Anasayfa/ Makale/ Sağlık Verilerinin TMK Kapsamında Korunması

Makale

Kişisel sağlık verileri, Türk Medeni Kanunu çerçevesinde kişinin en temel kişilik değerlerinden biri olarak kabul edilmekte ve üst düzeyde hukuki güvence altına alınmaktadır. Kişilik hakkına yönelik hukuka aykırı saldırılara karşı TMK kapsamında çeşitli davalar açılabilir.

Sağlık Verilerinin TMK Kapsamında Korunması

Türk hukuk sisteminde kişisel sağlık verileri, bireyin en mahrem alanına ait olan ve kişilik hakkı çerçevesinde değerlendirilen vazgeçilmez bir kişilik değeri olarak kabul edilmektedir. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun (KVKK) yürürlüğe girmesiyle birlikte bu veriler özel bir koruma kalkanına sahip olsa da, KVKK'nın uygulama alanı bulamadığı veya kişilik hakkına yönelik haksız bir saldırının mevcut olduğu durumlarda, Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) kişiliğin korunmasına ilişkin genel hükümleri devreye girmektedir. Nitekim KVKK'nın 14. maddesinde de açıkça belirtildiği üzere, veri işleme faaliyetleri nedeniyle kişilik hakkı ihlal edilenlerin genel hükümlere göre tazminat hakkı her zaman saklı tutulmuştur. Bu doğrultuda, kişisel sağlık verilerinin hukuka aykırı olarak işlenmesi, ifşa edilmesi veya yetkisiz kişilerle paylaşılması durumlarında, bireylerin maruz kaldığı maddi ve manevi zararların giderilmesi ile devam eden veya olası tehlikelerin bertaraf edilmesi amacıyla TMK'nın 23, 24 ve 25. maddeleri ile Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 58. maddesi uygulanarak etkin bir hukuki koruma mekanizması işletilmektedir.

TMK Madde 23 Bağlamında İçe Karşı Koruma

Türk Medeni Kanunu'nun 23. maddesi, kişiliğin içe karşı korunması ilkesi üzerine inşa edilmiş olup, bireyin kendi rızasıyla yaptığı hukuki işlemlere karşı dahi korunmasını öngörmektedir. Bu hüküm uyarınca hiç kimse, hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez ve kendi özgürlüklerini hukuka ya da ahlaka aykırı bir biçimde sınırlayamaz. Kişisel sağlık verilerinin işlenmesine ilişkin yapılan sözleşmeler veya aydınlatılmış onam formları bağlamında bu madde büyük bir öneme sahiptir. Sözleşme serbestisi ilkesi geçerli olsa da, bir hastanın kendi sağlık verilerinin sınırları belirsiz bir şekilde ve öngörülemeyen üçüncü kişilerle paylaşılmasına peşinen rıza göstermesi, kişilik haklarının ahlaka aykırı olarak sınırlandırılması anlamına gelecektir. Bu tür durumlarda, kişinin serbestçe karar alma özgürlüğünün elinden alındığı veya kendisini ölçüsüz riskler altına soktuğu kabul edilerek, ilgili sözleşme maddeleri veya açık rıza beyanları kesin hükümsüz sayılarak geçersiz kabul edilecektir. Dolayısıyla birey, bizzat kendi verdiği rızanın hukuka aykırı sonuçlarına karşı dahi kanun tarafından mutlak surette korunmaktadır.

TMK Madde 24 Kapsamında Dışa Karşı Koruma

Bireyin rızası dışında gelişen ve üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirilen müdahalelere karşı güvence sağlayan mekanizma ise TMK'nın 24. maddesi kapsamında düzenlenen kişiliğin dışa karşı korunması kuralıdır. Bu hüküm uyarınca, hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden bu saldırılara karşı korunma talep edebilmektedir. Bir müdahalenin hukuka uygun kabul edilebilmesi için ise kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamu yararı ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması gibi hukuka uygunluk sebeplerinden birinin bulunması zorunludur. Örneğin, bilinci kapalı olan ve rıza veremeyecek durumdaki bir acil servis hastasının, üstün nitelikteki özel yararı gözetilerek sağlık geçmişinin doktorlarla paylaşılması hukuka uygun bir eylem niteliğindedir. Buna karşılık, salt ticari bir menfaat elde etmek amacıyla yetkisiz kişilerce veya şirketlerce hastanın kişisel sağlık verilerinin üçüncü kişilere aktarılması, hukuka uygunluk sebeplerinden hiçbirini barındırmadığı için doğrudan kişilik hakkına haksız bir saldırı oluşturacak ve yasal yaptırımları beraberinde getirecektir.

Kişisel Sağlık Verilerinin İhlalinde Açılabilecek Davalar

Kişisel sağlık verilerine yönelik hukuka aykırı bir saldırının gerçekleşmesi veya tehlikesinin belirmesi hâlinde, mağdur kişinin TMK'nın 25. maddesi kapsamında yetkili mahkemelere başvurarak kullanabileceği çeşitli dava yolları mevcuttur. Hastanın sağlık verilerinin gizliliğini ihlal eden herhangi bir eyleme karşı, kusur şartı aranmaksızın ve hızlıca aksiyon alınabilmesi adına kanun koyucu tarafından koruyucu nitelikte davalar öngörülmüştür. Bu bağlamda açılabilecek temel davalar şunlardır:

  • Önleme Davası: Kişisel sağlık verilerinin ifşa edilmesine veya hukuka aykırı işlenmesine yönelik ciddi ve yakın bir tehlikenin varlığı hâlinde, saldırı henüz gerçekleşmeden durdurulması amacıyla açılır.
  • Durdurma Davası: Kişinin sağlık verilerinin internet gibi mecralarda veya kamuoyunda halihazırda izinsiz bir şekilde yayımlanmaya devam etmesi durumunda, sürmekte olan bu ihlale son vermek için başvurulan yoldur.
  • Tespit Davası: Saldırı fiilen sona ermiş olmakla birlikte, sağlık verilerinin ifşasının yarattığı hukuka aykırı etkilerin hâlen devam ettiği hâllerde, durumun hukuka aykırılığının tespiti istenir.
  • Haksız Kazancın İadesi Davası: Bir başkasının sağlık verilerinin izinsiz olarak ticarileştirilmesi veya kullanılması yoluyla haksız bir gelir elde edilmişse, bu gelirin mağdura verilmesi talep edilir.

Maddi ve Manevi Tazminat İstemleri

Kişisel sağlık verilerinin yetkisiz biçimde işlenmesi, aktarılması veya ifşa edilmesi, birey üzerinde derin yıkıcı etkiler yaratabileceği gibi telafisi güç somut zararlara da sebebiyet verebilmektedir. Bu bağlamda, haksız saldırı sebebiyle doğrudan bir malvarlığı kaybı yaşanmışsa, hastanın işten çıkarılması veya bir ticari anlaşmasının iptal edilmesi gibi durumlarda maddi tazminat davası ikame edilebilmektedir. Öte yandan, bireyin en mahrem sırları olan sağlık verilerinin başkalarının eline geçmesi nedeniyle yaşadığı psikolojik çöküntü, üzüntü, korku ve utanç duyguları karşısında ise TMK 25 ve TBK 58. maddeleri uyarınca manevi tazminat talebinde bulunulması mümkündür. Tazminat davalarında saldırıyı gerçekleştiren failin kusurunun ispatı genel bir şart olup, illiyet bağının da kurulmuş olması gerekmektedir. Kişiliğin korunmasına yönelik tüm bu talepler, davacının kendi yerleşim yeri mahkemesinde açılabileceği gibi, haksız fiilin gerçekleştiği yer veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde de ileri sürülebilmektedir.

5 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: