Makale
Fikri Hakların Sermaye Olarak Konulması ve Öldürücü Devralmalar
Bilişim ve teknoloji alanında faaliyet gösteren girişim şirketleri, geleneksel şirketlerden farklı olarak kuruluş ve büyüme aşamalarında nakdi sermayeden ziyade fikri ve sınai haklara dayanmaktadır. Bir fikrin, yazılımın veya patentin ticari değere dönüşmesi, bu şirketlerin en önemli malvarlığı unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak bu fikri mülkiyet haklarının ayni sermaye olarak taahhüt edilmesi, yürürlükteki ticaret hukuku mevzuatı çerçevesinde karmaşık değerleme prosedürlerine tabidir. Fikri hakların hukuki korunması ve sermayelendirilmesi sürecini başarıyla atlatan girişimler ise, pazarda büyüdükçe büyük teknoloji devlerinin radarına girmektedir. Bu noktada, büyük şirketlerin rekabeti engellemek veya yenilikçi ürünleri ortadan kaldırmak maksadıyla başvurdukları öldürücü devralmalar (killer acquisitions), rekabet hukuku açısından ciddi riskler barındırmaktadır. Gerek ayni sermaye değerlemesindeki zorluklar gerekse rekabet kurallarının girişim ekosistemine etkileri, bilişim hukuku uygulamalarında stratejik öneme sahiptir.
Teknoloji Girişimlerinde Fikri Hakların Ayni Sermaye Olarak Taahhüdü
Teknoloji girişimlerinde fikri mülkiyet haklarının sermaye olarak şirkete konulması, şirketin finansal gücünü oluşturmanın temel yoludur. Mevzuatımıza göre, üzerinde sınırlı ayni bir hak, haciz veya tedbir bulunmayan, nakden değerlendirilebilen ve devrolunabilen patent, yazılım ve telif hakkı gibi gayrimaddi malvarlığı unsurları, şirketlere ayni sermaye olarak konulabilmektedir. Ancak bir fikrin sermaye niteliği kazanabilmesi için hukuken korunabilir düzeyde somutlaşmış olması şarttır. Türk Ticaret Kanunu uyarınca, ayni sermaye olarak taahhüt edilen fikri hakların değerinin tespiti için şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesince atanan bilirkişiler tarafından değerleme yapılması zorunludur. Ne var ki, özellikle henüz ürünleşme aşamasında olan bir girişim şirketinin potansiyelini öngörerek doğru bir değer biçmek pratikte oldukça zordur. Değerlemenin aşırı düşük yapılması, ileride alınacak yatırımlarda kurucu ortakların paylarının seyreltilmesine ve yatırımcıların şirketteki kontrol gücünün orantısız artmasına neden olabilmektedir. Bu durum, bilişim şirketlerinin kuruluşunda ve büyümesinde ciddi bir hukuki belirsizlik yaratmaktadır.
Ayni Sermaye Değerlemesinde Çözüm Arayışları
Ayni sermaye değerleme prosedürünün getirdiği operasyonel yükler ve masraflar, girişimcileri nakdi sermaye ile kuruluş yapıp fikri hakları sonradan şirkete devretme gibi dolambaçlı yollara itmektedir. Ancak bu tür devir işlemleri de beraberinde damga vergisi ve kurumlar vergisi gibi ağır maliyetler doğurabilmektedir. Gelişmiş ülkelerdeki uygulamalara bakıldığında, girişim şirketleri için ayni sermaye değerlemesinin esnetildiği ve bizzat kurucular tarafından belirli sınırlar dahilinde yapılabildiği örnekler görülmektedir. Hukukumuzda ise, özellikle bilişim ekosistemini desteklemek adına, fikri hakların değerlemesinde mahkeme süreci yerine yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir raporlarının yeterli kabul edilmesi yönünde yasal düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır. Şirketlerin gerçek değerini bulması ve ileriki yatırım turlarında hak kaybı yaşanmaması için, değerleme süreçlerinin hukuki öngörülebilirlik ilkesi çerçevesinde daha pratik ve modern standartlara kavuşturulması şarttır.
Dijital Pazarlarda Rekabet Hukuku ve Öldürücü Devralmalar
Başarılı olan teknoloji şirketleri, pazardaki etkinliklerini artırdıklarında genellikle dev teknoloji firmalarının satın alma teklifleriyle karşılaşırlar. Rekabet hukuku terminolojisinde öldürücü devralma (killer acquisition) olarak adlandırılan bu işlemler, büyük şirketlerin potansiyel rakiplerini henüz emekleme aşamasındayken satın alıp, rekabeti ve yenilikçi teknolojiyi ortadan kaldırması stratejisini ifade eder. Geleneksel birleşme ve devralmalardan farklı olarak, buradaki temel amaç satın alınan girişimin ürününü geliştirmek değil, piyasadan silmektir. Bu sayede ana şirket, pazardaki hakim durumunu korurken, tüketicilerin daha yenilikçi ürünlere ulaşmasını da engellemiş olur. Uzun yıllar boyunca, hedef girişimlerin cirolarının düşük olması nedeniyle bu işlemler rekabet otoritelerinin bildirim eşiklerine takılmadan rahatça gerçekleştirilmiştir. Ancak son yıllarda bu durum, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de rekabet otoritelerinin radarına girmiş ve hukuki tedbirler alınmaya başlanmıştır.
Rekabet Kurumu'nun Teknoloji Teşebbüslerine Yönelik Güncel Kriterleri
Öldürücü devralmalarla mücadele kapsamında Rekabet Kurumu, teknoloji teşebbüslerinin devralınmasına yönelik işlemlerde bildirim eşiklerinde önemli güncellemeler yapmıştır. Rekabet Kurulu'nun güncel tebliğ değişiklikleri uyarınca, öldürücü devralmaların denetlenmesi için getirilen hukuki düzenlemeler şu şekildedir:
- Türkiye pazarında faaliyet gösteren veya Ar-Ge faaliyeti bulunan teknoloji teşebbüslerinin devralınması işlemlerinde 250 milyon TL ciro eşiği istisnası getirilmiştir.
- İstisna sayesinde, cirosu düşük olsa dahi yenilikçi girişimlerin devralınması Rekabet Kurulu iznine tabi hale gelmiştir.
- Dijital platformlar, yazılım, oyun yazılımı, finansal teknolojiler ve sağlık teknolojileri gibi alanlarda faaliyet gösteren şirketler teknoloji teşebbüsü statüsüne alınmıştır.
Bu yasal hamle ile, büyük teknoloji devlerinin inovasyonu boğmasının önüne geçilmesi hedeflenmiştir. Ancak girişim ekosistemi açısından bakıldığında, yatırımcıların şirketten çıkış (exit) stratejilerinin zorlaşması ve yatırım alma süreçlerinin Kurul iznine tabi olması gibi yeni hukuki engeller doğmuştur. Bu nedenle, birleşme ve devralma aşamalarında rekabet hukuku risklerinin baştan doğru analiz edilmesi zorunludur.