Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/34531 E. 2020/18023 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/34531 |
| Karar No | 2020/18023 |
| Karar Tarihi | 10.12.2020 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Yıllık izin belgeleri hesaba titizlikle katılmalıdır.
- Serbest zaman kullanımları fazla mesai hesabından düşülmelidir.
- Hakimin talepten fazlasına hükmetme yetkisi bulunmamaktadır.
- Kıdem tazminatı faizi talep tarihiyle sınırlı olabilir.
Bu karar, işçi ile işveren arasındaki alacak kalemlerinin hesaplanmasında ispat kurallarının ve davanın taleple bağlılık ilkesi çerçevesinde görülmesinin büyük bir hukuki önem taşıdığını göstermektedir. Yüksek Mahkeme, işverenin yargılama sırasında dosyaya sunduğu ve davacı işçi tarafından itiraza uğramayan belgelerin, mahkemelerce resen ve dikkatlice incelenmesi gerektiğini açıkça vurgulamıştır. Özellikle yıllık izin formları ve fazla çalışma karşılığında kullandırılan serbest zaman formları, işçinin talep ettiği alacakların net miktarını doğrudan etkileyen kritik ispat vasıtalarıdır. Bu tür yazılı ve itirazsız delillerin göz ardı edilerek salt soyut iddialar üzerinden eksik inceleme ile karar verilmesi, adil yargılanma hakkını ve usul hukukunun temel ispat kurallarını zedelemektedir.
Benzer işçilik alacağı davalarındaki emsal etkisi bakımından bu karar, ilk derece mahkemelerinin hesaplama yöntemlerine ve medeni yargılamaya hakim olan taleple bağlılık kuralına sıkı sıkıya uymaları gerektiğini kesin bir dille hatırlatmaktadır. Yargıtay, davacının dava dilekçesinde kıdem tazminatı için açıkça dava tarihinden itibaren faiz istemesine rağmen, yerel mahkemenin bu talebi hukuka aykırı şekilde aşarak fesih tarihinden itibaren faize hükmetmesini doğrudan bozma nedeni yapmıştır.
Bu durum, usul hukukunun temel prensiplerinden olan talepten fazlasına hükmedilememe kuralının iş davalarında da işçi lehine dahi olsa titizlikle uygulanacağını göstermektedir. Ayrıca, fazla mesai ücreti talep eden işçinin, bu mesailer karşılığında daha önce serbest zaman kullanıp kullanmadığının işyeri izin kayıtlarıyla mutlaka denetlenmesi gerektiği prensibi, uygulamadaki işverenlerin kayıt tutma yükümlülükleri açısından güçlü bir emsal niteliği barındırmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, bir zincir markette reyon elemanı olarak çalışan işçi ile kendisini istihdam eden şirket arasındadır. İşçi, markette çalıştığı süre boyunca mağaza müdürü tarafından kendisine sürekli psikolojik baskı (mobbing) uygulandığını, bu durumun ruh sağlığını bozduğunu iddia etmiştir. Ayrıca, çalışma süresi boyunca yoğun şekilde fazla mesai yaptığını, resmi tatillerde çalıştırıldığını, ancak bu çalışmaların karşılığının ve hak ettiği yıllık izin ücretleri ile ikramiyelerin kendisine ödenmediğini ileri sürmüştür. İşçi, tüm bu nedenlerle noter aracılığıyla gönderdiği ihtarname ile iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini belirterek işverene karşı dava açmıştır. İşçi bu davada kıdem tazminatı, manevi tazminat ve ödenmeyen diğer işçilik alacaklarının işverenden tahsil edilmesini talep etmiştir. İşveren ise mobbing iddialarının asılsız olduğunu, tüm hakların ödendiğini ve fesihin haksız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
İş uyuşmazlıklarının çözümünde mahkemelerin dikkate alması gereken temel prensiplerden biri, tarafların iddia ve savunmalarını hukuka uygun delillerle ispatlamakla yükümlü olmalarıdır. İşçinin yıllık izin haklarını kullanıp kullanmadığı hususu 4857 sayılı İş Kanunu m.59 kapsamında değerlendirilmekte olup, yıllık izinlerin kullandırıldığını veya kullanılmayan izinlerin ücretinin ödendiğini ispat yükü işverene aittir. İşveren bu yükümlülüğünü, işçinin imzasını taşıyan yıllık izin defteri veya eşdeğer nitelikteki belgelerle yerine getirmek zorundadır. Sunulan bu belgelere işçi tarafından yargılama aşamasında açıkça itiraz edilmediği sürece, mahkemelerin hesaplamalarını söz konusu yasal belgelere dayandırması kesin bir hukuki zorunluluktur.
Fazla mesai iddialarının ispatında ve hesaplanmasında ise 4857 sayılı İş Kanunu m.41 hükümleri esas alınmaktadır. Kanuna göre işçi, yaptığı fazla çalışmaların karşılığını zamlı ücret olarak talep edebileceği gibi, dilerse bu çalışmaların karşılığında serbest zaman kullanma hakkına da sahiptir. İşverenin, işçiye yaptığı fazla mesailer karşılığında serbest zaman kullandırdığını yazılı izin formları ile belgelemesi halinde, söz konusu sürelerin tespit edilerek fazla mesai alacağı hesaplanırken dışlanması gerekmektedir.
Medeni yargılama hukukunun en temel kurallarından biri olan ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.26 içerisinde düzenlenen taleple bağlılık ilkesi, hakimin tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olduğunu ve talepten fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceğini emretmektedir. İş davalarında faiz başlangıç tarihlerinin belirlenmesinde bu kural kritik bir rol oynar. İşçi dava dilekçesinde kıdem tazminatı için dava tarihinden itibaren faiz istemişse, kanunen hakkı fesih tarihinden itibaren faiz talep etmek olsa bile, mahkeme işçinin talebini aşarak faiz başlangıcını fesih tarihine çekemez. Yargıtay, bu temel usul kurallarının ihlal edilmesini doğrudan bozma sebebi olarak kabul etmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yerel mahkeme tarafından verilen kararı dosya kapsamında yer alan somut deliller üzerinden detaylı bir şekilde incelemiş ve hesaplama süreçlerinde ciddi hukuki eksiklikler tespit etmiştir. İlk olarak, davacı işçinin hizmet süresi boyunca hak ettiği yıllık izin ücretlerinin hesaplanmasında bariz bir hata yapıldığı belirlenmiştir. Yargılama aşamasında işveren tarafından dosyaya sunulan ve işçi tarafınca herhangi bir itiraza uğramayan imzalı yıllık izin belgelerine göre, davacının çalıştığı süre zarfında toplam 38 gün yıllık izin kullandığı anlaşılmıştır. Bu belgelere göre kullandırılmayan bakiye izin süresi yalnızca 4 gün olmasına rağmen, yerel mahkemenin bu süreyi hatalı bir şekilde 14 gün üzerinden hesaplayarak hüküm altına alması usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.
İkinci olarak, davacının talep ettiği fazla mesai ücretlerinin hesaplanmasında da işveren tarafından sunulan delillerin gerektiği gibi dikkate alınmadığı saptanmıştır. Dosya içerisinde, işçinin yapmış olduğu fazla çalışmalar karşılığında belli dönemlerde serbest zaman kullandığına dair yazılı izin formları bulunmaktadır. Yüksek Mahkeme, bilirkişi hesaplamalarında ve akabinde kurulan yerel mahkeme kararında bu serbest zaman kullanım formlarının tamamen göz ardı edilmesini bir başka bozma nedeni saymış, fazla mesai hesabının bu formlar dikkatlice incelenerek yeniden yapılması gerektiğine hükmetmiştir.
Son olarak, davacının kıdem tazminatına uygulanacak faizin başlangıç tarihi yönünden taleple bağlılık kuralının açıkça ihlal edildiği görülmüştür. Davacı taraf, dava dilekçesinde kıdem tazminatı alacağı için dava tarihinden itibaren faiz işletilmesini talep etmiştir. Yerel mahkeme ise bu açık talebi aşarak, faizin iş sözleşmesinin fiilen sona erdiği fesih tarihinden itibaren başlatılmasına karar vermiştir. Hakim, yargılamada tarafların talepleriyle sıkı sıkıya bağlı olup hukuken talepten daha fazlasına hükmedemeyeceğinden, yerel mahkemenin bu uygulaması hukuka aykırı bulunmuştur. Tüm bu eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeler neticesinde Yargıtay, davanın yeniden görülmesi gerektiğine kanaat getirmiştir.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yıllık izin, fazla mesai hesaplamalarındaki hatalar ve taleple bağlılık kuralının ihlal edilmesi nedenleriyle kararı bozmuştur.