Karar Bülteni
AYM Mustafa Ergün ve Diğerleri BN. 2021/26428
KARARIN KÜNYESİ
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
|---|---|
| Başvuru No | 2021/26428 |
| Karar Tarihi | 13.03.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Yaşam hakkı ihlallerinde etkili soruşturma yürütülmelidir.
- Kolluk şiddeti iddiaları makul süratle incelenmelidir.
- Yargılamadaki aşırı gecikme etkili soruşturma yükümlülüğünü zedeler.
- Hukuka aykırı eylemlere kayıtsız kalındığı izlenimi verilmemelidir.
Bu karar, kolluk görevlilerinin karıştığı ve kişilerin yaşamını tehlikeye atan fiziksel şiddet olaylarında devletin etkili soruşturma ve kovuşturma yürütme yükümlülüğünün sınırlarını son derece net bir şekilde çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkının usul boyutunun yalnızca faillerin tespit edilerek yargı önüne çıkarılmasıyla ve ceza almasıyla değil, aynı zamanda bu yargılamaların makul bir sürat ve azami özenle tamamlanmasıyla yerine getirilebileceğini açıkça vurgulamıştır. Yargılama sürecindeki aşırı ve gerekçesiz gecikmelerin, failler cezalandırılmış olsa dahi, devlete ait makamların hukuka aykırı eylemlere karşı hoşgörü gösterdiği izlenimi yaratabileceği ve yargı sisteminin caydırıcılığını temelden sarsacağı ifade edilmiştir.
Emsal niteliğindeki bu karar, özellikle kolluk şiddeti iddialarını içeren ceza davalarında ilk derece mahkemelerinin ve kanun yolu mercilerinin çok daha hızlı, titiz ve duyarlı hareket etmesi gerektiğine dair önemli bir uyarı niteliği taşımaktadır. Uyuşmazlık konusu olayın karmaşık bir hukuki yapı arz etmediği, taraf sayısının az olduğu ve delillerin toplanmasında herhangi bir zorluk yaşanmadığı durumlarda dokuz yıla yaklaşan uzun yargılama sürelerinin yaşam hakkının usul güvencelerini doğrudan ihlal edeceği kesin bir dille ortaya konulmuştur. Bu durum, benzer mahiyetteki ceza davalarında mahkemelerin yargılama sürelerini kısaltmaya yönelik usuli tedbirleri daha sıkı uygulamalarını zorunlu kılacak ve kolluk görevlilerinin eylemlerinden dolayı yargılandığı davalarda toplumda oluşabilecek olası cezasızlık algısının önüne geçilmesinde kilit bir rol oynayacaktır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, Konya'nın Akşehir ilçesinde gerçekleştirilen rutin bir trafik uygulaması sırasında polis memurları ile sivil vatandaşlar arasında yaşanan bir arbede sonucunda ortaya çıkmıştır. Olay esnasında görevli polis memuru K. K., elindeki telsizle sert bir şekilde vurarak başvuruculardan Yüksel Ergün'ün hayati tehlike geçirecek ve ağır şekilde yaralanmasına sebep olmuştur. Meydana gelen bu şiddet olayı nedeniyle ilgili polis memuru hakkında kasten yaralama suçundan, başvurucular hakkında ise kamu görevlisine görevi yaptırmamak için direnme ve hakaret suçlarından iddia makamınca ceza davası açılmıştır. Başvurucular, polis memurunun taraf olduğu ve yargılandığı davanın çok uzun sürmesi nedeniyle devletin etkili soruşturma yürütme yükümlülüğüne aykırı davrandığını, sorumlu kolluk görevlisinin cezalandırılmasının makul olmayan bir şekilde geciktiğini ve bu durumun da kendilerine manevi zarar verdiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş, ihlalin tespiti ile birlikte manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, önüne gelen bu uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında güvence altına alınan yaşam hakkını ve bu hakkın devlete yüklediği idari ve yargısal pozitif yükümlülükleri temel almıştır. Yaşam hakkının etkili ve tam bir şekilde korunması, devletin yetki alanındaki görevlilerinin sadece ölüme veya yaralanmaya kasten neden olmamasını değil, aynı zamanda bu tür şüpheli olayların sorumlularının derhâl belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayacak etkili bir yargısal sistem kurmasını da zorunlu kılmaktadır.
Ölüme kasten neden olunması veya ölümün yahut hayati tehlike arz eden ağır yaralanmanın bir saldırı neticesinde meydana gelmesi hâlinde, devletin etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğü derhâl bir ceza soruşturması ve devamında kovuşturması yürütülmesini zorunlu kılar. Başlatılan bu soruşturmanın ve devamındaki kovuşturma evresinin Anayasa'nın 17. maddesinin gereklerine cevap verebilecek nitelikte ve etkinlikte olması, sürecin baştan sona makul bir süratle ve büyük bir özenle yürütülmesine bağlıdır. Olayların hukuki ve maddi boyutlarının sağlıklı bir şekilde aydınlatılabilmesi, kamuoyunun ve mağdurların hukukun üstünlüğüne olan inancının sürdürülmesi, ayrıca kamu otoritesince hukuka aykırı eylemlere kayıtsız kalındığı veya hoşgörü gösterildiği izleniminin engellenmesi için ceza davalarının hızla sonuçlandırılması şarttır.
Ayrıca, ceza yargılamalarının gereksiz yere uzaması sadece adil yargılanma güvencelerinden makul sürede yargılanma hakkının değil, duruma göre yaşam hakkının usul boyutunun da doğrudan ihlali anlamına gelebilmektedir. Çünkü adli süreçte yaşanan aşırı ve temelsiz gecikme, dava sonunda failin ceza alması durumunda bile yargılamanın etkililiğine, kamu vicdanını tatmin etme işlevine ve caydırıcılığına gölge düşürerek tek başına yargılamanın etkisizliğine neden olabilecek ağırlıkta bir ihlal teşkil edebilir. Bu anayasal prensipler, kolluk kuvvetlerinin hukuka aykırı güç kullanımına ilişkin iddiaların incelendiği her türlü idari ve hukuki sürecin mutlak temelini oluşturmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı değerlendirirken öncelikle başvuruculardan Ulaş Ergün ve Mustafa Ergün'ün sanık sıfatıyla yargılandıkları davanın uzun sürmesine yönelik makul sürede yargılanma hakkı şikâyetlerini incelemiştir. Yapılan yasal değişiklikler çerçevesinde, bu tür iddialar için öncelikle Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun tüketilmesi gerektiği vurgulanarak, bu iki başvurucu yönünden başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilmiştir.
Başvurucu Yüksel Ergün'ün yaşam hakkının ihlal edildiğine yönelik şikâyeti ise esas yönünden ele alınmıştır. Mahkeme, polis memurunun darbesi neticesinde ölüm gerçekleşmemiş olsa da, eylemin başvurucunun hayatını tehlikeye atacak boyutta bir yaralanmaya sebebiyet vermesi nedeniyle başvuruyu yaşam hakkının usul boyutu kapsamında değerlendirmiştir. Olayın meydana geldiği Mayıs 2012 tarihinden itibaren sorumluların tespit edilip cezalandırılması amacıyla yürütülen ceza yargılamasının tam 8 yıl 10 ay sürdüğü tespit edilmiştir. Dava sürecinde sanıkların suçlu bulunarak hapis cezası ile cezalandırılmasına ve cezasızlık sonucunun doğmamasına rağmen, yargılamanın süresi adil yargılanma standartları bağlamında ciddi bir sorun olarak görülmüştür.
Anayasa Mahkemesi, davanın yalnızca dört sanıklı ve tek bir olaydan ibaret olduğunu, delil olarak da sadece sanık ve şikâyetçi beyanları ile tanık ifadelerinin bulunduğunu belirterek olayın karmaşık bir nitelik taşımadığının altını çizmiştir. Başvurucunun yargılamayı uzatacak herhangi bir tutumunun veya usuli bir özensizliğinin bulunmamasına karşın, davanın yaklaşık dokuz yıl gibi uzun bir sürede tamamlanması makul olmayan bir gecikme olarak nitelendirilmiştir. Bu aşırı gecikmenin, kovuşturmanın özenle ve makul bir hızla yürütülmesi ilkesini zedelediği sonucuna varılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, kovuşturmanın özenle ve makul süratle yürütülmemesi nedeniyle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve başvuruyu kabul etmiştir.