Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | 2021/29473 BN.

Karar Bülteni

AYM 2021/29473 BN.

Anayasa Mahkemesi | Mehmet Özbağ | 2021/29473 BN.

KARARIN KÜNYESİ

Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2021/29473
Karar Tarihi 10.12.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Yargılama sürerken kanun değişimiyle alacak hakkı engellenemez.
  • Tahsil imkânının yasayla kaldırılması etkili başvuru hakkını ihlal eder.
  • Mülkiyet hakkı idari ve yargısal korumadan mahrum bırakılamaz.
  • Kanuni düzenlemeler devam eden davalarda mülkiyeti ihlal etmemelidir.

Bu karar, devam eden yargılama süreçlerinde kanun koyucunun sonradan yaptığı düzenlemelerle vatandaşların yargı makamları önündeki meşru alacak haklarının fiilen engellenmesinin hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığını çok net bir şekilde ortaya koymaktadır. Kişilerin mülkiyet haklarını korumak amacıyla hukuki yollara başvurmaları, Anayasa tarafından güvence altına alınan temel bir haktır. Ancak açılan bir davanın görülmesi sırasında, devletin yasal bir düzenleme yaparak bu alacağın tahsilini olanaksız hâle getirmesi, mahkemeye erişim ve etkili başvuru haklarının özüne açık bir müdahale teşkil etmektedir. Anayasa Mahkemesi, kanun koyucunun yetkilerini kullanırken yargısal hak arama hürriyetini işlevsiz kılacak adımlardan kaçınması gerektiğini bu ihlal kararıyla bir kez daha teyit etmiştir.

Emsal etkisi bakımından bu karar, özellikle olağanüstü hâl veya benzeri dönemlerde alınan tedbirler sonucunda hakları zedelenen kişilerin açtığı davalarda mahkemelerin izlemesi gereken yöntemi göstermektedir. Turgay Kılıç içtihadının bu kararla yerleşik hâle gelmesi, yasal düzenlemelerle alacak davalarının anlamsız kılınamayacağına dair güçlü bir güvence oluşturmaktadır. Benzer davalarda derece mahkemelerinin, sonradan çıkan kanunları katı bir şekilde uygulayarak davaları reddetmek yerine, Anayasa'nın mülkiyet ve hak arama hürriyeti güvencelerini merkeze alan bir yorum yapmaları gerekmektedir. Şirketlere para yatıran ancak daha sonra yapılan yasal değişikliklerle tahsil imkânı elinden alınan binlerce benzer dosya için bu ihlal kararı, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerinin yeniden tesis edilmesi adına büyük bir önem taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Mehmet Özbağ, kapatılan veya yönetimine müdahale edilen bir şirkete daha önceden yatırmış olduğu paranın iadesi talebiyle idari ve yargısal yollara başvurarak alacak davası açmıştır. Söz konusu dava süreci devam ederken, devlet tarafından yapılan yeni bir kanuni düzenleme ile bu tür şirketlerden alacakların tahsil edilme imkânı hukuken ve fiilen ortadan kaldırılmıştır. Başvurucu, meşru mülkiyet hakkına dayalı olarak açtığı davanın, sonradan yürürlüğe giren bu kanuni kısıtlamalar nedeniyle işlevsiz hâle getirildiğini, alacağının tahsilinin imkânsızlaştığını belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Uyuşmazlığın temel sorunu, bir vatandaşın yargı organları önünde hakkını aradığı sırada, yürütme veya yasama organının çıkardığı yeni bir yasal düzenleme ile bu hukuki sürecin başarıya ulaşma ihtimalinin tamamen yok edilmesi ve kişinin mülkiyetinde olan parasal alacağından mahrum bırakılmasıdır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, önüne gelen bu uyuşmazlığı temel olarak Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında yer alan mülkiyet hakkı ve Anayasa'nın 40. maddesi ile güvence altına alınan etkili başvuru hakkı çerçevesinde ele almıştır. Mülkiyet hakkı, kişilerin meşru beklenti içinde oldukları alacak haklarını da kapsayan çok geniş bir güvence alanına sahiptir. Devlet, sadece mülkiyet hakkına haksız müdahalelerden kaçınmakla kalmamalı, aynı zamanda bireylerin mülkiyet haklarını koruyabilecekleri hukuki, idari ve yargısal altyapıyı da etkin bir şekilde kurmakla yükümlüdür.

Etkili başvuru hakkı ise, temel hak ve özgürlükleri ihlal edilen kişilerin bağımsız yargı organlarına başvurarak durumun düzeltilmesini talep edebilme hakkıdır. Bu hakkın ihlal edilmemesi için yargı yolunun sadece kâğıt üzerinde ve teorik düzeyde var olması yeterli değildir; aynı zamanda pratikte uygulanabilir, başarı şansı sunan ve hakkın iadesini fiilen sağlayabilecek gerçek bir kapasitede olması şarttır.

Kararın hukuki dayanağını oluşturan temel içtihat prensipleri, Anayasa Mahkemesinin daha önce verdiği yerleşik kararlarda belirlenmiştir. Bu prensiplere göre; bir kişi alacağının tahsili için uygun ve geçerli hukuki yollara başvurmuşken, tam da bu yargılama süreci devam ettiği esnada yapılan yeni bir kanuni düzenleme ile davanın başarıyla sonuçlanma ihtimalinin ortadan kaldırılması kabul edilemez. Hukuki mekanizmaları işletme imkânının yasama veya yürütme işlemleriyle kişilerin elinden alınması, etkili başvuru haklarının doğrudan ihlalidir.

Ayrıca, makul sürede yargılanma hakkıyla ilgili olarak 6384 sayılı Kanun ve 7499 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikler uyarınca, uzun süren yargılamalara ilişkin şikâyetler için öncelikle Adalet Bakanlığı bünyesindeki Tazminat Komisyonuna başvuru yapılması zorunluluğu temel bir usul kuralı olarak vurgulanmıştır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucu Mehmet Özbağ’ın bireysel başvurusunu iki farklı hak ihlali iddiası üzerinden incelemiş ve hukuki durumu ayrı ayrı tespit etmiştir. İlk tespit, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Mahkeme, 7499 sayılı Kanun ile 6384 sayılı Kanun'da yapılan son mevzuat değişikliklerini dikkate almıştır. Bu değişikliklere göre, makul süre şikâyetlerinin öncelikle Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan Tazminat Komisyonuna yapılması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi, Tazminat Komisyonu başvuru yolunun ilk bakışta ulaşılabilir ve yeterli giderim sağlama kapasitesine sahip etkili bir yol olduğunu belirtmiştir. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, bu idari başvuru yolu tüketilmeden doğrudan Anayasa Mahkemesine gelinmesi hukuka uygun bulunmamıştır. Bu sebeple, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikâyet, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedilmiştir.

İkinci ve uyuşmazlığın esasına ilişkin tespit ise, mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına yöneliktir. Somut olay incelendiğinde, başvurucunun şirkete yatırdığı paranın iadesi için kanunların kendisine tanıdığı yasal yollara zamanında ve usulüne uygun şekilde başvurduğu anlaşılmıştır. Ancak yargılama süreci devam ederken yapılan kanuni bir düzenleme neticesinde, başvurucunun başvurduğu dava yolu pratikte başarı sunma kapasitesini tamamen yitirmiştir. Teorik olarak mahkemeye erişim hakkı açık görünse de, yasal müdahale nedeniyle alacağın tahsili hukuken ve fiilen imkânsız hâle getirilmiştir.

Anayasa Mahkemesi, bu fiilî durumun mülkiyet hakkı ve etkili başvuru hakkı yönünden temel anayasal ilkelerle birebir örtüştüğünü tespit etmiştir. Devletin, yargılama sürerken vatandaşın meşru alacağına kavuşmasını imkânsız kılması, Anayasa'nın güvence altına aldığı mülkiyet hakkı ile etkili başvuru hakkının ihlali olarak değerlendirilmiştir. İhlalin mahkeme kararından ve yasal düzenlemenin uygulanışından kaynaklandığı, mağduriyetin giderilmesi ve iddiaların esasının adil bir şekilde değerlendirilebilmesi için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğu ifade edilmiştir. Yeniden yargılama kararının hukuki sakatlığı gidermek için yeterli bir telafi sağlayacağı anlaşıldığından, başvurucunun ek maddi ve manevi tazminat talepleri kabul görmemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: