Makale
Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin Hukuki Niteliği ve İcra Edilebilirliği
İş hukuku uyuşmazlıklarının çözümünde alternatif bir yöntem olarak hukuk sistemimize entegre edilen arabuluculuk kurumu, ihtilafların mahkeme salonlarına taşınmadan barışçıl, etkili ve hızlı bir şekilde çözülmesini sağlamaktadır. Bu sürecin en önemli, belirleyici ve nihai aşaması, tarafların üzerinde uzlaştıkları hususları hukuki bir zeminde kayıt altına aldıkları arabuluculuk anlaşma belgesinin düzenlenmesidir. Bir iş hukuku avukatı ve hukuki uygulamacı perspektifiyle bakıldığında, bu belgenin yalnızca tarafların karşılıklı bir niyet beyanı olmadığı, aksine taraflar açısından bağlayıcı, maddi hukuka dair sonuçlar doğuran ve gerektiğinde devletin cebri icra gücüyle hayata geçirilebilen son derece güçlü bir evrak olduğu görülmektedir. Anlaşma belgesi, uyuşmazlığın her iki tarafı için de ciddi bir hukuki güvenlik sağlarken, aynı zamanda iş yargılamasının temel dinamiklerine uygun olarak taraflar arasındaki menfaat çatışmasını kesin bir şekilde sona erdirme işlevi görmektedir. Hukuk sistemimizde ve akademik çevrelerde bu belgenin salt bir borçlar hukuku sözleşmesi mi yoksa bir mahkeme kararı eşdeğeri mi olduğu hususu sıkça tartışılmış olup, yapılan yasal düzenlemeler ve yüksek mahkeme içtihatları ile belgenin hukuki statüsü net bir çerçeveye oturtulmuştur. Bu kapsamlı makale çerçevesinde, anılan belgenin hukuki niteliği, borçlar hukuku bağlamındaki yeri, geçerlilik koşulları ve cebri icra mekanizması içindeki uygulanabilirliği detaylı, teknik ve hukuki bir perspektifle ele alınacaktır.
Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin Hukuki Niteliği
Arabuluculuk görüşmeleri neticesinde tarafların uzlaşmaya varmasıyla ortaya çıkan anlaşma belgesinin hukuki mahiyeti, doktrinde ve yargı kararlarında geniş çaplı tartışmalara konu olmuştur. Bazı hukukçular bu belgenin usul hukuku bakımından da birtakım sonuçlar doğurması (örneğin aynı konuda tekrar dava açılamaması) nedeniyle bir usul hukuku sözleşmesi olduğunu ileri sürse de, Yargıtay ve doktrindeki hâkim görüş bu belgenin temel olarak bir maddi hukuk sözleşmesi niteliği taşıdığı yönündedir. Anlaşma belgesi, tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarıyla vücut bulduğu için özünde Türk Borçlar Hukuku prensiplerine dayanmaktadır. Belgenin, taraflar dışındaki üçüncü bir kişi konumunda olan bağımsız arabulucu tarafından da imza altına alınması veya mahkeme tarafından icra edilebilirlik yönünden şerh verilebilir nitelikte olması, onun borçlar hukuku anlamında bir maddi hukuk sözleşmesi olma özelliğini kesinlikle ortadan kaldırmaz. Aksine, tarafların sözleşme kurma ehliyeti, sözleşme konusunun emredici hukuk kurallarına, kamu düzenine, genel ahlaka ve kişilik haklarına aykırı olmaması gibi borçlar hukukunun o bilindik temel geçerlilik şartları, arabuluculuk anlaşma belgesi için de birebir aranmaktadır. Dolayısıyla, tarafların özgür iradelerinin hiçbir baskı altında kalmadan sağlıklı bir biçimde uyuşması, bu belgenin hukuki varlığının sarsılmaz temel taşıdır.
Anlaşma belgesinin tam olarak hangi geleneksel sözleşme kalıbına girdiğini belirlemek ise hukuki açıdan farklı değerlendirmelere tabi tutulmuştur. Kimi görüşler, bu sözleşmenin tarafların karşılıklı fedakârlık ve tavizleriyle uyuşmazlığı sonlandırması hasebiyle tipik bir sulh sözleşmesi ile aynı nitelikte olduğunu savunurken; kimi görüşler, kanunda unsurlarının tam ve kısıtlayıcı bir tanımının bulunmaması sebebiyle bunu bir atipik sözleşme olarak nitelendirmektedir. Ancak genel kabul gören ve çağdaş iş hukuku pratiğinde en çok karşılık bulan hukuki yaklaşım, arabuluculuk anlaşma belgesinin nevi şahsına münhasır, yani sui generis bir sözleşme olduğudur. Bu kendine özgülük, belgenin sadece tarafların iradesine dayanmasından değil, aynı zamanda kanunla çerçevesi çizilmiş, tarafsız ve bağımsız bir kamu görevi ifa eden arabulucunun nezaretinde ve yönlendirmesiyle oluşturulmasından kaynaklanmaktadır. Taraflar, sözleşme serbestisi sınırları içerisinde aralarındaki anlaşmanın kapsamını diledikleri gibi belirleyebilir, ihtilafı kendi menfaatlerine en uygun biçimde çözebilirler; ancak bu serbesti, belgenin icra edilebilirliği aşamasında belirli yasal normlara ve kamu düzenine ilişkin sınırlamalara tabi tutulmaktadır.
Anlaşma Belgesinin Diğer Sözleşme Türleri ile Karşılaştırılması
Arabuluculuk anlaşma belgesinin niteliğini daha iyi kavrayabilmek ve hukuk sistemimizdeki yerini sağlamlaştırabilmek adına, iş hukukunda sıkça karşılaşılan sulh, ibra ve ikale sözleşmeleri ile olan ilişkisinin irdelenmesi elzemdir. İlk olarak iş hukukunun en tartışmalı konularından olan ibra sözleşmesi ele alındığında; ibra, borçlunun edimini yerine getirmeden alacaklının açık rızasıyla borcun ortadan kalkmasını, yani hukuken erimesini sağlayan bir tasarruf işlemidir. İş hukukunda işçinin korunması ilkesi gereği ibra sözleşmeleri Türk Borçlar Kanunu'nun 420. maddesi uyarınca son derece katı şekil şartlarına tabi tutulmuştur. İbranamenin mutlaka yazılı olması, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra edilen alacak kalemlerinin türünün ve miktarının açıkça gösterilmesi ve nihayetinde ödemenin banka kanalıyla eksiksiz olarak yapılması yasal bir zorunluluktur. Oysa arabuluculuk anlaşma belgesi, kapsamı itibarıyla sadece doğmuş alacakların tasfiyesini değil, aynı zamanda tarafların geleceğe yönelik hukuki ilişkilerini de (örneğin işe iade şartlarını) düzenleyebilen, ibraya kıyasla çok daha geniş kapsamlı ve esnek bir hukuki enstrümandır. İbra sözleşmesi şarta bağlı olarak yapılabiliyorken, arabuluculuk anlaşma belgesinin icra kabiliyeti kazanabilmesi için net bir eda hükmü içermesi ve şarta bağlı olmaması aranmaktadır.
Sulh sözleşmesi ile arabuluculuk anlaşma belgesi arasındaki ilişki incelendiğinde ise işin özünde yatan ciddi benzerlikler göze çarpar. Sulh sözleşmesi, tarafların mevcut veya ileride doğması muhtemel bir hukuki uyuşmazlığı, karşılıklı fedakârlık, ödün ve tavizler yoluyla ortadan kaldırmasını amaçlayan köklü bir sözleşme türüdür. Görülmekte olan bir dava sırasında bizzat mahkeme huzurunda yapılan kazaî sulh, davayı sona erdirir ve kanun yolları kapalı olmak üzere kesin hüküm gibi sonuç doğurur. Arabuluculuk süreci de temelde tarafların arabulucu eşliğindeki gönüllü müzakereleriyle bir uyuşmazlığı çözmelerine dayandığı için sulh kurumu ile büyük ölçüde örtüşmektedir. Ancak, mahkeme içi sulh doğrudan doğruya ilam niteliği taşırken, mahkeme dışı bir faaliyet olan arabuluculuk neticesinde doğan anlaşma belgesinin ilam niteliği kazanabilmesi için kanunda belirtilen özel şartların harfiyen yerine getirilmesi şarttır. Ayrıca, mahkeme önündeki sulh sözleşmesi belirli bir olgunun gerçekleşmesi koşuluna bağlı olarak yapılabilirken, arabuluculuk anlaşma belgesinin cebri icraya konu olabilmesi ve doğrudan tahsilata gidilebilmesi için hiçbir ön şarta bağlı olmaması hukuki bir mecburiyettir. İkale (bozma) sözleşmesi ise tarafların mevcut bir sözleşmeyi karşılıklı rızayla sona erdirmesidir; ikalede aranan serbest irade beyanı, arabuluculuk anlaşmasında da uyuşmazlığın sonlandırılması iradesi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Arabuluculuk anlaşma belgesinin iş hukuku pratiğinde sıkça karşılaşılan diğer sözleşmelerden ayrılan temel özellikleri şunlardır:
- Geniş kapsamlı olup, sadece geçmiş hakları değil gelecekteki ilişkileri de düzenleyebilmesi.
- Katı şekil şartlarına bağlı ibra sözleşmelerinden farklı olarak, arabulucu denetiminde daha esnek oluşturulabilmesi.
- Şartları sağlandığında mahkeme kararına eşdeğer ilam gücüne doğrudan sahip olabilmesi.
- İcra edilebilirlik şerhi aracılığıyla, devletin cebri icra gücünü hızla harekete geçirebilmesi.
- Mahkeme içi sulhten farklı olarak, uyuşmazlık mahkemeye yansımadan önce de tam bir kesinlik ve bağlayıcılık kurabilmesi.
- Sadece borcu sona erdirmeyip, yeni edimler ve yükümlülükler (ödeme takvimi, ceza koşulu vb.) ihdas edebilmesi.
- İrade sakatlıkları dışında, üzerinde anlaşılan konularda tarafların dava açma hakkını kesin olarak ortadan kaldırması.
Anlaşma Belgesinin Geçerlilik ve Şekil Şartları
Arabuluculuk anlaşma belgesinin hukuk dünyasında tam ve eksiksiz olarak geçerli olabilmesi için belirli usul ve esas kurallarına riayet edilerek tanzim edilmesi şarttır. Kanun koyucu, kural olarak bu belgenin geçerliliğini katı ve tek tip bir şekil şartına bağlamamış olsa da, uyuşmazlıkların ve hakların kesin bir biçimde tespiti, ileride doğabilecek ispat sorunlarının önlenmesi ve en önemlisi icra edilebilirliğin sağlanması açısından belgenin mutlaka yazılı şekilde düzenlenmesi uygulamada bir zorunluluk halini almıştır. Belge, arabuluculuk faaliyetinin başarıyla sonuçlandığını tevsik eden bir nihai sözleşme olup, belgenin üzerinde uzlaşılan tüm hususları, alacak kalemlerini, ödeme tarihlerini ve miktarlarını açık, net ve hiçbir tereddüde mahal bırakmayacak şekilde içermesi icap eder. Muğlak, farklı anlamlara çekilebilecek, yoruma açık veya ifa kabiliyeti meçhul ifadeler, belgenin infaz edilebilirliğini doğrudan tehlikeye sokacaktır. İlgili mevzuat uyarınca, anlaşma belgesi taraflar, onların kanuni temsilcileri veya özel yetkili vekilleri ile birlikte süreci yürüten bağımsız arabulucu tarafından mutlaka imza altına alınmalıdır. İmza eksikliği, belgenin arabuluculuk anlaşma belgesi vasfını yitirmesine neden olabilmektedir.
Söz konusu belgenin hukuki geçerliliği yalnızca şekli unsurlara değil, aynı zamanda maddi hukuk kurallarına da sıkı sıkıya bağlıdır. Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği, tamamen kamu düzenini ilgilendiren hukuki meselelerde geçerli bir arabuluculuk anlaşma belgesi düzenlenmesi mümkün değildir. Belgenin içerdiği taahhütler ve konular emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kişilik haklarına aykırı olmamalı ve fiilen imkânsız nitelik taşımamalıdır. İş hukuku bağlamında değerlendirildiğinde, belgede yer alan hükümlerden bir kısmının kanuna aykırı veya geçersiz olması durumunda kısmi hükümsüzlük kuralı devreye girecektir. Bu kural uyarınca, sadece geçersiz olan hükümler iptal edilirken, belgenin geri kalanı hukuki geçerliliğini korumaya devam edebilir; meğerki tarafların o geçersiz kısımlar olmaksızın bu sözleşmeyi baştan hiç yapmayacakları anlaşılsın. Bu kritik noktada arabulucunun, anlaşma metninin hukuka uygunluğunu gözetme, emredici normları hatırlatma ve tarafların iradelerinin sözleşme serbestisi sınırları içinde kalmasını aktif bir şekilde denetleme yönünde son derece önemli, mesleki ve etik bir sorumluluğu bulunmaktadır. Aksi bir durum, arabulucunun hukuki sorumluluğunu dahi gündeme getirebilir.
Anlaşma Belgesinin İcra Edilebilirliği ve İlam Niteliği
Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun hukuk sistemimize kazandırdığı en büyük ve en önemli yeniliklerden biri, arabuluculuk masasında doğan anlaşma belgesinin bir mahkeme kararına eşdeğer güce kavuşabilmesidir. Taraflar, uzun ve yorucu arabuluculuk görüşmeleri neticesinde vardıkları mutabakatın sadece kağıt üzerinde kalan bir metin olmasını engellemek ve doğrudan cebri icra organları vasıtasıyla tahsilini güven altına almak amacıyla belgenin icra edilebilirliğini talep etme hakkına yasal olarak sahiptirler. Eğer taraflar asıl uyuşmazlık konusunda anlaştıktan sonra düzenledikleri belgeyi; asiller, tarafların avukatları ve arabulucu hep birlikte imzalarlarsa, bu belge hiçbir mahkemenin ek onayına veya denetimine gerek kalmaksızın doğrudan doğruya ilam niteliğinde belge gücüne sahip olur. Bu olağanüstü durum, Avukatlık Kanunu'nun 35/A maddesine paralel bir düzenleme olup, avukatların uyuşmazlık çözüm sürecine katılımını teşvik etmekte ve uyuşmazlığın aylar süren yargılamalara hapsolmadan, çok daha hızlı, masrafsız ve pratik bir şekilde icra daireleri aracılığıyla kesin olarak çözülmesine imkân tanımaktadır.
Ancak, arabuluculuk anlaşma belgesi tarafların avukatları olmaksızın, yani sadece asiller (işçi ve işveren) ile arabulucu tarafından imzalanmışsa, belgenin doğrudan icra edilebilmesi mümkün değildir; bunun için yetkili mahkemeden icra edilebilirlik şerhi alınması kanuni bir zorunluluktur. İcra edilebilirlik şerhi, şayet uyuşmazlık dava açılmadan önce arabuluculuk yoluyla çözümlenmişse arabulucunun görev yaptığı yerdeki yetkili Sulh Hukuk Mahkemesinden; şayet derdest bir dava devam ederken arabuluculuğa gidilmiş ve anlaşma sağlanmışsa, davaya bakmakta olan mahkemenin kendisinden talep edilmelidir. İcra edilebilirlik şerhi verilmesi süreci, mahkemenin uyuşmazlığın esasına girdiği, taraf delillerini topladığı bir yargılama faaliyeti değil, çekişmesiz yargı kapsamında yürütülen usuli ve sınırlı bir incelemedir. Mahkeme burada sadece uyuşmazlık konusunun arabuluculuğa elverişli olup olmadığını ve cebri icraya uygun bir yapı taşıyıp taşımadığını dosya üzerinden denetlemekle yetinir. Mahkemenin onayından geçen ve şerh verilen bu belge, tıpkı kesinleşmiş bir mahkeme ilamı gibi İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre ilamlı icra takibine konu edilerek tereddütsüz infaz edilebilir hale gelir.
Şerhin Sınırları ve Eda Yükümlülüğünün Önemi
İcra edilebilirlik şerhinin sorunsuz bir biçimde alınabilmesi ve belgenin ilamlı icra takibine konu edilebilmesi için, arabuluculuk anlaşma belgesinin içeriğinde net bir eda yükümlülüğü (yani verme, yapma veya bir eylemden kaçınma/yapmama borcu) bulunması mutlak surette elzemdir. Taraflar, elbette aralarındaki bir hukuki durumun varlığını veya yokluğunu tespit etmek maksadıyla da arabuluculuk anlaşma belgesi düzenleme hürriyetine sahiptirler. Fakat salt tespiti içeren, karşı tarafa açık, ölçülebilir ve infaz edilebilir bir ödeme, teslim veya eylem borcu yüklemeyen tespit niteliğindeki sözleşmeler cebri icraya elverişli olmadıklarından, bu tür tespit içerikli belgelere icra edilebilirlik şerhi verilemez. Örneğin; bir işçi ile işveren arasında, işçinin sadece işyerindeki çalışma süresinin ve kıdeminin ne kadar olduğunun belirlenmesine yönelik salt bir tespit içeren protokole mahkemece icra edilebilirlik şerhi verilmesi hukuken ve fiilen mümkün değildir. Şerhin verilebilmesi için ödenmesi kararlaştırılan tazminatın, işçilik alacağının veya teslim edilecek evrakın/malın miktarının ve ifa zamanının belirli veya en azından nesnel kriterlerle belirlenebilir olması, icra memurunun hiçbir yoruma mahal bırakmadan doğrudan infazı gerçekleştirebilmesine uygun bir hukuki metin yapısında kaleme alınması şarttır.
Anlaşma belgesinin icra edilebilirliği önündeki bir diğer hukuki ve teknik engel ise, sözleşmedeki hakların ve alacakların bir şarta bağlanmış olmasıdır. Borçlar Hukuku genel kuralları çerçevesinde, tarafların anlaşma metnini geciktirici veya bozucu nitelikte bir şarta bağlamaları sözleşme hürriyeti gereği pekâlâ mümkündür ve sözleşme bu haliyle maddi hukuk anlamında geçerlidir. Ancak konu usul hukuku, takip hukuku ve cebri icra kurallarına geldiğinde, durum tamamen değişmektedir. Yargıtay kararlarında çok açık bir biçimde ifade edildiği üzere, edimlerin tahsilinin belirli bir koşulun gerçekleşmesine bağlandığı, derhal ve net bir ifa emri içermeyen arabuluculuk tutanaklarının ilamlı icraya konu edilmesi yasal olarak kabul görmemektedir. Şarta bağlı bir alacağın, icra dairesi tarafından şartın gerçekleşip gerçekleşmediği denetlenerek infaz edilmesi mümkün olmadığından, ilam niteliği kazanması beklenen arabuluculuk belgelerinin hiçbir şarta bağlanmadan, edimin kayıtsız ve şartsız ifasını içerecek şekilde, kesin ifadelerle düzenlenmesi hem alacaklının haklarının korunması hem de hukuki sürecin hızlı işlemesi açısından büyük önem arz etmektedir.
Nihayetinde, iş hukuku uyuşmazlıklarında tarafların müzakere masasında serbest iradeleriyle oluşturdukları arabuluculuk anlaşma belgesi, barındırdığı usuli ve maddi hukuki güç ile salt bir sözleşmenin çok ötesine geçerek kesinleşmiş bir mahkeme kararı gücüne erişme potansiyeline sahiptir. Hukuka uygun, emredici normları zedelemeyen, irade sakatlıklarından uzak ve icra edilebilirlik koşullarını eksiksiz taşıyan bir anlaşma belgesi, yıllarca sürebilecek yıpratıcı yargılama süreçlerini, artan maliyetleri ve olası tahsilat risklerini bertaraf ederek taraflara mutlak bir hukuki güvenlik şemsiyesi sunar. Uzman bir iş hukuku avukatı nezaretinde, hukuki terimlerin özenle seçilerek açık ve kesin bir eda hükmü içerecek şekilde tanzim edilen bu sözleşme metinleri, işçi ve işveren ilişkilerindeki kronikleşmiş uyuşmazlıkları kökünden çözen, barışçıl ve yüksek infaz yeteneği olan en etkili hukuki enstrümanlardan biridir. Tüm bu sebeplerle, söz konusu belgenin şekli ve maddi unsurlarının titizlikle kaleme alınması, tarafların telafisi güç hak kayıplarına uğramaması adına hukuki sürecin en kritik virajını oluşturmaktadır.