Anasayfa/ Makale/ Kişilik Hakları ve Özel Hayatın Teorik Sınırları

Makale

Kişilik hakları, bireyin maddi ve manevi tüm değerleri üzerinde sahip olduğu mutlak haklardır. Bu makalede, özel hayatın sınırlarını çizen üç alan teorisi ile makul beklenti teorisi hukuki bir perspektifle ele alınmış, kişilik haklarına yönelik saldırılarda hukuka uygunluk nedenleri Yargıtay ve AİHM içtihatları ışığında incelenmiştir.

Kişilik Hakları ve Özel Hayatın Teorik Sınırları

Hukuk düzeni tarafından koruma altına alınan kişilik hakkı, bireyin maddi ve manevi değerlerinin tümü üzerinde geçerli olan ve herkese karşı ileri sürülebilen mutlak bir hak olarak tanımlanmaktadır. Medeni hukukumuzda gerçek ve tüzel kişiler bakımından ortak bir kavram olan kişilik hakkı; yaşam, vücut bütünlüğü, özgürlükler, şeref ve haysiyet, özel yaşam, isim ve resim üzerindeki haklar gibi çok geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır. Bir kişinin toplumsal ilişkilerinden kaynaklanan tanıtım kelimeleri olan ismi, onur ve saygınlığı, fiziksel veya psikolojik bütünlüğü hukukun güvencesi altındadır. Kanun koyucu, kişilik haklarını oluşturan değerleri sürekli değişen ve gelişen yansımalarını dikkate alarak kesin sınırlarla kısıtlamamış, esnek bir yasal çerçeve çizmiştir. Bireyin hukuk koruması altında bulunan ve kendisine yakın kişilerle paylaştığı özel yaşam alanı, hukuki uyuşmazlıkların en temel odak noktalarından biridir. Bu bağlamda, özel hayatın sınırlarının teorik olarak belirlenmesi, bir müdahalenin yasal bir ihlal olup olmadığının saptanması açısından hayati bir öneme sahiptir.

Özel Hayatı Açıklayan Teorik Yaklaşımlar

Özel hayatın kapsamı, ulusal ve uluslararası belgelerde kesin bir tanıma kavuşturulmadığından, doktrinde bu sınırları çizen çeşitli hukuki teoriler geliştirilmiştir. Bu teorilerin başında İsviçre ve Alman Hukukunda Jaggi tarafından geliştirilen üç alan teorisi gelmektedir. Bu teoriye göre bireyin yaşam alanı üçe ayrılmaktadır: Gizli hayat alanı, özel hayat alanı ve genel hayat alanı. Kişinin sadece kendisine sakladığı, düşünce, duygu dünyası ve cinsel yaşamı gibi başkaları tarafından öğrenilmesini istemediği ilişkiler gizli hayat alanını oluşturur ve bu alana hiçbir şekilde müdahale edilemez. Bireyin sadece yakın çevresi, aile fertleri veya çalışma arkadaşlarıyla paylaştığı, başkalarına kapalı tuttuğu alan ise özel hayat alanı olarak tanımlanır. Hukuk, kişinin hem gizli hem de özel alanını sıkı bir koruma şemsiyesi altına almaktadır. Toplumun diğer bireyleriyle paylaşılan, sokağa çıkma veya alışveriş yapma gibi olayları içeren ortak veya genel hayat alanı ise genellikle kişisel mahremiyetin dışında kalır.

Yaşam Alanı Kapsamı Korunma Durumu
Gizli Hayat Alanı Kişinin kimseyle paylaşmadığı duygu, düşünce ve cinsel yaşamı. Mutlak koruma altındadır, hiçbir şekilde müdahale edilemez.
Özel Hayat Alanı Sadece aile, iş arkadaşları ve yakın çevreyle paylaşılan alan. Hukuki koruma altındadır, rızasız müdahale kişilik hakkı ihlalidir.
Genel Hayat Alanı Kamuya açık yerlerdeki toplumsal faaliyetler ve eylemler. Kural olarak özel hayat koruması dışındadır, herkesçe izlenebilir.

Makul Saygı Beklentisi Teorisi

Özel hayatın sınırlarını çizerken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay içtihatlarında sıklıkla atıf yapılan bir diğer önemli ölçüt makul saygı beklentisi teorisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu teori, objektif olarak kişinin durumu hakkında saygı beklentisi ile sübjektif olarak toplumun ve devletin bu beklentiye olumlu cevap vermesi unsurlarından oluşmaktadır. Uygulamada, müdahalenin gerçekleştiği somut olayda kişide özel hayatın gizliliğine yönelik makul bir saygı beklentisinin bulunup bulunmadığı titizlikle sorgulanmaktadır. Kişinin özel hayatına yönelik müdahaleyi ne ölçüde öngörebileceği ve buna karşı herhangi bir önlem alıp almadığı, ihlalin tespitinde belirleyici rol oynar. Örneğin, mahkeme kararlarında vurgulandığı üzere, işyerinde kullanılan iletişim araçlarının gizliliğinin korunacağı konusunda çalışanların makul bir beklenti içinde olduğu genel olarak kabul edilmektedir. Kişinin, öngördüğü müdahaleye karşı tedbir alabilecekken almaması halinde ise söz konusu müdahaleyi zımnen kabul ettiği varsayılır.

Kişilik Haklarına Saldırıda Hukuka Uygunluk Nedenleri

Hukukumuzda, Türk Medeni Kanunu'nun 24. maddesinde belirtildiği üzere, kişisel varlıklara yönelen her saldırı değil, yalnızca hukuka aykırı saldırılar hukuki ve cezai sorumluluk doğurmaktadır. Bir müdahalenin hukuka uygun sayılabilmesi için temel bazı yasal nedenlerin varlığı aranır. Bunların başında ilgilinin rızası gelir. Ancak bu rızanın hukuka ve ahlaka aykırı olmaması, kişinin şeref ve haysiyetine yönelik onur kırıcı bir boyuta ulaşmaması şarttır. Bir diğer önemli hukuka uygunluk nedeni ise daha üstün nitelikte özel veya kamusal yararın bulunmasıdır. Mahkeme kararlarında ve yargı uygulamasında, özellikle basın özgürlüğü ve toplumun haber alma hakkı ile kişilik haklarının çatıştığı durumlarda üstün yarar ilkesi devreye girer. Yargıtay içtihatlarına göre, haberin gerçekliği, kamu yararı taşıması ve özle biçim arasındaki dengenin korunması halinde basının haber verme hakkı üstün tutulabilir. Son olarak, tebligat ilanları gibi kanunun verdiği yetkinin kullanılması da kişilik haklarına yapılan saldırıyı hukuka uygun hale getiren sebepler arasında sayılmaktadır.

4 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: