Makale
Hekimin Sır Saklama Yükümlülüğü ve Hukuki Boyutları
Hekim ile hasta arasındaki ilişki, temelde bir güven ilişkisidir. İnsanlar, en değerli varlıkları olan sağlıklarını ve vücut bütünlüklerini hekimlere emanet ederken yüksek bir güven duygusu içinde hareket etmektedirler. Hekime başvuran hasta, yalnızca fizyolojik sorunlarının tedavisi için değil; aynı zamanda yaşayış tarzı, bedeni, ruhsal durumu, aile ve cinsel yaşantısı gibi özel hayatına ait ve yerine göre mahrem sayılabilecek bilgilerin hekimi tarafından titizlikle korunacağına inanır. Bu güvenin hukuk sistemimizdeki karşılığı, ağırlıklı görüşe ve Yargıtay içtihatlarına göre bir vekalet sözleşmesidir. Hekim ve hasta arasında kurulan bu sözleşme gereği, hekim hastasını sağlığına kavuşturmak için gereken müdahaleleri yaparken aynı zamanda sadakat ve özen borcu altında hareket eder. Bu sadakat ve özen yükümlülüğünün en önemli yansımalarından biri, hastanın kişilik haklarının korunması ve dolayısıyla sır saklama yükümlülüğünün eksiksiz bir biçimde yerine getirilmesidir. Hekim, tıbbi müdahalenin sonuçlarını garanti edemese de, hastasının sırlarını özenle saklamakla mükelleftir.
Sır Saklama Yükümlülüğünün Kapsamı ve Unsurları
Hekimin saklamakla yükümlü olduğu sırların kapsamı oldukça geniş yorumlanmalıdır. Hasta tarafından başkalarınca bilinmesi istenmeyen ve korunmaya layık olan her bilgi bir sır niteliğindedir. Bir sırrın hekimin sır saklama yükümlülüğünün konusu olabilmesi için, söz konusu bilginin hekimlik mesleğinin icrası sırasında öğrenilmiş olması ve meslekle arasında bir nedensellik bağının bulunması şarttır. Hukuki doktrinde bir meslek sırrından söz edilebilmesi için objektif ve sübjektif olmak üzere iki temel unsur aranmaktadır. Objektif unsur, sırrın başkaları tarafından bilinmemesi veya aleni olmaması durumudur. Ancak sırrın hastanın ailesi veya yakın çevresince biliniyor olması onun sır niteliğini ortadan kaldırmaz. Sübjektif unsur ise hastanın bu bilginin başkalarınca bilinmemesini arzu eden iradesidir. Hasta bu iradesini açıkça veya zımnen ortaya koyabileceği gibi, bilinci kapalı olan hastalar için de hekimin, mesleki etik gereği hastanın üstün yararını gözeterek sırrın açıklanmaması yönünde bir irade varmışçasına hareket etmesi gerekmektedir.
Sır Saklama Yükümlülüğünün Süresi ve Ölüm Sonrası Durum
Hekimin sır saklama yükümlülüğünün süresi zamanla sınırlandırılmamıştır. Hekim ile hasta arasındaki sözleşmesel veya fiili ilişki sona erse dahi hekimin sır saklama yükümlülüğü devam etmektedir. Daha da önemlisi, hukuki mevzuatımız uyarınca hastanın ölüm olayının gerçekleşmesi, mahremiyetin bozulması hakkını kesinlikle vermemektedir. Hasta Hakları Yönetmeliği hükümleri ve Danıştay kararları bu konuya açıklık getirmiş olup, tedavisi süresince hastanın hekimine duyduğu güvenin bir gereği olarak, vefatından sonra dahi meslek sırrının saklanması, hekimin sadakat borcunun ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmektedir. Ölen kişinin yasal mirasçılarının dahi, sırf mirasçı sıfatını taşımaları gerekçesiyle hastanın tüm tıbbi kayıtlarına serbestçe ulaşma hakkı bulunmamaktadır. Kişisel Verileri Koruma Kurulu kararlarında da istikrarla vurgulandığı üzere, yasal mirasçılar ancak hukuki bir dayanakları veya devam eden davalara konu ispat ihtiyaçları doğrultusunda yargı makamları aracılığıyla söz konusu verilere ulaşabilirler. Bu yaklaşım, hastanın ölümünden sonra dahi mahremiyetine saygı gösterilmesini teminat altına alır.
Sır Saklama Yükümlülüğünün İstisnaları
Kural olarak hekimin hastasına ait sırları özenle saklaması mecburi olsa da, kanun koyucu birtakım özel durumlarda bu yükümlülüğe istisnalar getirmiştir. Hekim, aşağıdaki hukuki gerekçelerin varlığı halinde sır saklama yükümlülüğünden hukuka uygun olarak kurtulabilir:
- Hastanın Açık Rızası: Hastanın kendi serbest tasarrufuyla, aydınlatılmış ve baskı altında kalmadan sırrının açıklanmasına rıza göstermesi.
- Meşru Müdafaa ve Iztırar Hali: Hekimin kendisine yöneltilen haksız bir saldırıyı savuşturmak amacıyla sadece gerekli ve ölçülü düzeyde açıklama yapması.
- Kamu Sağlığının Korunması: Umumi Hıfzıssıhha Kanunu gereğince bildirimi zorunlu olan bulaşıcı hastalıkların yetkili makamlara bildirilmesi.
- Suç Bildirimi: Hekimin mesleğini icra ederken hastasının bir suçun mağduru olduğunu gösteren belirtilerle karşılaşması halinde adli makamlara ihbarda bulunması.
- Tanıklık ve Bilirkişilik: Mevzuatta düzenlenen tanıklıktan çekinme haklarının istisnaları kapsamında, yargı makamlarının zorunlu talebiyle bilirkişilik yapılması.
Bu istisnai haller uygulanırken hekimin daima ölçülülük ilkesi çerçevesinde hareket etmesi ve yalnızca bilmesi gereken kişiye, bilmesi gerektiği kadar bilgi aktarımında bulunması kişilik haklarının ihlal edilmemesi bakımından hayati öneme sahiptir.