Karar Bülteni
DANIŞTAY 5. Daire 2022/5530 E. 2024/20950 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 5. Daire |
| Esas No | 2022/5530 |
| Karar No | 2024/20950 |
| Karar Tarihi | 11.12.2024 |
| Dava Türü | İptal |
| Karar Sonucu | Onama |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- Ceza yargılamasındaki beraat idari işlemi mutlak bağlamaz.
- Etkin pişmanlık beyanları iltisak ve irtibatı gösterir.
- İdari yargı irtibat incelemesini detaylı yapmalıdır.
- Gerekçesiz mahkeme kararı doğrudan bir bozma sebebidir.
Bu karar, idare hukuku alanında olağanüstü hal sonrası dönemde tesis edilen kamu görevinden çıkarma işlemlerinde idari yargı yerlerinin yapması gereken hukuki denetimin sınırlarını, usulünü ve esasa ilişkin kriterlerini oldukça net bir şekilde ortaya koymaktadır. Karar metni dikkatle incelendiğinde, ceza yargılaması süreçlerinde beraat veya ceza verilmesine yer olmadığına dair takipsizlik kararları verilmiş olmasının, idare hukuku disiplini anlamında kişinin terör örgütleri ile hiçbir irtibat ve iltisakının bulunmadığı şekline mutlak surette yorumlanamayacağı çok güçlü bir biçimde vurgulanmaktadır. İdari yargı yerleri, sadece ceza yargılamasının nihai sonucuna veya mevcut durumdaki seyrine dayanarak kestirme bir hüküm kuramaz; işlemin dayanağı olan irtibat ve iltisak olgusunu dosyadaki tüm somut deliller, bilgi ve belgeler ile re'sen araştırma ilkesi çerçevesinde değerlendirmek ve detaylı olarak gerekçelendirmek zorundadır.
Benzer iptal davaları açısından değerlendirildiğinde bu kararın emsal etkisi oldukça geniş çaplı ve yönlendiricidir. Özellikle kamu görevinden çıkarma yaptırımının, ceza hukuku anlamında spesifik bir suç niteliğinde olan "örgüt üyeliği" kavramından sıyrılarak, idare hukuku anlamında daha geniş bir çerçeve çizen "irtibat ve iltisak" boyutuna taşınması uygulamanın genel seyrini kökten şekillendirmektedir. Karar, ceza davasında etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan veya kolluk ve yargı mercileri önünde samimi ikrarda bulunan kişilerin, kendi ağızlarından çıkan bu itiraf beyanlarının idari işlemin sebep unsuru olan iltisakı kanıtlamak için tek başına yeterli bir delil teşkil edeceğini kesinleştirmektedir. Bu nedenle, ilk derece mahkemelerinin eksik inceleme yapması usuli bir hata olsa bile, davacının kendi ikrarı idari işlemin esastan hukuka uygunluğunu tesis etmeye yetmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, İçişleri Bakanlığı bünyesinde kamu görevlisi olarak mesleğini icra eden davacının, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu gerekçesiyle meslekten ve kamu görevinden çıkarılması üzerine başlamıştır. Davacı, henüz lise yıllarına hazırlanırken çocuk sayılabilecek bir yaşta ücretsiz ders çalışmak amacıyla örgütün kontrolündeki öğrenci evlerine gittiğini, askeri lise sınavlarına yönlendirildiğini ancak okula girdikten sonraki süreçte bu yapıyla hiçbir şekilde bağ kurmadığını ve temasını tamamen kestiğini belirtmiştir. İlerleyen süreçte uzaklaştığı için lisede komutanları tarafından kendisine mobbing uygulandığını iddia etmiştir. Davacı, hakkında devam eden ceza yargılamasının aleyhe bir durum yaratamayacağını, masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ve takdir yetkisinin haksız yere kullanıldığını belirterek, İçişleri Bakanlığına karşı kamu görevinden çıkarma işleminin iptali ve mahrum kaldığı tüm parasal hakların faiziyle iadesi istemiyle dava açmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde mahkemelerin temel aldığı en önemli hukuki düzenleme, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Geçici 35/B maddesi hükmüdür. Bu madde uyarınca; terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen kamu görevlilerinin idari bir tasarrufla kamu görevinden veya meslekten çıkarılması kurala bağlanmıştır.
Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesinin 30/06/2022 tarihli iptal kararıyla, bu maddede yer alan "...üyeliği, mensubiyeti veya..." ibaresi yasal dayanaktan kaldırılmıştır. Danıştay kararlarında da istikrarlı biçimde vurgulandığı üzere, "üyelik" ve "mensubiyet" unsurları doğrudan ceza kanunlarıyla tanımlanmış birer suç tipi olduğundan, idari yargı mercilerinin bu cezai kavramlar üzerinden bir inceleme yapmaları hukuken mümkün değildir. İdari yargı yerlerinin temel görevi, idarece tesis edilen işlemin sebep unsurunu oluşturan, kişilerin terör örgütleri ile "iltisak ve irtibat" seviyesindeki idari ve organik durumunu bağımsız bir şekilde değerlendirmektir.
İdare hukukunun yerleşik ilkelerine göre, ilgili kamu görevlisi hakkında silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan dolayı ceza mahkemelerince verilen takipsizlik ya da beraat kararları, o kişinin FETÖ/PDY veya diğer yapılarla idari anlamda hiçbir iltisak ve irtibatının bulunmadığı yönünde kesin ve bağlayıcı bir sonuç doğurmaz. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu gereğince, mahkemelerin uyuşmazlığı re'sen araştırma ilkesi çerçevesinde her türlü incelemeye tabi tutması ve dosyadaki delilleri gerekçeli bir şekilde açıklaması zorunludur. Dava konusu idari işlemin sebep unsurunu oluşturan eylemlerin aynı zamanda ceza kanunlarında suç teşkil ettiği durumlarda, sanığın ceza yargılaması aşamasında etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanarak samimi ikrarda bulunması, idari işlemin tesisinde belirleyici olan olguları netleştirmekte ve idare hukuku anlamındaki çekişmeli durumu kesin olarak ortadan kaldırmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Danıştay 5. Dairesi, taraflar arasındaki uyuşmazlığı incelerken öncelikle ilk derece ve bölge idare mahkemesinin tesis ettiği kararlardaki usul ve gerekçe eksikliklerine dikkat çekmiştir. İdare Mahkemesi, davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan devam eden bir ceza yargılaması bulunmasını tek başına yeterli görerek davanın reddine karar vermiştir. Danıştay, idari yargı mercilerinin re'sen araştırma ilkesi uyarınca dosyadaki tüm maddi delilleri derinlemesine incelemeden ve sadece yargılama süreci devam eden bir ceza davasını masumiyet karinesine açıkça aykırı düşecek biçimde davacı aleyhine doğrudan ret gerekçesi yapmasını usul ve hukuka aykırı bulmuştur.
Ancak uyuşmazlığın esasına girildiğinde ve davacı hakkında yürütülen ceza yargılaması dosyası ayrıntılı olarak tetkik edildiğinde farklı bir sonuca ulaşılmıştır. Ceza davası evraklarında, davacının çocukluk ve gençlik yıllarında örgüt evlerine gittiğine, örgüt üyelerinin yönlendirmesiyle askeri liseyi seçtiğine ve ilerleyen dönemde ardışık arama yöntemleriyle askeri ve sivil şahıslar tarafından defalarca arandığına dair somut veriler bulunduğu saptanmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi kararında da açıkça yer aldığı üzere, davacı bizzat mahkeme huzurunda verdiği savunmalarında bu maddi olayları inkar etmemiş, anılan örgütsel yapıyla geçmişte nasıl tanıştığını ve kurduğu bağları ayrıntılı bir şekilde itiraf ederek etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmıştır.
Danıştay, davacının ceza davası sürecindeki bu samimi ikrarının ve itiraf içeren detaylı beyanlarının, FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibat düzeyindeki ilişkisini hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kati bir şekilde ortaya koyduğunu tespit etmiştir. İdare tarafından tesis edilen dava konusu işlemin sebep unsurunu oluşturan bu maddi olgular, doğrudan doğruya davacının kendi beyanlarıyla doğrulandığından, ortadaki çekişmeli hukuki durum kendiliğinden kalkmış ve kamu görevinden çıkarma eyleminin yasal dayanağı olan iltisak şartı açıkça gerçekleşmiştir. İlk derece mahkemesinin kararında yer alan gerekçe hukuken eksik ve hatalı bulunsa da, dava dosyasındaki somut deliller bütünü davacının örgütle irtibat ve iltisakını ispatlamaya yettiğinden, kurulan hükmün nihai sonucu esastan doğru görülmüştür.
Sonuç olarak Danıştay 5. Dairesi, davacının kendi samimi ikrarıyla örgütle irtibat ve iltisakının bulunduğu sonucuna varıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın gerekçesinin düzeltilerek onanması yönünde karar vermiştir.