Makale
Tarım Sektöründe İSG ve İş Kazası Hukuku
Tarım sektörü, içerdiği çok sayıda fiziksel, kimyasal ve biyolojik risk faktörü nedeniyle iş sağlığı ve güvenliği açısından en tehlikeli işkolları arasında yer almaktadır. Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de tarımsal faaliyetler, inşaat ve madencilik sektörleriyle birlikte iş kazalarının ve meslek hastalıklarının en yoğun yaşandığı alanların başında gelmektedir. Tarımsal üretimin genellikle açık alanlarda, değişken doğa koşulları altında ve yoğun fiziksel emek gerektiren şartlarda yürütülmesi, çalışanları sürekli bir tehlike çemberi içinde bırakmaktadır. Geleneksel üretim yöntemlerinden teknoloji yoğun makineleşmeye geçiş, iş verimliliğini artırmakla birlikte yeni ve karmaşık kaza risklerini de beraberinde getirmiştir. İş sağlığı ve güvenliği kültürü eksikliği, yetersiz eğitim ve mevzuatın sahada tam anlamıyla uygulanamaması gibi nedenler, tarımda meydana gelen kazaların yıkıcı boyutlara ulaşmasına zemin hazırlamaktadır. Hukuki açıdan bakıldığında, tarımsal faaliyetlerde meydana gelen iş kazaları ve bunlara bağlı ortaya çıkan bedensel ya da ruhsal zararlar, işverenler için ciddi hukuki ve cezai yaptırımlar doğurmaktadır. Bu bağlamda kazaların önlenmesi adına kapsamlı risk değerlendirmelerinin yapılması ve hukuki sorumlulukların eksiksiz yerine getirilmesi hayati bir zorunluluktur.
Tarımsal Faaliyetlerde İş Kazası Kavramı
İş hukuku uygulamaları ve yerleşik yargı içtihatları bağlamında tarım sektöründe meydana gelen iş kazaları, çalışanların üretim süreci esnasında, tarımsal işyerinde veya işin yürütümü ile bağlantılı olarak bedensel veya ruhsal zarara uğradığı ani olayları ifade etmektedir. Sosyal Güvenlik Kurumu verileri ve yasal düzenlemeler ışığında tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörü, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatında açıkça "tehlikeli" sınıf içerisinde kategorize edilmektedir. Bu sınıflandırma, söz konusu sektörde yürütülen tüm faaliyetlerin yüksek risk içerdiğini ve kazaların büyük ölçüde makine kullanımı, ağır fiziksel zorlanma ile öngörülemeyen çevresel faktörlerden kaynaklandığını hukuki olarak tescil etmektedir. İstatistiklere göre tarım alanında yaşanan iş kazalarının %90 gibi ezici bir çoğunluğu, tehlikeli sınıfa giren bu tarımsal işyerlerinde gerçekleşmektedir. Bu tablo, yasa koyucunun tarımsal işyerlerine yönelik öngördüğü iş sağlığı ve güvenliği standartlarının sadece kağıt üzerinde kalmaması gerektiğini, aksine sahada mutlak surette uygulanmasının ne derece hayati olduğunu net bir şekilde göstermektedir.
Tarımsal faaliyetlerde iş kazası olgusunu endüstriyel fabrikalardan ve diğer kapalı alan sektörlerinden ayıran en önemli hukuki özellik, çalışma ortamının sınırlarının ve şartlarının sürekli değişkenlik göstermesidir. Tarla, bağ, bahçe veya sera gibi açık hava işyerlerinde çalışanlar, sadece ağır iş makinelerinin yarattığı mekanik tehlikelerle değil, aynı zamanda aşırı sıcaklık, yoğun nem, zehirli böcek veya yılan ısırmaları gibi öngörülemeyen doğal risklerle de karşı karşıya kalmaktadır. Hukuk sistemimizde, işverenin otoritesi ve gözetimi altında gerçekleşen her türlü kaza, kaza ile yapılan iş arasında uygun bir nedensellik bağı kurulduğu takdirde şüphesiz iş kazası olarak nitelendirilmektedir. Yüksek mahkeme kararlarında da sıkça vurgulandığı üzere, tarlada engebeli arazide traktör devrilmesi, zirai ilaçlama işlemi sırasında yaşanan akut zehirlenmeler veya hasat esnasında kullanılan kesici aletlerin neden olduğu derin yaralanmalar, doğrudan doğruya işverenlerin yasal yükümlülükleri ve gözetim sorumlulukları çerçevesinde değerlendirilen tipik tarımsal iş kazası örnekleridir.
İş Kazalarına Yol Açan Temel Risk Faktörleri
İlgili meslek odalarının raporları ve yapılan kapsamlı saha araştırmaları, tarımda iş kazalarının temel nedenlerini güvensiz durumlar ve güvensiz davranışlar olarak iki ana eksende toplamaktadır. Güvensiz durumlar, üretimde kullanılan makine ve tezgâhların zorunlu koruyucu donanımlardan yoksun olması, su motorları veya elektrik sistemlerinde uygun topraklama yapılmaması, tehlikeli kuyu ve derin çukurların açık bırakılması gibi işverenin derhal müdahale etmesi gereken fiziksel eksiklikleri kapsamaktadır. Güvensiz davranışlar ise, çalışanların yeterli iş güvenliği eğitimine sahip olmamaları, kişisel koruyucu donanımları sıcaklık veya rahatsızlık bahanesiyle kullanmayı reddetmeleri, aceleci çalışma temposu ve fiziksel yorgunluktan kaynaklanan dalgınlık halleridir. Çalışanların genel eğitim düzeyinin düşük olması, güvenlik talimatlarına harfiyen uyma disiplinini zayıflatmakta, bu tablo da hukuki anlamda işverenin sahada uygulaması gereken denetim ve gözetim yükümlülüğünün sınırlarını ve önemini çok daha kritik bir noktaya taşımaktadır.
İş ekipmanı ve tarımsal makine kullanımı, sektördeki iş kazalarının en ölümcül nedenleri arasında tartışmasız bir şekilde başı çekmektedir. Bilhassa traktörler, biçerdöverler, balya makineleri ve motorlu tırpanlar gibi yüksek güç üreten ağır iş makineleri, hatalı kullanım veya yetersiz periyodik bakım nedeniyle telafisi imkansız bedensel zararlara yol açmaktadır. Kayıtlara geçen istatistikler, sektördeki iş kazalarının yaklaşık %76'sının tarım makinelerinin kullanımı sırasında meydana geldiğini, traktör kazalarında ise kusurun %83 oranında insan kaynaklı hatalardan türediğini ortaya koymaktadır. Sürücüyü koruyan emniyet kabini veya devrilmeye karşı koruyucu yapısı bulunmayan traktörlerin kullanımı, şaft koruyucusu sökülmüş ekipmanlarla çalışılması, olası bir kaza anında mahkemelerce ağır bir işveren kusuru olarak kabul edilmektedir. İlgili teknik ve yasal mevzuat, bu tür hayati ekipmanların periyodik bakımlarının aksatılmadan yapılmasını ve cihazların sadece ehliyetli operatörler tarafından kullanılmasını emretmektedir.
Kimyasal ve Biyolojik Tehlikelerin Hukuki Boyutu
Zirai mücadele ve toprak gübreleme işlemlerinde pestisit gibi yoğun toksik kimyasalların kullanılması, hem anlık akut zehirlenme şeklinde iş kazalarına hem de uzun vadede ciddi meslek hastalıklarına yol açmaktadır. Hukuki açıdan, işverenin kimyasal maddelerle çalışma konusunda detaylı bir risk değerlendirmesi yapması, işçilere zehirli gazlara uygun filtreli maske, kimyasallara dayanıklı sızdırmaz tulum ve özel eldiven gibi koruyucu donanımları bilabedel temin etmesi yasal bir zorunluluktur. İşçinin bu donanımları kullanmadan, sadece gündelik kıyafetlerle ilaçlama yapması sonucu ortaya çıkan zehirlenme vakalarında, işverenin sahada gözetim görevini yerine getirmediği karinesi esastır. Eş zamanlı olarak, sürekli eğilerek uzun saatler boyunca hasat yapmak veya taşıma kapasitesinin çok üzerinde çuval kaldırmak gibi ergonomik riskler de kas-iskelet sistemi hastalıklarına sebebiyet vermektedir. Bu tarz ortamlarda koruyucu ve ergonomik önlemlerin alınmaması da doğrudan doğruya hukuki sorumluluk doğuran ağır ihmaller kapsamındadır.
İşverenin İş Sağlığı ve Güvenliği Yükümlülükleri
Çalışma hayatını düzenleyen temel normlardan olan mevzuat, işverenlere çalışanların tüm mesleki risklerden en üst düzeyde korunması, gerekli teknik ve pratik eğitimlerin verilmesi ve işyerinde ihtiyaç duyulan tüm güvenlik tedbirlerinin noksansız alınması hususunda mutlak bir yükümlülük yüklemektedir. Tarım işletmelerinin büyük bir çoğunluğunun küçük ölçekli, aile tipi veya geleneksel yöntemlerle yönetilmesi, emredici yasal yükümlülüklerin göz ardı edilmesine hukuken hiçbir meşru gerekçe oluşturamaz. İşveren, tarla, orman veya sera fark etmeksizin çalışma ortamında mevcut olan ve dışarıdan gelebilecek potansiyel tehlikeleri önceden belirlemek amacıyla profesyonel bir risk değerlendirmesi yapmak veya yetkili kurumlara yaptırmakla mükelleftir. Yapılacak bu risk değerlendirmesi, bitkilere sıkılacak kimyasalların zararlarından, makinelerin açıkta dönen hareketli parçalarının yaratacağı ölümcül tehlikelere ve hatta kavurucu güneş altında açık alanda sıcak çarpması riskine kadar çok geniş bir tehlike yelpazesini kapsamalıdır.
İşverenin yasal mevzuat bağlamındaki bir diğer temel ve devredilemez görevi, tüm çalışanları iş sağlığı ve güvenliği konusunda etkin bir şekilde eğitmektir. Özellikle hasat dönemlerinde istihdam edilen mevsimlik tarım işlerinde, eğitim seviyesi düşük ve tehlikelere karşı deneyimsiz iş gücünün yoğun olarak kullanılması, bu eğitim yükümlülüğünün hukuki önemini katlayarak artırmaktadır. İşçilere, sahada kullanacakları alet ve ağır makinelerin potansiyel riskleri, zehirli ilaçlama sırasında mutlaka alınması gereken kişisel koruma önlemleri hakkında düzenli ve yazılı olarak belgelendirilmiş eğitimler verilmelidir. Yerleşik içtihatlara göre, sadece kişisel koruyucu donanımın kağıt üzerinde işçiye teslim edilmesi işvereni hukuki ve cezai sorumluluktan kurtarmaya tek başına yetmemektedir. İşveren, sağlanan bu hayati donanımların sahada fiilen ve doğru bir şekilde kullanılıp kullanılmadığını sürekli denetlemekle, kurallara uymayanları uyarmakla yükümlüdür. Uygun bir illiyet bağı kurulduğunda, denetim eksikliğinden doğan her kaza işverene rücu etmektedir.
İş Kazalarının Önlenmesi İçin Alınması Gereken Tedbirler
Tarım sektöründe her yıl binlerce kişinin yaralanmasına veya hayatını kaybetmesine neden olan kaza ve mesleki hastalıkları minimize etmek, yasal bir zorunluluk olduğu kadar devredilemez insani ve vicdani bir sorumluluktur. İşverenler tarafından sahada alınacak proaktif önlemler, işçilerin yaşam hakkını koruyacağı gibi, ileride ortaya çıkması muhtemel uzun hukuki uyuşmazlıkların ve işletmeleri iflasa sürükleyebilecek yüklü tazminat davalarının da önüne geçecek en etkili kalkandır. İşverenin kanuni sınırları içerisinde güvenli bir çalışma ortamı tesis etmesi için zorunlu olarak uygulaması gereken başlıca tedbirler, hiçbir esnekliğe mahal vermeyecek şekilde, katı bir disiplin içinde planlanmalı ve yürütülmelidir. Özellikle traktör gibi ağır zirai araçların mekanik bakımları ve sahada yetkisiz kişilerin bu araçları kullanmasının kesin olarak yasaklanması büyük ehemmiyet taşımaktadır.
Olası bir kazada ağır hukuki sorumluluktan kaçınmak, cezai yaptırımların önüne geçmek ve sahada tam bir güvenlik iklimi sağlamak amacıyla işverenlerin tavizsiz uygulaması gereken temel adımlar şu şekilde listelenebilir:
- Çalışanların işe başlamadan önce mutlaka kapsayıcı bir sağlık taramasından geçirilmesi.
- Her işyerine ve araziye özgü detaylı risk değerlendirmesi yapılarak tehlikelerin bertaraf edilmesi.
- Traktör, biçerdöver ve diğer ekipmanların periyodik bakımlarının aksatılmadan belgelendirilmesi.
- Ağır makinelerin yalnızca geçerli ehliyeti ve operatör sertifikası bulunan kişilerce kullanılması.
- Toksik kimyasal ilaçlama süreçlerinde sızdırmaz tulum, aktif karbon filtreli maske temini.
- İşçilere yönelik anlaşılır, düzenli ve imzalı kayıt altına alınmış İSG eğitimlerinin verilmesi.
- Açık alanda yoğun güneş altında çalışanlar için gölgelik dinlenme alanı sağlanması.
- Tarlalardaki derin kuyu veya çukurların kapatılması, su pompalarında topraklama yapılması.
Sonuç itibarıyla, tarım sektöründe iş sağlığı ve güvenliğinin tam anlamıyla sağlanması, salt katı mevzuatlara şeklen uyum sağlamanın çok ötesinde, ülkenin en stratejik iş gücünün bedensel bütünlüğünün ve yaşam hakkının korunması anlamına gelmektedir. Teknolojinin her geçen gün daha fazla gelişmesiyle birlikte ağır tarım makinelerinin kullanımının hızla artması ve zehirli kimyasal maddelerin üretim süreçlerine yoğun bir şekilde dahil olması, iş kazası risklerini çok daha ölümcül ve kompleks bir hale getirmiştir. İşverenlerin sahada risk değerlendirmesi yapma, anlaşılır eğitim verme, uygun kişisel koruyucu donanım sağlama ve sürekli gözetim yapma yükümlülükleri, mahkemeler önünde ağır hukuki sorumluluktan kurtulmanın yegane temel dayanağıdır. İş kazalarının %90'a varan ezici bir oranda tehlikeli sınıf olarak addedilen bu tarımsal çalışma alanlarında meydana gelmesi, yasal denetimlerin ve önleyici tedbirlerin ne denli acil ve hayati olduğunu net bir biçimde kanıtlamaktadır. Gerçekten güvenli ve sürdürülebilir bir tarımsal üretim modeli inşa etmek, ancak emredici hukuk kurallarının yarattığı güvenlik kültürünün hem işverenler hem de tarım işçileri tarafından eksiksiz bir biçimde içselleştirilmesiyle mümkün olacaktır.