Anasayfa/ Makale/ Program Formatlarının Eser Niteliği ve Hak...

Makale

Bu makalede, televizyon ve dijital yayın platformlarındaki program formatlarının Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında eser olarak nitelendirilebilmesi için gereken objektif, sübjektif ve şekli şartlar ile bu formatlar üzerindeki eser sahipliği türleri, güncel yargı kararları ve doktrin ışığında hukuki bir perspektifle incelenmektedir.

Program Formatlarının Eser Niteliği ve Hak Sahipliği

Medya ve eğlence sektörünün temel yapıtaşlarından biri olan program formatları, televizyon kanallarının yanı sıra günümüzde dijital yayın platformlarında da büyük bir ekonomik değere ve ticari hacme sahiptir. Bir fikri ürünün Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) kapsamında hukuki korumadan faydalanabilmesi için belirli nitelikleri taşıması gerekmektedir. Bir fikri yaratımın eser olarak kabul edilmesi ve sahibine mali ile manevi haklar sağlaması için sadece yenilikçi bir fikre dayanması yeterli değildir; hukuken aranan objektif, sübjektif ve şekli şartların bir arada bulunması şarttır. Bu bağlamda, yalnızca soyut bir düşünce aşamasında kalan taslaklar ile detaylı bir şekilde kaleme alınmış prodüksiyon kılavuzu halindeki formatlar arasında hukuki koruma açısından büyük farklar bulunmaktadır. Makalemizde, bilişim ve fikri mülkiyet hukuku pratikleri çerçevesinde, program formatlarının hukuki niteliği, eser olabilme koşulları ve birden fazla kişinin katkıda bulunduğu bu yapıtlar üzerindeki eser sahipliği kavramı tüm detaylarıyla ele alınacaktır.

Program Formatlarının Eser Olarak Kabul Edilme Şartları

Bir yapıtın telif hukuku bağlamında korunabilmesi için ilk olarak dış dünya tarafından algılanabilir bir biçimde somutlaşması, yani objektif şartı yerine getirmesi aranmaktadır. Salt soyut fikirler, ne kadar dahiyane olursa olsun hukuki korumadan yararlanamazlar. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, biçime bürünmemiş soyut fikirlerin ve anonimleşmiş iş yapma metotlarının eser sayılamayacağını açıkça belirtmiştir. Somutlaşmanın yanı sıra, eserin yaratıcısının kişisel özelliğini ve yaratıcı dokunuşunu yansıtması anlamına gelen sübjektif şart (hususiyet) da aranmaktadır. Örneğin; sıradan yarışma kurallarının ötesine geçerek stüdyo atmosferi, sunucu davranışları, kamera açıları, jingle kullanımı ve aşamalı bir olay örgüsü gibi unsurların prodüksiyon kılavuzu içerisinde detaylıca kurgulanması, formatı basit bir taslaktan ayırarak sahibinin hususiyetini taşıyan korumaya değer bir eser haline getirmektedir.

Formatların Şekli Şartı ve Eser Kategorisi

FSEK m. 1/B-a uyarınca, bir fikri yaratımın eser sayılabilmesi için kanunda sayılan eser kategorilerinden birine dahil olması zorunludur. Program formatlarının hangi kategoriye girdiği hususunda yargı kararlarında zaman zaman farklılıklar görülse de güncel hukuki eğilim ve doktrindeki hakim görüş, yazılı olarak somutlaşan formatların ilim ve edebiyat eserleri olarak korunması gerektiği yönündedir. Eskiden bazı yargı kararlarında formatların sinema eserlerine benzer yapıtlar olduğu ifade edilmiş olsa da; sinema eserlerinin temel vasfı olan birbiriyle ilişkili hareketli görüntüler dizisi olma özelliği, kâğıt üzerinde veya dijital bir metin belgesinde yer alan formatlar için geçerli değildir. Bu nedenle, detaylı bir şekilde yazılı hale getirilmiş, sabit ve tekrarlanabilir özellikler barındıran format metinleri, bağımsız birer ilim ve edebiyat eseri statüsünde değerlendirilerek telif hakkı korumasına tabi tutulmalıdır.

Program Formatlarında Eser Sahipliği

FSEK m. 8 uyarınca bir eserin sahibi, onu bizzat meydana getiren kişidir ve eser sahipliği tescil gibi ek bir işleme gerek kalmaksızın yaratım fiiliyle kendiliğinden doğar. Ancak program formatları; logo, jingle, metin ve görsel tasarımlar gibi farklı disiplinlere ait ögelerin birleşiminden oluştuğundan genellikle tek bir kişi tarafından değil, bir ekip tarafından meydana getirilir. Bu noktada, birden fazla kişinin katılımıyla oluşan eserlerde müşterek eser sahipliği (FSEK m. 9) ile iştirak halinde eser sahipliği (FSEK m. 10) ayrımları devreye girer. Eğer formattaki müzik veya logo gibi unsurlar, eserin bütününe zarar vermeden ayrılabiliyor ve bağımsız bir eser niteliği taşıyabiliyorsa, ilgili kısımları üretenlerin bu parçalar üzerindeki müstakil mülkiyeti söz konusu olur.

Ortak İrade ve İşlenme Eser Sahipliği

Diğer yandan, format metninin kaleme alınmasında yazarların fikri mesaileri birbiriyle kaynaşmışsa ve bu katkıları ayırmak eserin özünü bozacaksa iştirak halinde eser sahipliği gündeme gelir. Program formatları ve bunlara dayalı olarak üretilen programlar arasındaki hak sahipliği ilişkisi şu şekilde sınıflandırılabilir:

  • Müşterek Eser Sahipliği: Eseri oluşturan jingle veya logo gibi parçalar nitelik kaybı olmaksızın ayrılabiliyorsa, her yaratıcı bağımsız olarak kendi kısmının sahibi sayılır.
  • İştirak Halinde Eser Sahipliği: Prodüksiyon kılavuzunu ortaklaşa kaleme alan kişilerin katkıları birbirlerinden ayrılamayacak şekilde bütünleşmişse, eser sahipliği adi şirket hükümleri çerçevesinde birlikte kullanılır.
  • İşlenme Eser Sahipliği: Formatın lisanslanarak bir televizyon veya dijital yayın programına dönüştürülmesi durumunda, üretilen bu program asıl esere bağlı bir işlenme eser olarak kabul edilir ve programı meydana getirenler işlenme eserin sahibi olur.

Bu kurallar çerçevesinde, format asıl eser kabul edilirken, bu formatın izne tabi olarak görsel-işitsel bir yayına dönüştürülmesi hali de türetilmiş bağımlı bir yaratım olarak hukuki koruma altındadır.

4 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: