasının önüne geçecek güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Özellikle altı ayı aşan sürelerle şüpheli veya sanıkların hâkim önüne çıkarılmamasının, savunma hakkı bağlamında telafisi imkânsız ihlallere yol açacağı vurgulanmıştır. Ayrıca, hukuka aykırı koruma tedbirlerine karşı açılan tazminat davalarında derece mahkemelerinin anayasal güvenceleri mutlak surette dikkate alması gerektiği yönünde yargı teşkilatına önemli bir mesaj barındırmaktadır. Benzer davalarda, salt kanuni sürelerin varlığı veya olağanüstü dönem düzenlemeleri, kişilerin duruşmalı inceleme talep etme hakkını ortadan kaldıran meşru bir mazeret olarak görülemeyecektir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla yürütülen bir ceza soruşturması kapsamında gözaltına alınmış ve ardından tutuklanmıştır. Başvurucu, ilk olarak yakalandığı tarihten itibaren yedi gün boyunca makul olmayan bir sürede gözaltında tutulduğunu iddia etmiştir. İkinci olarak, tutuklandıktan sonra yaklaşık altı ay on dokuz gün boyunca hiçbir tutukluluk incelemesinin duruşmalı olarak yapılmadığını, tahliye taleplerinin ve tutukluluk durumunun sulh ceza hâkimlikleri ve mahkeme tarafından sürekli olarak dosya üzerinden incelendiğini belirtmiştir.
Bu uygulamaların hukuka aykırı olduğunu savunan başvurucu, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle devlet aleyhine manevi tazminat davası açmıştır. Ancak yerel mahkeme ve istinaf mercii, yapılan işlemlerin kanuna uygun olduğu gerekçesiyle tazminat talebini reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucu, maruz kaldığı haksız koruma tedbirleri nedeniyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak hak ihlalinin tespitini ve tazminat ödenmesini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken öncelikle Anayasa'nın 19. maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ilkelerine dayanmıştır. Buna göre, kişilerin fiziksel özgürlükleri ancak kanunda belirtilen şekil ve şartlara uygun olarak kısıtlanabilir. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, devletin bireylerin özgürlüğüne keyfî olarak müdahale etmemesini güvence altına alan en temel anayasal haklardan biridir. Bir kimsenin kısıtlı bir alanda ihmal edilemeyecek bir süre için tutulması ve bu tutmaya rıza göstermemesi hürriyetten yoksun bırakma anlamına gelir.
Özellikle terör suçları gibi toplu olarak işlenen suçlarda gözaltı süresinin uzatılması, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu geçici m. 19 kapsamında düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu kanun hükmünün delillerin toplanmasındaki güçlükler, örgüt bağlantılarının çözülmesinin zaman alması ve soruşturmanın sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla gözaltı süresinin hâkim kararıyla uzatılmasına imkân tanıdığını belirtmiştir. Bu durumun, suçla etkin mücadele edilirken kişilerin hakları ile kamu düzeninin korunması arasında adil bir denge kurduğu ve orantısız bir sınırlama olmadığı vurgulanmıştır. Dolayısıyla, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 94 ve devamı maddeleri çerçevesinde belirlenen kanuni sürelere riayet edildiği sürece gözaltı süresinin uzatılması hukuka uygun kabul edilmektedir.
Ancak tutukluluk incelemeleri yönünden güvenceler çok daha sıkıdır. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca, tutuklanan kişilerin makul aralıklarla dinlenilmeyi talep etme ve itirazlarını hâkim önünde sözlü olarak dile getirebilme imkânına sahip olması şarttır. Tutukluluğa itirazın etkin bir şekilde incelenebilmesi için duruşmalı inceleme yapılması anayasal bir zorunluluktur. Ayrıca, hürriyeti kısıtlanan kişinin anayasal güvencelere aykırı bir işleme tabi tutulması hâlinde uğradığı zararların 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 141 kapsamında tazmin edilmesi gerektiği esastır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olay değerlendirildiğinde, Anayasa Mahkemesi ilk olarak başvurucunun gözaltı süresinin makul olmadığına yönelik iddialarını ele almıştır. Başvurucunun yakalanmasının ardından yirmi dört saat içinde yetkili başsavcılığın bulunduğu yere getirildiği ve FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmanın kapsamı, niteliği ile şifreli haberleşme programı kayıtlarının teminindeki güçlükler dikkate alınarak gözaltı süresinin dört günden sonra hâkim kararıyla bir kez daha dört gün uzatılmasında herhangi bir keyfîlik veya hukuka aykırılık tespit edilmemiştir. Bu nedenle gözaltı süresi yönünden bir ihlal bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Ancak başvurucunun tutuklandıktan sonraki süreçte makul aralıklarla hâkim huzuruna çıkarılmaması hususunda farklı bir sonuca ulaşılmıştır. Dosya incelendiğinde, başvurucunun 10 Mart 2020 tarihinde tutuklandığı ve bu tarihten itibaren ilk kez 29 Eylül 2020 tarihinde ağır ceza mahkemesi huzuruna çıkarıldığı görülmüştür. Bu 6 ay 19 günlük süre zarfında başvurucunun tutukluluk durumuna ilişkin tüm incelemeler ve tahliye talepleri sadece dosya üzerinden, duruşmasız olarak gerçekleştirilmiştir. Karmaşık olarak nitelendirilemeyecek bir davada, tutukluluk hâlinin altı ayı aşkın bir süre boyunca duruşmasız incelenmesi, kişinin hâkim önünde itirazlarını sözlü olarak dile getirme hakkını fiilen ortadan kaldırmıştır.
Derece mahkemesinin, Anayasa'nın açık güvencelerine rağmen bu durumu hukuka uygun bularak başvurucunun tazminat talebini reddetmesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ağır bir ihlaline neden olmuştur. Başvurucunun yasal haklarını etkin bir şekilde kullanamadığı bu süreçte, tazminat davasının reddiyle mağduriyeti giderilmemiş aksine kalıcı hâle gelmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun gözaltı süresine ilişkin iddiaları yönünden ihlal olmadığına ancak tutukluluk incelemesinin duruşmasız yapılması nedeniyle açılan tazminat davasının reddedilmesinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal ettiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmak üzere yeniden yargılama yapılması için kararı Burdur Ağır Ceza Mahkemesine göndermiştir.