Anasayfa/ Karar Bülteni/ YARGITAY | 9. HD | 2018/11278 E. | 2019/8456 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2018/11278 E. 2019/8456 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2018/11278
Karar No 2019/8456
Karar Tarihi 10.04.2019
Dava Türü İşe İade
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Baskı altında alınan istifa dilekçesi geçersizdir.
  • İrade fesadı ile alınan istifa fesih sayılır.
  • Boş matbu evraka yazdırılan istifa gerçeği yansıtmaz.
  • İkramiye adı altında tazminat ödenmesi çelişkilidir.

Bu karar, işçinin psikolojik baskı ve mobbing altında imzaladığı istifa dilekçelerinin hukuki geçerliliğini ortadan kaldıran son derece kritik bir emsal teşkil etmektedir. Karar, işverenlerin şekli bir istifa belgesi alarak iş güvencesi hükümlerinden kaçınma girişimlerinin yargı denetiminden dönemeyeceğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Mahkeme, sadece sunulan belgenin varlığına değil, belgenin alınış koşullarına ve özellikle fesihten sonra yapılan ödemelerin mahiyetine odaklanarak maddi gerçeği araştırmıştır.

Emsal etkisi bakımından bu karar, uygulamada sıklıkla karşılaşılan "ikramiye" veya "prim" adı altında gizli tazminat ödenerek alınan istifaların geçersizliğini vurgulamaktadır. Yargıtay, hayatın olağan akışında istifa eden bir işçiye yüklü miktarda ikramiye ödenmesini çelişkili bulmuş ve bu durumu örtülü bir işveren feshi olarak nitelendirmiştir. Bu yaklaşım, benzer davalarda mahkemelerin şekli delillerin ötesine geçerek tarafların gerçek iradesini sorgulaması gerektiğine dair güçlü bir yol göstericidir. İş hukuku uygulayıcıları için, istifa belgelerinin yan delillerle, ödeme dekontlarıyla ve matbu evrak kullanımı gibi detaylarla nasıl çürütülebileceğinin en somut örneklerinden biridir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, davalı bilgi işlem ve pazarlama şirketinde yaklaşık dört yıl boyunca aralıksız olarak çalışmıştır. Dava dilekçesinde, son on beş ay boyunca kendisine yöneticileri tarafından sistematik psikolojik baskı, yani mobbing uygulandığı ve asıl amacın kendisini istifa ettirmek olduğu ifade edilmiştir. Olay günü işveren yetkililerinin, işçinin önüne önceden hazırlanmış evraklar koyarak bunları imzalamasını istediği belirtilmiştir. İşçiye, bu evrakları imzalayarak işten ayrıldığı takdirde yasal haklarının kendisine ödeneceği, aksi halde tazminat ödemesi dahi yapılmaksızın iş sözleşmesinin derhal feshedileceği söylenmiştir. Maruz kaldığı bu yoğun ekonomik tehdit ve psikolojik baskı neticesinde işçi, önüne konan evrakları çaresizce imzalamak zorunda kalmıştır.

Bunun üzerine davacı işçi, gerçekte istifa iradesinin bulunmadığını belirterek işe iadesi talebiyle yargıya başvurmuştur. Davalı şirket ise iddiaları kesin bir dille reddetmiş; davacının son derece başarılı bir çalışan olduğunu, böyle bir çalışana mobbing uygulanmasının veya istifaya zorlanmasının hayatın olağan akışına aykırı bulunduğunu ve işçinin kendi özgür iradesiyle el yazısı yazarak istifa ettiğini savunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın temelini, işçinin istifa iradesinin fesada uğratılıp uğratılmadığı ve iş sözleşmesini sonlandıran iradenin gerçekte kime ait olduğu hususları oluşturmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu m. 18 ve devamı maddeleri uyarınca, işveren belirsiz süreli iş sözleşmesini feshederken işçinin yeterliliğinden, davranışlarından veya işletmenin gereklerinden kaynaklanan geçerli veya haklı bir nedene dayanmak zorundadır. İşçinin kendi özgür iradesiyle işten ayrılması (istifa) durumunda ise kural olarak iş güvencesi hükümleri devreye giremez ve işe iade davası açılamaz.

Ancak, çalışma hayatında sıkça karşılaşılan ve işçinin iradesinin sakatlandığı durumlara karşı yerleşik Yargıtay içtihatları koruyucu prensipler geliştirmiştir. İşverenin sistematik psikolojik baskısı (mobbing) veya haklarının ödenmeyeceği yönündeki ekonomik şantajları altında alınan istifa dilekçeleri gerçek bir istifa iradesini yansıtmaz. Bu noktada 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 37 ve devamında düzenlenen irade bozukluğu halleri olan hata, hile ve özellikle korkutma (ikrah) iş hukuku bağlamında da titizlikle değerlendirilir. İşçiye zorla, matbu evrak üzerinden veya dikte ettirilerek yazdırılan istifa dilekçeleri hukuken geçersiz kabul edilir.

Bu tür ihtilaflı durumlarda, ortada işçi tarafından yapılmış geçerli bir fesih (istifa) değil, tam aksine eylemli olarak işveren tarafından gerçekleştirilmiş tek taraflı bir fesih işlemi bulunduğu kabul edilir. İşverenin bu örtülü feshinin 4857 sayılı İş Kanunu m. 20 kapsamında yasal ve geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığı Mahkemelerce resen incelenir. İşveren, istifa kisvesi altında gerçekleştirdiği bu feshin kanunlara uygun ve geçerli bir nedene dayandığını somut delillerle ispatlayamazsa, fesih geçersiz sayılarak işçinin eski işine iadesine karar verilir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, dosya kapsamındaki tüm bilgi, belge, ödeme kayıtları ve tanık beyanlarını büyük bir titizlikle incelemiştir. İlk Derece Mahkemesi ve kararı inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi, davacının baskı altında istifa ettiğini yeterli ve somut delillerle ispatlayamadığı gerekçesiyle işe iade davasını reddetmiş olsa da, Yargıtay alt derece mahkemelerinin bu şekilci değerlendirmelerine katılmamıştır.

Kararda öncelikle, davacının imzasını taşıyan 01.12.2015 tarihli istifa dilekçesinin içeriği ve şekli üzerinde durulmuştur. Dilekçede işçinin işten ayrılmasına dair hiçbir mantıklı veya somut sebep gösterilmemiştir. Davalı işveren tarafından davacı işçiye boş ve matbu bir istifa dilekçesi formatı verilerek, bunun el yazısı ile doldurulup imzalatıldığı tespit edilmiştir. Bu durum tek başına bile, belgenin işçinin kendi özgür iradesinin ürünü olmadığını, işverenin yönlendirmesi ve baskısı ile önceden tasarlanmış bir sürecin parçası olarak oluşturulduğunu güçlü bir şekilde göstermektedir.

Yüksek Mahkeme'nin bozma kararında dikkat çektiği ve uyuşmazlığı çözen en önemli hususlardan biri de fesihten sonra işçiye yapılan ödemenin tuhaf niteliğidir. Davacıya işten ayrılışı sırasında bordroda "ikramiye" adı verilerek net 36.304,43 TL gibi yüklü bir ödeme yapılmıştır. Yargıtay, ödenen bu tutarın aslında işçinin hak ettiği kıdem ve ihbar tazminatları toplamına tam olarak karşılık geldiği izlenimini edindiğini açıkça vurgulamıştır. Üstelik davalı işveren, geçmiş yıllarda veya olağan işleyişte işçilerine bu şekilde yüksek tutarlı bir ikramiye ödemesi yaptığına dair hiçbir kayıt kanıtlayamamıştır. İstifa eden bir işçiye kural olarak yasa gereği kıdem ve ihbar tazminatı ödenmeyeceği gerçeği dikkate alındığında, ikramiye adı altındaki bu ödeme, ortada gerçek bir istifa olmadığını, aslında işverenin tazminatları bir şekilde ödeyerek iş akdini fiilen kendisinin sonlandırdığını şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlamaktadır.

Tüm bu kuvvetli deliller ve çelişkiler ışığında Yargıtay, davacının iradesinin açıkça fesada uğratılarak elinden istifa dilekçesi alındığı ve dosyada gerçek anlamda bir istifa iradesinden söz edilemeyeceği sonucuna varmıştır. İş sözleşmesinin görünürde istifa olsa da eylemli olarak bizzat işveren tarafından feshedildiği ve söz konusu feshin işverenlikçe kanıtlanmış haklı veya geçerli bir nedene dayanmadığı hukuken kesinleşmiştir.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, feshin geçersizliği ile davacının işe iadesi yönünde karar vererek İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: