Anasayfa/ Makale/ Tahkim Yargılama Usulü, Kararlar ve Kanun Yolları

Makale

[Bu kapsamlı makalede, uyuşmazlıkların çözümünde uygulanan tahkim yargılama usulünün usuli işleyişi, hakemlerin yetki ve sorumlulukları ile yargılama sürecinin kuralları ele alınmaktadır. Ayrıca nihai hakem kararlarının hukuki niteliği, icrası ve bu kararlara karşı başvurulabilecek iptal davası ve yargılamanın iadesi süreçleri incelenmektedir.]

Tahkim Yargılama Usulü, Kararlar ve Kanun Yolları

Günümüz modern hukuk sistemlerinde uyuşmazlıkların çözümünde devlet yargısına alternatif, adil ve hızlı bir yol olarak öne çıkan tahkim müessesesi, pek çok hukuki ihtilafta giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Tahkim yargılaması, tarafların iradesi etrafında şekillenen ancak usul hukukunun temel güvencelerini barındıran oldukça disiplinli ve kendine özgü bir yargısal süreçtir. Yargılamanın fiilen yürütülmesi, süreci yönetecek hakemlerin geniş yetki ve sorumlulukları ile başlayan bu süreç, uyuşmazlığın esasına ilişkin bağlayıcı nitelikteki hakem kararları ile son bulmaktadır. Ancak tahkimin hızlı ve esnek doğası, verilen kararların her türlü yargısal denetimden tamamen muaf olduğu anlamına gelmemektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu kapsamında, hakem kararlarına karşı olağan kanun yolu olarak iptal davası ve olağanüstü kanun yolu olarak yargılamanın iadesi kurumları titizlikle düzenlenmiştir. Tüm bu sürecin evrensel adil yargılanma, eşitlik ve temel savunma haklarına uygun şekilde yürütülmesi esastır. Bu incelemede, tahkim sürecinin usuli işleyiş aşamaları, hakem heyetinin yetkilerinin kapsamı, kararların yasal sınırları ve aleyhine başvurulabilecek hukuki denetim mekanizmaları tüm detaylarıyla ele alınacaktır.

Tahkim Yargılamasında Hakemlerin Statüsü ve Yetkileri

Tahkim yargılamasının temelini oluşturan hakemler, tarafların veya kanunda belirtilen hallerde mahkemenin iradesiyle seçilen, bağımsız ve tarafsız karar verme yükümlülüğü altındaki uzman kişilerdir. Hakemlerin usulüne uygun şekilde seçimi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri uyarınca belirli sıkı kurallara tabidir ve tarafların aksi yönde bir sözleşmesel anlaşması bulunmadıkça hakemlerin mutlaka gerçek kişi olması yasal bir zorunluluktur. Hakem kurulu genellikle tek sayıda üyeden oluşacak biçimde yapılandırılır ve bu usul, karar alma sürecindeki muhtemel kilitlenmeleri önlemeyi amaçlamaktadır. Hakemlerin yargılama sürecindeki en önemli usuli haklarından biri, bizzat kendi yetkileri ve yargılamanın kapsamı hakkında nihai karar verebilmeleridir. Doktrinde yetkinin yetkisi olarak da adlandırılan bu özel ilke, tahkimin devlet mahkemelerinin anlık müdahalelerinden bağımsız olarak etkin ve kesintisiz bir şekilde işlemesini sağlayan kilit bir unsurdur. Hakemler görevlerini ifa ederken her daim taraflardan bağımsız hareket etmeli ve süreci tamamen objektif yürütmelidir.

Hakemlerin tarafsızlığı veya bağımsızlığı konusunda objektif olarak haklı şüphe uyandıran usuli durumların ortaya çıkması halinde, tarafların ilgili hakemi reddetme hakkı doğmaktadır. Hakemin reddi prosedürü, taraflar aksini tahkim sözleşmesinde özel olarak kararlaştırmadıkça, yasalarda öngörülen çok sıkı sürelere ve şekil şartlarına sıkı sıkıya bağlıdır. Usulüne uygun yapılan ret talebinin hakem kurulunca kabul edilmemesi halinde mevcut uyuşmazlık, tahkim yeri mahkemesine hızlıca taşınarak nihai olarak çözümlenmektedir. Kendi görevini makul ve yasal bir süre içinde yerine getirmeyen veya yargılamayı yürütmekten haksız yere kaçınan hakemlerin ağır hukuki sorumluluğu doğabileceği gibi, bu eylemler hakemin doğrudan azli veya mecburi istifası ile sonuçlanabilir. Hakemlerin, Türk Borçlar Kanunu'nun vekâlet sözleşmesine ilişkin emredici hükümleri kıyasen uygulanmak suretiyle özen borcu, sadakat yükümlülüğü ve sır saklama gibi temel görevleri de mevcuttur. Tahkim yargılaması sırasındaki ticari veya kişisel bilgilerin ifşa edilmemesi gizlilik ilkesi gereğidir.

Hakemlerin yargısal yetkileri sadece uyuşmazlığın esasını çözmekle sınırlı tutulmamıştır. Aksi taraflarca açıkça kararlaştırılmadıkça hakem veya hakem kurulu, yargılama sürecinde aniden ortaya çıkabilecek acil durumlar için ihtiyati tedbir veya delil tespiti kararı vermeye de hukuken yetkilidir. Bu yetki, hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı veya tamamen imkânsız hâle geleceği spesifik durumlarda taraflara geçici hukuki koruma sağlar. Ancak hakemler tarafından verilen ihtiyati tedbir kararlarının fiilen icrası, devletin cebri icra organlarının doğrudan müdahalesini gerektirdiğinden, bu kararların icra edilebilirliği mutlaka görevli mahkeme kararına veya onayına usulen bağlanmıştır. Hakemlerin cebri icra yetkisinin doğası gereği bulunmaması, tahkimin özel hukuka dayanan sözleşmesel niteliğinin son derece doğal bir sonucudur. Mahkemeler, hakemlerin yasal yetkisini aşan durumlarda veya doğrudan hakem kurulunun henüz tam oluşturulamadığı acil başlangıç aşamalarında, tahkimin etkililiğini desteklemek amacıyla sürece kısıtlı biçimde dâhil olabilirler.

Tahkim Yargılamasının Yürütülmesi ve Uygulanan Kurallar

Tahkim yargılamasına fiilen uygulanacak usul kurallarının baştan belirlenmesinde taraf iradelerine kanunla oldukça geniş bir serbesti tanınmıştır. Taraflar, yargılamanın yürütüleceği dili, temel tahkim yerini, dilekçelerin teatisi sürecini ve duruşma yapılıp yapılmayacağını tahkim sözleşmesinde veya yargılama aşamasında tamamen özgürce tayin edebilirler. Eğer taraflar bu yönde ortak bir belirleme yapmamışsa, atanan hakem veya hakem kurulu, uyuşmazlığın niteliğini ve usul ekonomisini titizlikle dikkate alarak yargılama kurallarını bizzat belirler. Tahkimde davanın usulen açılması, taraflardan birinin hakem seçimi için karşı tarafa veya sözleşmedeki ilgili kuruma bildirimde bulunmasıyla gerçekleşir ve bu resmi bildirimle birlikte dava açılmasının maddi ve usuli hukuk sonuçları anında doğar. Yargılamanın yürütülmesi sırasında hakemler, davanın aydınlatılması temel ödevini bizzat yerine getirir; iddia ve savunmaların netleştirilmesini isteyebilir ve kapalı kalan yönleri açıklatabilirler. Dilekçeler aşamasının usulüne uygun şekilde tamamlanmasından sonra ise delillerin toplandığı tahkikat aşamasına resmen geçilir.

Yargılama usulünün baştan şekillendirilmesinde tarafların yargısal eşitliği ve en temel hak olan hukuki dinlenilme hakkına mutlak surette riayet edilmesi kanuni bir zorunluluktur. Hukuk Muhakemeleri Kanunu, tahkim usulünün yapısı ne kadar esnek olursa olsun, bu temel usul güvencelerinden asla taviz verilemeyeceğini çok açık ve emredici olarak düzenlemiştir. Uyuşmazlık taraflarının her birine iddia ve savunmalarını kapsamlıca sunmaları, karşı tarafın dosyaya sunduğu belgeleri detaylıca inceleyip itirazlarını ileri sürmeleri için tamamen eşit ve yeterli imkânın sağlanması şarttır. Hakemlerin, tarafların haberi olmaksızın gizlice delil toplaması, tek taraflı özel görüşmeler yapması veya taraflara öngörülemeyen sürpriz niteliğinde kararlar vermesi, yargılamanın ağır hukuka aykırılığı sonucunu anında doğurur. Tahkikat aşamasında taraflarca aksi sözleşmede kararlaştırılmadıkça hakemler alışıla gelmiş şekilde duruşma yapmaya mecbur tutulmamıştır; dosya üzerinden de hüküm verilebilir. Ancak duruşma kararı alınmışsa usuli tebligatlar çok büyük önem taşır.

Delillerin Toplanması ve Yargılama Süresi

Tahkim yargılamamasında davacı ve davalının ileri sürdükleri maddi vakıaları ispatlamak amacıyla dayandıkları delillerin toplanması süreci, geleneksel mahkemelerdeki usulden birtakım farklılıklar barındırmaktadır. Atanan hakemlerin polis zoruyla getirme, resmi yemin ettirme veya cebri icra tatbik etme gibi kamusal yetkileri bulunmadığından, taraf veya üçüncü kişilerin inatla delil sunmaktan kaçınması halinde mutlaka devlet mahkemelerinin doğrudan yardımına başvurulması usulen gerekebilir. Hakem kurulunun açık yazılı onayıyla görevli mahkemeye başvuran taraf, mahkemenin yasal delil toplama yetkilerinden pratik şekilde yararlanabilir. Tahkim yargılamasını standart mahkeme yargılamasından ayıran ve ticari uyuşmazlıklarda en çok tercih edilmesine yol açan temel faktörlerden biri de yargılama süresinin oldukça kısıtlı ve önceden öngörülebilir olmasıdır. Yasal mevzuat uyarınca, taraflarca aksine bir süre kararlaştırılmadıkça, tahkim sürecinin hakem kurulunun ilk toplantı tutanağını resmen düzenlediği tarihten itibaren tam bir yıl içinde mutlaka kararla tamamlanması gerekmektedir. Süre ihlali ağır hukuki sonuçlar doğurur.

Tahkim Yargılamasının Sona Ermesi ve Masraflar

Tahkim süreci kural olarak uyuşmazlığın esası hakkında oluşturulan nihai hakem kararının taraflara usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesiyle tamamen sona erer. Ancak bunun haricinde de yargılamayı usulden veya tarafların kendi özgür iradeleriyle erkenden sona erdiren bazı spesifik haller yasalarda açıkça düzenlenmiştir. Davacının açtığı davasını sonradan geri alması, tarafların uyuşmazlığı tahkim dışında kendi aralarında müzakere ederek sulh yoluyla çözmeleri veya yargılamaya devam edilmesinin hakem kurulunca hukuken ya da fiilen tamamen gereksiz görülmesi hallerinde tahkim süreci usulen son bulacaktır. Tahkim süresinin dolması ve mahkemece bu sürenin uzatılmasına yönelik yapılan başvuruların kesin olarak reddedilmesi de süreci kanunen bitiren kritik bir usuli etkendir. Sulh halinde, tarafların ortak resmi talebi üzerine ve anlaşılan hususların yasalara aykırılık teşkil etmemesi kesin şartıyla, varılan bu sözleşmesel anlaşma hakem heyetince resmi bir hakem kararı olarak tespit edilebilir ve icra kabiliyeti kazanır.

Tahkim yargılamasının usulden veya esastan tamamen sona ermesiyle birlikte, yargılama sürecinde ortaya çıkan muhtelif masrafların ve hesaplanan hakem ücretlerinin taraflar arasında nasıl ve hangi oranlarda paylaştırılacağı hususu da hakemler tarafından karara detaylıca bağlanır. Yasal mevzuatın emredici olmayan ilgili hükümleri uyarınca, taraflarca tahkim sözleşmesinde aksi açıkça ve yazılı kararlaştırılmadıkça tahkim giderlerinden kural olarak davada haksız çıkan ve kaybeden taraf tamamen sorumlu tutulmaktadır. Davanın yalnızca kısmen kabulü ve reddi halinde ise bu yüksek giderler tarafların davadaki haklılık oranlarına göre çok hassas ve adil bir matematikle paylaştırılır. Yargılama giderleri kapsamına genel olarak; atanan hakemlerin yasal ücretleri, seyahat ile konaklama masrafları, mahalinde yapılan keşif ücretleri, bilirkişi incelemesi masrafları, tanık ödemeleri ve davayı kazanan tarafın resmi vekili için asgari ücret tarifesine göre özel olarak belirlenen vekâlet ücreti kalem kalem dâhil edilmektedir.

Hakem Kararlarının Niteliği ve Şekli

Tahkim yargılamasının hedeflenen nihai amacı, uyuşmazlığın her iki tarafı da hukuken bağlayan kesin ve net bir karar ile adil biçimde çözümlenmesidir. Kurul tarafından verilen bu nihai karar, usul hukuku bakımından maddi anlamda kesin hüküm niteliği taşımaktadır ve olağan devlet mahkemesi kararlarıyla birebir aynı hukuki ve icrai geçerliliğe sahiptir. Kararın yazılış şekli ve zorunlu içeriği yasada çok sıkı kurallara tek tek bağlanmıştır. Gerekçeli kararda hakemlerin ve tarafların açık kimlik bilgileri, kararın dayandığı temel hukuki gerekçeler, yargılama giderlerinin nihai dağılım tablosu ve karara karşı hangi sürede nereye dava açılabileceği hiç şüpheye yer bırakmadan açıkça belirtilmelidir. Özellikle hakem kararlarının ayrıntılı gerekçeli olması, kararın keyfilikten uzak biçimde, bizzat tarafların sunduğu kanıtların ve ileri sürdüğü hukuki argümanların analizi yapılarak verildiğini somutlaştırması bakımından büyük bir usuli güvence ve anayasal bir zorunluluktur.

Hakemler tarafından usulüne uygun verilen ve taraflara tebliğ edilen hakem kararlarında maddi ifade hataları, basit hesap yanlışlıkları veya iddia edilen belirli bir talebin tamamen gözden kaçırılması gibi bariz eksiklikler bulunması durumunda, asıl kararın tavzihi, rakamsal düzeltilmesi veya hukuken tamamlanması usulen mümkündür. Uyuşmazlık taraflarından herhangi biri, kararın bizzat kendisine tebliğinden itibaren kanunda özel olarak öngörülen çok kısa süreler içerisinde görevli hakem kuruluna doğrudan başvurarak bu açık eksikliklerin süratle giderilmesini yasal olarak talep edebilir. Kurulca sonradan verilen tamamlayıcı hakem kararı veya açıklayıcı tavzih kararı, önceki asıl kararın hukuken ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmektedir ve asıl karara karşı iptal davası açma süreleri bu yeni ek kararların taraflara tebliği ile birlikte baştan başlar. Hakem kararı kendiliğinden icra edilebilir bir resmi belge niteliğinde sayıldığından, karar lehdarı olan taraf ayrıca başka bir onay almadan tahsilat yapabilir.

Hakem Kararlarına Karşı Kanun Yolları: İptal Davası

Tahkim yargılamasında usulüne uygun olarak verilen hakem kararları, geleneksel mahkeme yargılamalarından farklı olarak istinaf veya Yargıtay temyizi gibi uyuşmazlığın esasına yönelik bir üst derece denetimine kesinlikle tabi tutulmazlar. Tahkim sürecinin sonunda ortaya çıkan bağlayıcı hakem kararlarına karşı mağdur tarafça doğrudan başvurulabilecek yegâne olağan kanun yolu iptal davası adı verilen oldukça sınırlandırılmış özel bir yargısal denetim mekanizmasıdır. Belirtilen bu iptal davası, hakem heyetinin esasa ilişkin uyuşmazlık hakkında fiilen verdikleri kararın maddi hukuk veya mutlak adalet açısından doğruluğunu asla incelemeyen kapalı bir usuli sistemdir. Bahsedilen dava türü, davanın esasına kesinlikle girmeksizin yalnızca yürürlükteki Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda tek tek sayılan usuli ve biçimsel ağır hukuka aykırılıkların somut varlığını çok katı kurallarla denetlemektedir.

Kanun uyarınca, tarafları bağlayan hakem kararlarına karşı doğrudan iptal davasına konu edilebilecek ve mahkemece incelenebilecek başlıca usuli iptal sebepleri doğrudan şunlardır:

  • Geçerli bir tahkim sözleşmesinin usulen hiç bulunmaması veya sözleşmenin sonradan geçersiz sayılması.
  • Hakemlerin resmi seçiminde veya fiilen uygulanan temel yargılama usulünde ağır kanuna aykırılık bulunması.
  • Hakemlerin yetkisiz oldukları hâlde haksız yere uyuşmazlığın esasına girmesi veya sözleşmeyi doğrudan aşarak yetkisizce karar vermesi.
  • Tarafların yargısal usuli eşitliği ve vazgeçilmez temel hak olan hukuki dinlenilme hakkının yargılama aşamasında açıkça ihlal edilmesi.
  • Verilen nihai hakem kararının içeriğinin veya yaratacağı hukuki sonucunun doğrudan Türk kamu düzenine ağır aykırılık teşkil etmesi.

Bu kısıtlı usuli iptal sebeplerinin tamamen dışında, mahkemenin esasa girerek yeni bir maddi hüküm kurması yasaktır.

Usulüne uygun açılan iptal davası, bizzat hakem kararının veya verilen tavzih, düzeltme ya da tamamlama usuli kararının taraflara tebliğinden itibaren sadece bir ay içinde, kararın verildiği tahkim yerindeki bölge adliye mahkemesinde öncelikle ve ivedilikle görülmek üzere açılmalıdır. Süresinde açılan iptal davası, hakem kararının fiili icrasını kendiliğinden kesinlikle durdurmamaktadır; ancak davacının mahkemeden özel talebi üzerine, genellikle ilgili icra dairesine nakit veya teminat mektubu sunulması gibi güçlü bir teminat karşılığında icranın yasal olarak geri bırakılmasına mahkemece tensiben karar verilebilir. İptal davasının kabul edilip kararın bozulması halinde taraflar sürece yeniden başlayabilir. Bunun haricinde, kesinleşmiş hakem kararlarına karşı mahkeme kararları için öngörülen çok ağır ihlal sebepleri mevcutsa doğrudan olağanüstü yargısal yol işletilebilir.

Tüm bu usuli detaylar ışığında sonuç olarak tahkim, devletin mutlak yargı gücünü ortadan kaldıran veya zayıflatan bir kurum değil, bilakis devlet mahkemelerinin ağır iş yükünü pratik şekilde hafifleterek ticari ve sivil yaşamdaki uyuşmazlıklara uzmanlaşmış, son derece hızlı ve etkin bir çözüm alternatifi sunan çağdaş yargısal bir mekanizmadır. Uyuşmazlık taraflarının kendi irade muhtariyeti, tahkim yargılamasının usulünün şekillendirilmesinde ne denli büyük ve yasal olarak belirleyici ise de, yetkilendirilen hakem heyetlerinin adil yargılanma, mutlak tarafsızlık, hukuki dinlenilme ve taraflar arası eşitlik gibi evrensel nitelikteki hukuk ilkelerine sıkı sıkıya bağlılığı da o derece yaşamsal bir zorunluluktur. Hakem kararlarına karşı yasayla getirilen oldukça sınırlı iptal sebepleri ve mahkemelerin uyuşmazlığın esasına müdahale etme yasağı, tahkim müessesesinin ticari işlerliğini ve verilen kararların sarsılmaz bağlayıcılığını güçlü biçimde hukuken güvence altına almaktadır.

10 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: