Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Sevcan Malkoç ve Mustafa Malkoç | BN....

Karar Bülteni

AYM Sevcan Malkoç ve Mustafa Malkoç BN. 2022/5468

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2022/5468
Karar Tarihi 11.06.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Aydınlatılmış onam eksikliği idarenin hizmet kusurudur.
  • Eşin mağduriyeti doğrudan etkilenme şartını karşılayabilir.
  • Tıbbi müdahalede komplikasyon riski hastaya açıklanmalıdır.
  • Maddi zararın araştırılmadan reddi hak ihlalidir.

Bu karar, tıbbi müdahaleler neticesinde ortaya çıkan komplikasyonlarda idarenin hukuki sorumluluğunu aydınlatılmış onam doktrini çerçevesinde yeniden tanımlaması açısından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, somut olayda doğrudan hekim hatası (malpraktis) bulunmasa ve gelişen durum tıp biliminde nadir bir komplikasyon (Lyell Sendromu) olarak nitelendirilse dahi, hastanın bu olası riskler hakkında önceden usulüne uygun şekilde bilgilendirilmemesini açık bir hizmet kusuru olarak kabul etmiştir. Ayrıca, mağdurun eşinin de yaşanan ağır sağlık sorunları sebebiyle aile ve cinsel hayatının olumsuz etkilenmesi gerekçesiyle doğrudan mağdur sıfatı taşıyabileceği vurgulanarak mağduriyet çemberi isabetli bir şekilde genişletilmiştir.

Benzer davalardaki emsal etkisi oldukça güçlü ve yönlendiricidir. Özellikle idari yargıdaki tam yargı davalarında mahkemelerin, salt hizmet kusurunun saptandığı hâllerde dahi maddi zararın evrakla ispatlanamadığı gerekçesiyle maddi tazminat taleplerini yüzeysel şekilde reddetmesinin önüne geçilmiştir. Mahkemelere, aydınlatılmış onamın alınmaması ile ortaya çıkan bedensel zarar arasındaki illiyet bağını detaylıca araştırma ve maddi tazminat boyutunu titizlikle inceleme yükümlülüğü getirilmiştir. Bu içtihat, sağlık hukuku davalarında sadece tıbbi uygulama hatalarının değil, hastanın aydınlatılma hakkının ihlalinin de ağır maddi tazminat sonuçları doğurabileceğini uygulamacılara ve idareye kesin bir dille hatırlatmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Birinci başvurucu Sevcan Malkoç, böbrek taşı şikayetiyle Başakşehir Devlet Hastanesine başvurmuş ve tedavi süreci kapsamında kendisine ağrı kesici iğneler yapılmıştır. Yapılan bu iğneler sonrasında bacağında derin çürükler, kas erimesi ve sinir zedelenmeleri meydana gelmiş, başvurucu bu sorunları giderebilmek için ardı ardına ameliyatlar geçirmek zorunda kalmıştır. Gelişen bu ağır sağlık sorunları nedeniyle çalışma gücünü kaybetmiş, ayrıca eşi olan ikinci başvurucu Mustafa Malkoç ile olan aile ve cinsel hayatı da geri dönülemez biçimde olumsuz etkilenmiştir. Başvurucular, uygulanan hatalı enjeksiyon ve tedavi öncesinde bu tür riskler hakkında kendilerine bilgi verilerek onaylarının alınmaması, yani aydınlatılmış onam eksikliği nedeniyle zarara uğradıklarını belirterek Sağlık Bakanlığına karşı tam yargı davası açmıştır. Açılan bu davada, yaşadıkları bu ağır fiziksel ve ruhsal yıkımın telafisi amacıyla idareden maddi ve manevi tazminat ödenmesini talep etmişlerdir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.17 kapsamında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını temel dayanak noktası olarak ele almıştır. Bu anayasal kural, devletin bireylerin fiziksel ve ruhsal bütünlüğüne keyfî müdahaleleri önleme yönündeki negatif yükümlülüğünün yanında, tıbbi müdahaleler sırasında hastaların sağlığını koruyacak gerekli tüm tedbirleri alma yönündeki pozitif yükümlülüğünü de detaylı biçimde düzenlemektedir.

Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, devletin bu pozitif yükümlülüğü; sağlık hizmetlerinin ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından sunulsun, hastaların yaşamları ile bedensel bütünlüklerini koruyacak yasal ve idari altyapının eksiksiz kurulmasını gerektirir. Sağlık personeli, mesleklerini icra ederken riskleri önlemek veya asgariye indirmekle ve zararlı neticeleri ortadan kaldırmakla yükümlüdür. Tıbbi ihmal iddialarının söz konusu olduğu durumlarda, idari ve adli yargı makamlarının açılan tazminat davalarında makul derecede dikkatli ve özenli bir inceleme yapma zorunluluğu bulunmaktadır.

Doktrin ve yargısal içtihatlarda kesin kabul gören "aydınlatılmış onam" prensibine göre, istisnai acil hâller dışında her türlü tıbbi müdahale, ancak ilgili kişinin olası riskler, muhtemel komplikasyonlar ve alternatif tedavi seçenekleri hakkında tam olarak bilgilendirilip rızasının alınmasından sonra yapılabilir. Hastanın veya kanuni temsilcisinin usulüne uygun olarak bilgilendirildiğini ve rızasının alındığını ispat yükümlülüğü ise doğrudan müdahaleyi gerçekleştiren sağlık personeline ve ilgili hastaneye aittir. Kişilerin aydınlatılma hakkı ihlal edilerek yapılan müdahaleler, bedensel zararların tazmini bağlamında idarenin ağır bir hizmet kusuru olarak değerlendirilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi somut olayı incelerken öncelikle ikinci başvurucu olan eşin mağdur sıfatını değerlendirmiştir. Tıbbi müdahale doğrudan doğruya birinci başvurucuya yapılmış olsa da, eşinin bakıma muhtaç hâle gelmesi, ailenin genel huzurunun ve karı-koca arasındaki cinsel hayatın ciddi şekilde etkilenmesi sebebiyle ikinci başvurucunun da bu ihlalden kişisel ve doğrudan etkilendiği, dolayısıyla bireysel başvuru hakkına ve mağdur sıfatına sahip olduğu saptanmıştır.

Olayın esasına girildiğinde, birinci başvurucuya yapılan enjeksiyon neticesinde tıp literatüründe nadir ve önceden öngörülemez bir aşırı duyarlılık reaksiyonu olan Lyell Sendromu (Toksik Epidermal Nekroliz) geliştiği idari makamlar ve Adli Tıp Kurumu raporlarıyla sabittir. Yargılama makamları tıp biliminin genel kabul görmüş kurallarına aykırı bir uygulama (malpraktis) bulamasa da, bu tıbbi işlemin yaratabileceği olası komplikasyonlar hakkında başvurucunun önceden bilgilendirilmediğini ve aydınlatılmış onamının usulüne uygun biçimde alınmadığını tespit etmiştir. Bu aydınlatma eksikliği yargı mercilerince açık bir hizmet kusuru olarak kabul edilmiş ve idare aleyhine manevi tazminata hükmedilmiştir.

Ancak Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin maddi tazminat talebini reddetme gerekçelerini Anayasa'ya aykırı bulmuştur. İdarenin hizmet kusuru kesin olarak tespit edilmesine ve başvurucunun bacağında ağır deformasyonlar, sinir yaralanmaları oluşup defalarca ameliyat geçirmesine rağmen, mahkemeler yeterli araştırma yapmadan salt maddi zararın somut belgelerle kanıtlanamadığı gerekçesiyle bu talebi reddetmiştir. Oysa ki aydınlatılmış onam eksikliği ile başvurucuda meydana gelen ağır komplikasyon ve bunun doğurduğu maddi zararlar arasında illiyet bağı kurulup kurulamayacağı hususları mahkemelerce cevapsız bırakılmıştır. İlgili ve yeterli bir gerekçe ortaya konulmaksızın, salt şeklî nedenlerle maddi tazminat talebinin reddedilmesi, başvurucuların uğradığı zararların etkili bir biçimde tazmin edilmesini engellemiş olup bu durum devletin pozitif yükümlülüklerinin ihlali niteliğindedir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, birinci ve ikinci başvurucu yönünden maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: