Karar Bülteni
DANIŞTAY 2. Daire 2019/1454 E. 2021/82 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 2. Dairesi |
| Esas No | 2019/1454 |
| Karar No | 2021/82 |
| Karar Tarihi | 07.01.2021 |
| Dava Türü | İptal ve Tam Yargı |
| Karar Sonucu | Onama / İncelemeksizin Ret |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- Üst düzey yönetici atamalarında idarenin takdir yetkisi geniştir.
- Kaldırılan daire başkanlığından uzmanlığa atama hukuka uygundur.
- Süresiz geçici görevlendirme işlemi mevzuata aykırıdır.
- Hukuka uygun atama işlemlerinde idarenin tazminat sorumluluğu doğmaz.
- Temyiz sınırında olmayan kararlar Danıştayca incelenemez.
Bu karar hukuken, üst düzey yönetici konumunda bulunan kamu görevlilerinin idari teşkilat yapısındaki köklü değişiklikler, örneğin görev yaptıkları daire başkanlığının organizasyon şemasından tamamen kaldırılması gibi durumlarda, idarenin atama yetkisinin sınırlarını belirlemektedir. Danıştay, idarenin kamu hizmetini daha etkin sürdürmek amacıyla personelin durumuna uygun başka bir kadroya (örneğin uzmanlık kadrosuna) atanmasında sahip olduğu geniş takdir yetkisini açıkça teyit etmiştir. Ancak bu yetkinin sınırsız olmadığı; özellikle personele yönelik geçici görevlendirme gibi idari işlemlerin makul, öngörülebilir ve belirli bir süre ile sınırlandırılması gerektiği, ucu açık ve süresiz işlemlerin ise hukuka aykırı olduğu kararda net bir şekilde ortaya konulmuştur.
Benzer davalarda emsal etkisi ve uygulamadaki önemi incelendiğinde, bu karar idarelerin yeniden yapılanma süreçlerinde personelin kazanılmış hak aylık dereceleri korunmak şartıyla farklı kadrolara nakledilmesinin meşruiyetini güçlendiren bir içtihat niteliği taşımaktadır. Memurların idari atama ve görevlendirmelere dayalı mobbing iddialarının veya idareden parasal tazminat taleplerinin kabul edilebilmesi için, tesis edilen idari eylemin açıkça hukuka aykırı olması ve oluşan zarar ile illiyet bağının kesin surette kanıtlanması gerekliliğine dikkat çekilmektedir. Ayrıca, idari yargı usul hukuku açısından, kanunda açıkça sayılan konular dışında kalan uyuşmazlıkların istinaf aşamasında kesinleştiği ve bu tür kesin kararlara karşı temyiz yolunun kapalı olduğu kuralının tavizsiz biçimde uygulanmaya devam edeceğini göstermesi bakımından da kritik bir yol göstericidir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı taraf, Su ve Kanalizasyon İdaresi bünyesinde Daire Başkanı statüsünde görev yapan bir kamu personelidir. Davalı taraf ise personelin görev yaptığı Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü'dür. Uyuşmazlığın temel kaynağı, davacının aktif olarak görev yaptığı Daire Başkanlığının kurum tarafından kaldırılması, bunun üzerine kendisinin uzman kadrosuna atanması ve hemen ardından bağlı bir ilçe şefliğinde belirsiz bir süre için geçici olarak görevlendirilmesidir.
Davacı, maruz kaldığı bu görevden alma, atama ve görevlendirmelerin hiçbir somut gerekçeye veya görevde başarısızlığa dayanmadığını; idarenin elindeki yetkiyi kötüye kullanarak kendisine bilinçli, sistemli ve haksız bir şekilde mobbing (psikolojik taciz) uyguladığını iddia etmiştir. Yaşadığı bu durum nedeniyle mağdur olduğunu öne süren davacı, söz konusu atama ve süresiz geçici görevlendirme işlemlerinin hukuka aykırılık teşkil etmesi sebebiyle iptal edilmesini talep etmiştir. Bunun yanı sıra, bahsi geçen işlemlerden kaynaklı olarak yoksun kaldığı maaş farkları ve her türlü parasal hak kaybının, idare tarafından yasal faiziyle birlikte kendisine tazminat olarak ödenmesini istemiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde dikkate alınan temel yasal düzenleme, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümleridir. Bu kanun uyarınca idareler, kamu hizmetlerinin kesintisiz, etkin ve daha rasyonel bir biçimde yürütülmesini sağlamak amacıyla, uhdelerinde çalışan memurları kazanılmış hak aylık derecelerini korumak şartıyla liyakatlarına uygun olarak kurum içindeki aynı veya farklı kadrolara naklen atama ya da görevden alma hususunda takdir yetkisine sahiptir. Yerleşik idare hukuku içtihatlarına göre idarenin elinde bulundurduğu bu atama ve yer değiştirme takdir yetkisi, bilhassa Daire Başkanı, Genel Müdür ve daha üst düzey yönetici kadrolarında kamu yararı gözetilerek çok daha geniş bir perspektifte değerlendirilmektedir.
Usul hukuku mekanizmaları incelendiğinde ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.45 hükümleri uyuşmazlığın denetim sınırlarını çizmektedir. Bu madde kapsamında idare mahkemesi tarafından verilen kararlara karşı bölge idare mahkemesi nezdinde istinaf kanun yoluna başvurulabilmektedir. Ancak aynı maddenin altıncı fıkrası uyarınca, kanunda temyize açık olduğu açıkça belirtilmeyen konularda bölge idare mahkemelerinin verdiği kararlar kesin nitelik taşır ve bir üst mahkemeye taşınamaz.
Bununla bağlantılı olarak, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.46 maddesinde hangi tür idari davaların istinaf incelemesinden sonra Danıştay nezdinde temyiz edilebileceği sınırlı bir liste halinde (sayma yöntemiyle) tahdidi olarak belirtilmiştir. Daire başkanı ve daha üst düzey idari personelin atanması ve görevden alınması ile ilgili iptal davaları temyiz sınırları içinde kalırken, bu statü veya kapsama girmeyen sıradan geçici görevlendirmelerin iptali gibi spesifik uyuşmazlıklar temyiz kanun yoluna kapalıdır. Ayrıca, idare hukukunun temel prensiplerinden biri olan kusur sorumluluğu uyarınca; yargı mercileri tarafından hukuka tamamen uygun olduğu saptanan idari işlemlerin idareye herhangi bir kusur atfetmeyeceği ve dolayısıyla bu işlemler nedeniyle bireylere yönelik bir tazminat yükümlülüğü doğurmayacağı kuralı bu davada yol gösterici olmuştur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
İlk derece mahkemesince dosya üzerinde yapılan detaylı incelemede, davacının Daire Başkanı sıfatıyla yönetimini üstlendiği Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanlığının kurumun aldığı idari ve teşkilat bağlamındaki bir kararla organizasyon şemasından tamamen kaldırıldığı tespit edilmiştir. Fiilen yöneteceği bir birim, bütçe veya personel kalmayan davacının, kadro derecesine uygun ve kurumda boş bulunan uzman kadrosuna atanmasında idarenin takdir yetkisi sınırlarında kaldığı, bu atama işleminde hukuka, kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığı karara bağlanmıştır. Ancak davacının yeni atandığı uzman kadrosundayken bir ilçe şefliğinde "yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar" ibaresi kullanılarak süresiz ve ucu açık şekilde geçici görevlendirilmesinin, geçici görevlendirme müessesesinin geçicilik unsuruna, hukuki doğasına ve yasal mevzuata açıkça aykırı olduğu belirlenmiş; mahkeme bu spesifik görevlendirme işlemini şekil ve sebep yönünden iptal etmiştir. Öte yandan mahkeme, geçici görevlendirme işleminin iptal edilmesinin davacının parasal ve özlük haklarına doğrudan olumsuz bir mali etkisi olmaması ile uzman kadrosuna atanma şeklindeki temel idari işlemin hukuka tümüyle uygun bulunması unsurlarını dikkate alarak, davacının yönelttiği maddi tazminat ve parasal hak taleplerinin esastan reddine karar vermiştir.
İstinaf aşamasında dosyayı inceleyen Bölge İdare Mahkemesi (İdari Dava Dairesi), üst düzey yönetici konumundaki personelin atanması, görevden alınması veya yer değiştirmesinde idarenin kullanabileceği takdir yetkisinin diğer memurlara kıyasla çok daha esnek ve geniş olduğunu yeniden vurgulamıştır. Kurumun teşkilat yapısındaki değişime bağlı atama işleminin davacının hukuk güvenliği ilkesini zedelemediği tespitiyle, hukuka uygunluğu mahkeme kararı ile tescil edilen bu işlemden kaynaklı olarak idarenin herhangi bir hukuki tazmin sorumluluğunun doğmayacağı belirtilmiş ve davacının istinaf başvurusu reddedilmiştir. Aynı kararda, davalı idarenin geçici görevlendirme işleminin iptaline yönelik yaptığı istinaf başvurusu da haksız bulunarak reddedilmiş, mahkeme kararı kesinleşmiştir.
Danıştay İkinci Dairesi tarafından gerçekleştirilen son temyiz incelemesinde; davalı idarenin geçici görevlendirme işleminin iptaline yönelik temyiz talebinin 2577 sayılı Kanun m.46 hükümleri çerçevesinde temyiz edilebilir davalar listesinde yer almadığı, dolayısıyla bu kararın istinaf aşamasında kesinleşmesi nedeniyle temyiz merciince incelenme olanağı bulunmadığı kesin olarak tespit edilmiştir. Davacının uzman kadrosuna atanması ve idarenin hukuki bir hizmet kusuru bulunmadığından tazminat talebinin reddedilmesi kararlarının ise mevzuata, hukuka ve usul kurallarına tamamen uygun olduğu saptanmıştır.
Sonuç olarak Danıştay 2. Dairesi, davalı idarenin temyiz isteminin incelenmeksizin reddine, davacının temyiz isteminin reddi ile Bölge İdare Mahkemesi kararının istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının onanmasına karar vermiştir.