Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Yaşar Al | BN. 2020/36095

Karar Bülteni

AYM Yaşar Al BN. 2020/36095

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2020/36095
Karar Tarihi 22.01.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Tutuklunun taziye görüşme talebi ivedilikle değerlendirilmelidir.
  • Aile hayatına saygı ile kurum güvenliği dengelenmelidir.
  • Hükümlünün aile bağlarını sürdürmesi idarenin yükümlülüğüdür.
  • Mevzuatta yasaklanmayan görüşme talepleri makulce incelenmelidir.

Bu karar, ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu ve hükümlülerin, yakınlarının vefatı gibi acil ve insani durumlarda aileleriyle iletişim kurma haklarının katı bir mevzuat yorumuna kurban edilemeyeceğini ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, mevzuatta kayın hısımlarının ölümü hâlinde derhâl telefon görüşmesi yapılmasına ilişkin açık bir düzenleme bulunmamasının, bu yöndeki bir talebin peşinen reddedilmesini haklı kılmayacağını açıkça belirtmiştir. Mahpusun, babasını kaybeden eşine taziyede bulunma talebinin, aile hayatının sürekliliğinin sağlanması ilkesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği güçlü bir şekilde vurgulanmıştır.

Uygulamada, ceza infaz kurumu idareleri ve infaz hâkimlikleri tarafından mevzuatın yalnızca lafzi ve dar yorumlanması sonucu ortaya çıkan hak ihlallerine karşı bu karar son derece önemli bir emsal teşkil etmektedir. Karar, idarenin salt güvenlik veya mevzuat boşluğu gerekçesiyle uyguladığı kısıtlamaların somut, ikna edici ve kişiye özgü yeterli bir gerekçeye dayanması gerektiğini şart koşmaktadır. Bundan böyle idareler ve derece mahkemeleri, mahpusların ölüm ve taziye gibi acil nitelikteki haberleşme taleplerini incelerken bireyin aile bağlarının korunması menfaati ile kurum güvenliği arasında çok daha hassas ve adil bir denge kurmak zorunda kalacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Sincan T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olarak bulunan başvurucunun kayınbabası vefat etmiştir. Başvurucu, cenazeye katılamaması üzerine eşinin acısını paylaşmak ve ona taziyede bulunmak amacıyla derhâl telefonla görüşme yapmak için kurum idaresine başvurmuştur. İdare, mevzuatta kayın hısımlarının ölümü hâlinde telefonla görüşme hakkı tanınmadığını belirterek bu insani talebi reddetmiştir. Başvurucu, kararı infaz hâkimliğine taşımış; ancak hâkimlik, başvurucunun dilekçesinde kiminle görüşmek istediğini açıkça belirtmediği ve sadece mevzuatta sayılan kan hısımlarının ölümü hâlinde bu hakkın kullanılabileceği gerekçesiyle şikâyeti reddetmiştir. Ağır ceza mahkemesinin de itiraza ret kararı vermesi üzerine başvurucu, taziye için eşini arama hakkının salt şekli gerekçelerle engellenmesi nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı temel hukuki kurallar, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m. 66 ile Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik hükümlerine dayanmaktadır.

İlgili Yönetmeliğin 74. maddesinin birinci fıkrası, hükümlü ve tutukluların eşi, dördüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımları ile telefonla görüşebileceğini düzenlerken, ikinci fıkrasının (c) bendi ise altsoy, üstsoy, eş ve kardeşlerin ölümü hâlinde mahpusun kuruma ait telefondan derhâl yararlandırılacağını hüküm altına almaktadır.

Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, ceza infaz kurumunda bulunmanın doğal bir sonucu olarak özel hayata ve aile hayatına müdahale konusunda idarenin geniş bir takdir yetkisi bulunsa da, idare, mahpusların ailesiyle temasını sürdürecek önlemleri almakla yükümlüdür. Temel haklara yönelik idari müdahalelerin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun, orantılı ve zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılıyor olması anayasal bir şarttır.

Ölüm gibi son derece acı olaylarda geride kalan aile bireylerinin desteklenmesi ve taziye hakkı, aile hayatına saygı hakkı kapsamında özenle korunmalıdır. Yakını ölen mahpusun taziye amaçlı iletişim talebinin, kamu makamlarınca ivedilikle ve makul bir denge gözetilerek değerlendirilmesi gerekmektedir. Kamu güvenliği ile bireyin ailevi menfaatleri arasında her zaman adil bir denge kurulmalı ve talebin reddi hâlinde somut güvenlik riskleri inandırıcı, makul ve kişiye özgü gerekçelerle mahkeme kararlarında ortaya konulmalıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun kayınbabasının vefatı nedeniyle eşiyle taziye görüşmesi yapma talebinin reddedilmesini hak ihlali bağlamında incelemiştir. İnfaz Hâkimliği kararında, Yönetmelik'in 74. maddesinde sayılan kişilerin doğrudan telefonla görüşülebilecek kişiler olarak yorumlandığı, oysa bu kişilerin ölümü hâlinde derhâl telefon hakkının doğduğu açıkça belirtilmiştir. Hâkimliğin bu yanlış yorumu eleştirilmiştir.

Mevzuatta kayın hısımlarının ölümü hâlinde derhâl telefonla görüşme hakkına dair açık bir düzenleme bulunmamakla birlikte, bu durumun hukuken yasaklanmadığı da görülmektedir. Bu kapsamda, başvurucuya babasını yeni kaybeden eşinin acısını paylaşmak üzere telefon hakkı verilip verilmeyeceğinin, aile hayatının sürekliliği ve taziye talebinin aciliyeti gözetilerek esastan değerlendirilmesi gerekirdi. İdare ve yargı makamları, bu temel hakkın kullandırılmamasını haklı kılacak herhangi bir zorunluluk hâlini veya somut güvenlik riskini kararlarında hiçbir şekilde açıklamamıştır.

Ayrıca, İnfaz Hâkimliğinin başvurucunun kiminle görüşmek istediğini ilk dilekçesinde açıkça belirtmediği şeklindeki şekli ret gerekçesi, Ağır Ceza Mahkemesine sunulan itiraz dilekçesinde başvurucu tarafından giderilmiş olmasına rağmen dikkate alınmamıştır. Ceza infaz kurumunda başvurucunun arayabileceği yegane kayıtlı numaranın eşine ait olduğu da dikkate alındığında, idarenin bu şekli eksikliği hakkın özünü zedeleyecek bir bariyere dönüştürmesi hukuka uygun bulunmamıştır. Yargı makamlarının kararlarında başvurucunun taziye görüşmesine ilişkin bireysel menfaati ile ceza infaz kurumunun asayiş ve güvenliğini sağlama şeklindeki kamusal menfaat arasında adil bir denge kurulmadığı, yeterli ve inandırıcı bir gerekçe sunulmadığı tespit edilmiştir. Bu bağlamda söz konusu kısıtlayıcı müdahalenin demokratik toplum düzeninde gerekli ve ölçülü olduğu söylenemez.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: