Anasayfa/ Karar Bülteni/ YARGITAY | 9. HD | 2016/10723 E. | 2019/6034 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2016/10723 E. 2019/6034 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/10723
Karar No 2019/6034
Karar Tarihi 19.03.2019
Dava Türü Alacak
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Vakıf üniversitesi öğretim elemanları kamu personelidir.
  • Öğretim görevlilerinin sözleşmeleri idari sözleşme niteliğindedir.
  • Vakıf üniversitesi uyuşmazlıklarında idari yargı görevlidir.
  • Yargı yolunun caiz olmaması dava şartı noksanlığıdır.

Bu karar, vakıf üniversitelerinde görev yapan akademik personelin hukuki statüsü ve işveren niteliğindeki üniversite yönetimi ile aralarındaki işçilik uyuşmazlıklarının çözüm yeri konusunda son derece belirleyici ve yol gösterici bir öneme sahiptir. Yargıtay, uyuşmazlık Mahkemesi ve Danıştay içtihatları ile uyumlu bir biçimde, vakıf üniversitelerinde çalışan öğretim elemanlarının, devlet üniversitelerinde çalışan meslektaşları ile tamamen aynı şekilde kamu hizmeti ifa ettiklerini ve bu nedenle idare hukuku kapsamında kamu personeli sayıldıklarını net bir hukuki zemine oturtmuştur. İş sözleşmesinin feshinden kaynaklanan tazminat taleplerinin, salt bir özel hukuk veya işçi-işveren uyuşmazlığı olarak değerlendirilemeyeceği, bu tür işlemlerin doğrudan doğruya idari işlem niteliği taşıdığı güçlü bir biçimde vurgulanmıştır.

Emsal etkisi bakımından bu içtihat, vakıf üniversitelerine karşı açılacak olan işçilik alacağı, ihbar tazminatı, kıdem tazminatı ile mobbing (psikolojik taciz) iddialarına dayalı tazminat ve tam yargı davalarında görevli yargı yolunun kesinlikle idari yargı (idare mahkemeleri) olduğunu kesinleştirmektedir. Uygulamada çoğu zaman iş mahkemelerinde açılan bu tür davaların, mahkemelerce esasa girilmeden doğrudan doğruya yargı yolunun caiz olmaması sebebiyle usulden reddedilmesi gerektiği hususu hem yerel mahkemelere hem de bu alanda çalışan avukatlara kesin bir yol haritası sunmaktadır. Alınan bu kararla birlikte, akademik personelin mesleki güvencelerinin Anayasal eşitlik ilkesi çerçevesinde korunduğu, ikili bir yargı yolu ayrımının önüne geçildiği teyit edilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı, bir vakıf üniversitesine bağlı yabancı diller hazırlık okulunda uzun bir süre boyunca öğretim üyesi sıfatıyla kesintisiz olarak çalışmıştır. Davacı taraf, görev süresi içerisinde haksız yere kendisine mobbing uygulandığını, idare tarafından sürekli psikolojik baskı ve dışlanmaya maruz bırakıldığını, bunun neticesinde ise iş sözleşmesinin haksız ve hukuka aykırı olarak feshedildiğini ileri sürmüştür. Bu iddialara dayanarak, hak ettiği kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve ödenmeyen diğer bir kısım işçilik alacaklarının vakıf üniversitesinden tahsilini talep etmiş ve uyuşmazlığı iş mahkemesine taşımıştır.

Buna karşılık davalı konumundaki vakıf üniversitesi yönetimi, davacının evlendikten ve doğum yaptıktan sonra sürekli olarak uzun süreli sağlık raporları aldığını, bu fiili durumu idareden gizleyerek işlerin ciddi şekilde aksamasına ve öğrencilerin derslerden geri kalarak mağdur olmasına yol açtığını savunmuştur. Ayrıca davacının, raporlu olduğu dönemde dahi okula gelerek kendi yerine atanan vekil personele baskı ve mobbing uyguladığı, okulun çalışma düzenini tümüyle bozduğu belirtilmiş; bu devamsızlıklar ve işin aksatılması nedenleriyle sözleşmenin haklı olarak feshedildiği iddia edilmiştir. Davalı taraf en başından beri, bu uyuşmazlığın bir idari mesele olduğunu belirterek davanın iş mahkemesi yerine idare mahkemelerinde görülmesi gerektiği yönünde görev (yargı yolu) itirazında bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde görevli yargı yolunun doğru bir biçimde belirlenmesi amacıyla yüksek mahkeme, anayasal ve yasal düzenlemeleri bir bütün olarak ele almış ve incelemiştir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 131 hükmüne göre vakıflar tarafından kurulan yükseköğretim kurumları, mali ve idari konuları dışındaki akademik çalışmaları, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden bütünüyle devlet eliyle kurulan yükseköğretim kurumları için öngörülen anayasal hükümlere tabidir. Anayasa koyucunun, vakıf ve devlet üniversiteleri arasında aynı kamu hizmetini yürüten akademik personelin mesleki güvenceleri yönünden herhangi bir ayrım veya statü farkı amaçlamadığı açıkça kabul edilmektedir.

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu m. 3/1 uyarınca, yükseköğretim kurumlarında görevli öğretim üyeleri, öğretim görevlileri ve araştırma görevlileri ayrım gözetmeksizin "öğretim elemanı" statüsündedir. Aynı Kanun'un 2547 sayılı Kanun Ek m. 2 ve Ek m. 5 düzenlemelerinde, vakıf yükseköğretim kurumlarının akademik ve idari yapılanması, kamu tüzel kişiliğine haiz oluşları ile mütevelli heyetinin atama, sözleşme yapma ve görevden alma konusundaki yetkileri ayrıntılı olarak tanımlanmıştır. Vakıf üniversitelerinin sürekli ve düzenli nitelikteki yükseköğretim kamu hizmetini yürüttüğü ve buralarda istihdam edilen akademik personelin özel hukuk iş sözleşmeleriyle değil, niteliği itibarıyla idari sözleşmeler ile çalıştığı, doktrin görüşleri, Danıştay içtihatları ve Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarıyla da hukuken sabittir.

Kamu personeli sayılan bir öğretim elemanının görevine son verilmesine ve sözleşmesinin feshine ilişkin tesis edilen üniversite işlemlerinin her biri birer idari işlem niteliği taşımaktadır. Bu idari işlemden kaynaklanan tazminat ve alacak istemleri ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 2/1-b bendi kapsamında, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar (zarar görenler) tarafından açılacak tam yargı davaları niteliğindedir. Bu bağlamda, bu uyuşmazlıklarda görevli ve yetkili yargı kolu idari yargıdır. Açılan bir davanın adli yargı (iş mahkemeleri) yerine idari yargıda görülmesi gerektiğinin anlaşıldığı durumlarda, mahkemelerce 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 114 ve 115 maddeleri uyarınca yargı yolunun caiz olmaması kuralı işletilmeli ve davanın esasına girilmeden doğrudan dava şartı yokluğu sebebiyle usulden ret kararı verilmesi emredici bir yasal zorunluluktur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay tarafından dosya üzerinden yapılan detaylı incelemede, öncelikle taraflar arasındaki hukuki ilişkinin temel niteliği ile bu ilişkiden doğan davalara bakmakla yükümlü görevli yargı kolunun tespiti meselesine odaklanılmıştır. Somut uyuşmazlıkta davacı, bir vakıf üniversitesinin hazırlık okulunda kadrolu öğretim görevlisi olarak istihdam edilmektedir. Gerek Uyuşmazlık Mahkemesi gerekse de Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kararlarına atıf yapılarak; vakıf üniversitelerinde çalışan öğretim elemanlarının da, tıpkı devlet üniversitelerinde çalışan meslektaşları gibi idari sözleşme ile görev yaptıkları, yerine getirdikleri asli faaliyetin niteliği gereği idare hukuku prensipleri anlamında birer kamu personeli statüsünde oldukları tespiti yapılmıştır.

Vakıf Yükseköğretim Kurumları Yönetmeliği'nin ilgili maddelerinde, akademik ve idari personelin aylık ile diğer mali özlük hakları bakımından İş Kanunu mevzuatına tabi olduğu yönünde bir hüküm bulunsa dahi; Yargıtay uygulamasında yargı yolunun ve mahkemelerin görevinin yönetmeliklerle değil, ancak doğrudan kanunla düzenlenebileceği temel prensibi üzerinde durulmuştur. Zaten anılan yönetmelik hükmünün, yargı yolunu veya mahkemenin görevini tayin etmediği, yalnızca personele uygulanacak özlük haklarının çerçevesini belirlediği ifade edilmiştir. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu kapsamında vakıf üniversitelerinin kanunla belirlenen kuruluş amaçları, akademik kadroların Yükseköğretim Kurulu (YÖK) nezdinde denetlenerek belirlenmesi ve öğretim elemanı sözleşmelerinin ağır usuli onay süreçleri bir arada değerlendirildiğinde, davacı akademisyen ile davalı kurum (vakıf üniversitesi) arasındaki mevcut hukuki bağın özel hukuka tabi basit bir iş sözleşmesi olmadığı, idare hukukuna tabi bir idari sözleşme olduğu hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde netleşmiştir.

Bu usuli ve hukuki tespitler ışığında; davacı öğretim elemanının hizmet sözleşmesinin feshine ilişkin alınan üniversite kararı veya işlemi, tek taraflı ve üstün kamu gücü kullanılarak tesis edilmiş bir idari işlem hüviyetindedir. İlgili idari sözleşmenin feshi dolayısıyla mağdur olduğunu belirten davacının talep ettiği kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve ödenmeyen aylık alacaklarına ilişkin hukuki uyuşmazlığın, adli yargı sistemi içindeki iş mahkemelerinde değil, doğrudan doğruya idari yargı yerlerinde (idare mahkemelerinde) açılacak bir tam yargı davası mekanizması ile çözümlenmesi yasal bir gerekliliktir. Yerel iş mahkemesinin, somut olayda yargı yolunun caiz olmaması sebebiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 114 ve 115 maddeleri kapsamında davanın dava şartı yokluğundan derhal usulden reddine karar vermesi gerekirken, bu usul kuralını atlayarak işin esasına girmesi ve delilleri değerlendirerek davanın kısmen kabulü yönünde hüküm kurması, usul ve yasaya açıkça aykırı bulunmuştur.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, uyuşmazlıkta idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle davanın yargı yolu caiz olmaması nedeni ile usulden reddine karar verilmesi gerektiğine hükmederek yerel mahkeme kararını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: