Anasayfa Karar Bülteni AYM | Havle Hacali | BN. 2020/27868

Karar Bülteni

AYM Havle Hacali BN. 2020/27868

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2020/27868
Karar Tarihi 05.06.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Yabancıların adli yardım taleplerinde kategorik ret yapılamaz.
  • Mütekabiliyet şartı her somut olayda ayrıca değerlendirilmelidir.
  • Ödeme gücü olmayan yabancının dava hakkı engellenemez.
  • Mahkemeye erişim hakkı ölçüsüz kısıtlamalara tabi tutulamaz.

Bu karar, ülkemizde geçici koruma statüsüyle bulunan veya ikamet eden yabancı uyruklu kişilerin yargı organlarına başvurularında karşılaştıkları adli yardım taleplerinin reddi sorunu bakımından kritik bir dönüm noktasıdır. Hukuken, mahkemelerin mütekabiliyet (karşılıklılık) ilkesini mutlak ve esnemez bir kural olarak uygulamalarının, kişilerin adalete erişimini bütünüyle ortadan kaldırabileceği gerçeğini ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi bu kararıyla, adli yardım taleplerinde salt iki ülke arasında anlaşma bulunmamasının ret gerekçesi yapılamayacağını, yabancı uyruklu kişinin somut ekonomik ve sosyal durumunun mutlaka incelenmesi gerektiğini açıkça vurgulamıştır.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi oldukça yüksektir. Özellikle sığınmacı, mülteci veya geçici koruma statüsündeki bireylerin açacakları aile, iş veya tazminat davalarında yüksek harç ve masraflar nedeniyle mağdur olmalarının önüne geçilmiştir. Uygulamada ilk derece mahkemelerinin, adli yardım taleplerini değerlendirirken usul kanunundaki karşılıklılık şartını doğrudan bir ret sebebi olarak kullanmak yerine, uluslararası sözleşmeleri ve kişinin gerçek ödeme gücünü ön planda tutan anayasal bir yorum geliştirmeleri gerekecektir. Bu içtihat, adalete erişim hakkının milliyetten bağımsız olarak temel bir insan hakkı statüsünde korunması gerektiğinin altını çizmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Suriye uyruklu olan ve Türkiye'de geçici koruma statüsüyle bulunan başvurucu Havle Hacali, Türkiye'de ikamet izni bulunan eşinin aslında ikinci eşi olduğunu belirterek Gaziantep 7. Aile Mahkemesinde evliliğin mutlak butlan sebebiyle iptali davası açmıştır. Başvurucu, hiçbir geliri ve mal varlığı bulunmadığını ifade ederek dava masraflarını karşılayamayacağını belirtmiş ve mahkemeden adli yardım talebinde bulunmuştur. Ancak mahkeme, Türkiye ile Suriye arasında adli yardımlaşma konusunda karşılıklılık (mütekabiliyet) anlaşması bulunmadığı gerekçesiyle bu talebi reddetmiştir. Başvurucu bu karara itiraz etmiş fakat itirazı da aynı gerekçeyle reddedilmiştir. Kendisine verilen kesin süre içinde yüksek tutarlı dava harç ve masraflarını yatıramayan başvurucunun davası, mahkeme tarafından açılmamış sayılmıştır. Bunun üzerine başvurucu, hak arama hürriyetinin ve adalete erişim imkânının elinden alındığını belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı karara bağlarken temel olarak Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkı çerçevesinde mahkemeye erişim hakkını merkeze almıştır. Ayrıca yabancıların haklarının sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 16. maddesi de uyuşmazlığın çözümünde temel alınmıştır.

Uyuşmazlığın yasal dayanağını oluşturan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.334 hükmü, adli yardımdan yararlanacak kişileri düzenlerken, yabancıların adli yardımdan yararlanabilmesini karşılıklılık (mütekabiliyet) şartına bağlamıştır. Ancak Anayasa Mahkemesi, bu kanun hükmünün uygulanış biçiminin anayasal haklarla çatışıp çatışmadığını incelemiştir.

Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, Anayasa'nın 16. maddesi uyarınca yabancılar için Türk vatandaşlarından farklı olarak getirilen sınırlamaların milletlerarası hukuka uygun olması ve kanunla yapılması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi, Birleşmiş Milletler Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme (Cenevre Sözleşmesi) hükümlerini de dikkate alarak, temel hak ve özgürlüklerin kullanımında orantısız kısıtlamalardan kaçınılması gerektiğini belirtmiştir. Doktrinde ve yerleşik içtihatlarda mahkemeye erişim hakkı; bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve davanın esası hakkında etkili bir karar elde edebilmek olarak tanımlanır. Dava açmak için öngörülen mali külfetlerin, kişinin ekonomik gücünü aşarak dava açmasını imkânsız kılması veya aşırı derecede zorlaştırması, bu hakkın özüne dokunan bir müdahale olarak kabul edilmektedir. Anayasa Mahkemesi, kanun koyucunun getirdiği mütekabiliyet şartının mahkemelerce mutlak ve esnemez bir kural olarak uygulanmasının, hak arama hürriyetini ihlal edeceğine dair temel bir anayasal kural ortaya koymuştur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun karşılaştığı adli yardım ret kararının sonuçlarını detaylı bir şekilde incelemiştir. Başvurucunun, hiçbir mal varlığı veya sigortalı işi bulunmadığına dair geçici koruma kimlik belgesi ve diğer delilleri sunmasına rağmen, mahkemelerin bu belgeleri hiç dikkate almadığı tespit edilmiştir. Mahkemeler, başvurucunun gerçekten ödeme gücünden yoksun olup olmadığını araştırmaksızın, sadece Türkiye ile Suriye arasında adli yardımlaşma sözleşmesi (mütekabiliyet) bulunmamasını doğrudan ve yegâne ret gerekçesi yapmıştır.

Yüksek Mahkeme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.334 hükmünde yer alan karşılıklılık şartının, kişilerin özel durumları, mülteci veya sığınmacı statüleri ile gerçek ödeme güçleri hiç gözetilmeden, kategorik ve katı bir şekilde uygulanmasının ağır hak kayıplarına yol açacağını saptamıştır. Sosyal ve ekonomik durumu itibarıyla ödeme gücü olmadığı açıkça anlaşılan bir yabancının, sadece iki devlet arasındaki diplomatik ve hukuki bir anlaşmanın eksikliği sebebiyle yargı organları önünde hakkını arayamaması, demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmamaktadır.

Kararda ayrıca, mütekabiliyet şartının kategorik uygulanması zorunluluğu getirilerek hâkimlere tanınan takdir yetkisinin ortadan kaldırıldığı bir durumda, adil yargılanma hakkının güvencelerinin işlevsiz kalacağına vurgu yapılmıştır. Hiçbir geliri olmayan başvurucunun, ülkenin ekonomik şartlarına göre oldukça yüksek sayılabilecek dava harç ve masraflarını ödemek zorunda bırakılması, davasını sürdürmesini fiilen imkânsız hâle getirmiştir. Bu durum, adalete erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğunu ve hakkın özünü zedelediğini ortaya koymuştur.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: