Karar Bülteni
DANIŞTAY 2. Daire 2021/1527 E. 2022/6889 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 2. Dairesi |
| Esas No | 2021/1527 |
| Karar No | 2022/6889 |
| Karar Tarihi | 27.12.2022 |
| Dava Türü | İptal ve Tam Yargı Davası |
| Karar Sonucu | Ret |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- Yargı kararına uygun düzenlenen işlem hukuka uygundur.
- Hukuka uygun işlemden tazminat sorumluluğu doğmaz.
- Manevi tazminat için ağır elem ve üzüntü şarttır.
- Usuli iptal kararları doğrudan tazminat sonucu doğurmaz.
Bu karar, idarenin yargı kararlarını uygulama biçimi ve rütbe terfi sınavlarına yönelik tesis edilen yeni düzenleyici işlemlerin hukuki niteliği açısından büyük önem taşımaktadır. İdare hukukunda yargı kararlarının yerine getirilmesi Anayasal bir zorunluluktur. Davacının katıldığı önceki sınava dayanak olan yönetmelik hükümlerinin yürütmesinin durdurulması üzerine, idare tarafından yargı kararı gerekçelerine uygun olarak yeni bir hukuki düzenleme yapılarak yönetmelik değiştirilmiş ve rütbe terfi sınavları bu yeni düzenleme kapsamında gerçekleştirilmiştir. Danıştay, idarenin üst normlara ve yargı kararlarına uygun şekilde oluşturduğu bu yeni idari işlemin hukuka aykırı olmadığına hükmetmiştir.
Benzer davalarda emsal etkisi taşıyan bu karar, iptal veya yürütmeyi durdurma kararlarının ardından idarenin eylemsiz kalmayıp hukuka uygun yeni bir düzenleyici işlem tesis edebileceğini ve bu işlemin meşru kabul edileceğini açıkça göstermektedir. Ayrıca, idari eylem veya işlemlerden dolayı manevi tazminata hükmedilebilmesi için kişinin ağır bir elem ve üzüntü duymasına yol açacak, şeref ve haysiyetini zedeleyecek hukuka aykırı bir uygulamanın mutlaka ispatlanması gerektiği vurgulanmıştır. İdarenin hukuka uygun bulduğu işlemlerinden dolayı tazminat yükümlülüğünün doğmayacağı prensibi, bu emsal karar ile bir kez daha pekiştirilmiş ve emniyet teşkilatındaki terfi uyuşmazlıkları için bağlayıcı bir içtihat zemini oluşturulmuştur.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde Emniyet Amiri olarak görev yapan davacı, kuruma karşı iptal ve tam yargı davası açmıştır. Davacı, katıldığı 2015 yılı rütbe terfi sözlü sınavında başarısız sayılmış, akabinde bu sınavın dayanağı olan yönetmelik hükümlerinin yürütmesi Danıştay tarafından durdurulmuştur. İdare, bu yürütmeyi durdurma kararının tüm sonuçlarını geriye dönük olarak ortadan kaldırmadan 2016 yılı rütbe terfi sınavı işlemlerini başlatmıştır. Davacı, bu durumun kazanılmış haklarını ihlal ettiğini, yürütmesi durdurulan hukuka aykırı hükümler çerçevesinde yapılan işlemlerin yok hükmünde olduğunu, emsallerinin haksız yere terfi ettirilmesi sebebiyle alt rütbede çalışmak zorunda bırakıldığını ve kendisine ağır bir mobbing uygulandığını iddia etmiştir. Bu nedenlerle, 2016 Yılı Rütbe Terfi Sınavı konulu idari işlemin iptalini ve yaşadığı psikolojik baskılar sebebiyle tarafına 120.000 TL manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde, idare hukukunun temel prensipleri ile emniyet teşkilatı personelinin terfi ve atama işlemlerini düzenleyen mevzuat hükümleri bir arada ele alınarak değerlendirilmiştir. Hukuk sistemimizde normlar hiyerarşisi ilkesi geçerlidir. Bir hiyerarşik normlar sistemi olan hukuk düzeninde, alt düzeydeki normların yürürlüklerini üst düzeydeki normlardan aldığı kuşkusuzdur. Normlar hiyerarşisinin en üstünde evrensel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunmakta, daha sonra gelen kanunlar yürürlüğünü Anayasa'dan, tüzükler kanunlardan, yönetmelikler ise yürürlüğünü kanun ve tüzüklerden almaktadır. Dolayısıyla, bir yönetmeliğin, kendisinden daha üst konumda bulunan ve dayanağını oluşturan bir kanuna aykırı veya bunu değiştirici nitelikte bir hüküm getirmesi hukuken mümkün bulunmamaktadır.
Somut olayda, 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu m.55 hükümleri uyarınca, personelin üst rütbelere terfi ettirilebilmesi için kıdem sırasına göre kurullarda görüşülmesi ve liyakat esasına dayalı yazılı ile sözlü sınavlarda başarılı olunması şartları getirilmiştir. Bu doğrultuda hazırlanan Emniyet Hizmetleri Sınıfı Personeli Rütbe Terfileri ve Değerlendirme Kurullarının Çalışma Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmelik hükümleri, rütbe terfi süreçlerinin usul ve esaslarını ayrıntılı şekilde belirlemektedir.
İdari yargılama hukukunda tam yargı davalarına yön veren manevi tazminat hukukunun temel prensipleri uyarınca; manevi tazminatın malvarlığında meydana gelen somut bir maddi eksilmeyi karşılamaya yönelik olmadığı, aksine kişinin manevi değerlerinde oluşan eksilmenin ve duyulan acı ile sarsıntının hafifletilmesini sağlayan bir manevi tatmin aracı olduğu kabul edilmektedir. İdarenin bir manevi tazminatla sorumlu tutulabilmesi için kişinin fiziki yapısını zedeleyen, yaşama ve kazanma gücünü azaltan olayların meydana gelmesi gerekmektedir. Alternatif olarak, idarenin açıkça hukuka aykırı bir idari işlem veya eylemi neticesinde bireyin ağır bir elem ve üzüntü yaşaması, şeref ve haysiyetinin telafisi imkansız biçimde rencide edilmiş olması zorunludur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Danıştay İkinci Dairesi tarafından yapılan incelemede, davacının ileri sürdüğü iddialar ile idarenin gerçekleştirdiği savunmalar ve idari işlemler hukuki normlar çerçevesinde detaylıca incelenerek değerlendirilmiştir. Öncelikle, 2015 yılı rütbe terfi sözlü sınavına dayanak oluşturan yönetmelik hükümlerinin yürütmesinin Danıştay tarafından durdurulması üzerine, davalı idarenin hareketsiz kalmadığı, üst norm niteliğinde olan 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu ve ilgili yönetmelik mevzuatına uygun şekilde yargı kararına paralel yeni bir düzenleme yaptığı tespit edilmiştir. İdare, yargı organı tarafından verilen yürütmeyi durdurma kararının gerekçelerini dikkate alarak 2016 yılı rütbe terfi sınavlarına yönelik usul ve esasları belirleyen yeni bir idari işlem tesis etmiştir. Bu bakımdan, dava konusu edilen "2016 Yılı Rütbe Terfi Sınavı" konulu işlemin, üst normlara aykırı bir hüküm içermediği, kanunilik ilkesine dayandığı ve tamamen yargı kararının gereği olarak yasal çerçevede hazırlandığı anlaşıldığından, söz konusu düzenleyici idari işlemde hukuka ve mevzuata aykırılık bulunmamıştır.
Manevi tazminat talebi yönünden yapılan incelemede ise, davacının emsallerinin haksız yere terfi ettirilmesi sonucu onların emrinde veya altında çalışmak zorunda bırakıldığı, bunun kurumsal hiyerarşiyi bozduğu ve kendisine karşı mobbing boyutuna varan bir baskı uygulandığı yönündeki iddiaları değerlendirilmiştir. Mahkeme, idare tarafından uygulanan rütbe terfi sınavı işlemlerinin tüm yönleriyle hukuka uygun olduğunu tespit ettiğinden, davacının haklarını ihlal eden hukuka aykırı bir işlemin varlığından söz edilemeyeceğini açıkça vurgulamıştır. Daha önce yargı mercilerince verilen iptal veya yürütmeyi durdurma kararlarının usule dair olduğu, idari yargıda tesis edilen her iptal kararının mutlak surette bağımsız bir tazminat sorumluluğu doğurmayacağı ilkesi bu kararda da hatırlatılmıştır. Davacının manevi tazminat talebine dayanak gösterdiği elem, ızdırap, özgüven kaybı, kalp ve tansiyon hastalıkları ile psikolojik yıpranma iddialarının, idarenin bir kastı, haksız eylemi veya hukuka aykırı bir işlemiyle nedensellik bağı kurularak ispatlanamadığı görülmüştür. Sonuç itibarıyla, şeref ve haysiyeti zedeleyici veya kişide ağır bir manevi çöküntü yaratan hukuka aykırı bir idari işlem veya eylemin bulunmadığı saptanmıştır.
Sonuç olarak Danıştay 2. Dairesi, davanın reddi yönünde karar vermiştir.