Karar Bülteni
AİHM M.A. BN. 34324/24
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | AİHM 5. Bölüm |
| Başvuru No | 34324/24 |
| Karar Tarihi | 19.03.2026 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | HUDOC |
- Çocuğun üstün yararı her zaman birincil düşüncedir.
- Çocuğun görüşü yargısal süreçlerde dikkate alınmalıdır.
- İade kararlarında ciddi risk iddiaları incelenmelidir.
- Aile hayatına müdahale ölçülü ve orantılı olmalıdır.
Bu karar, uluslararası çocuk kaçırma vakalarında uygulanan Lahey Sözleşmesi hükümleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkı arasındaki hassas dengeyi hukuken yeniden tanımlamaktadır. Mahkeme, bir çocuğun mutat meskeninin bulunduğu ülkeye iadesine karar verilirken, iadenin çocuğu fiziksel veya psikolojik bir tehlikeye maruz bırakıp bırakmayacağının titizlikle değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Özellikle, iadeye itiraz eden tarafın ileri sürdüğü "ciddi risk" iddialarının ve çocuğun kendi beyanlarının mahkemelerce yüzeysel bir incelemeyle geçiştirilemeyeceği net bir biçimde ortaya konulmuştur. Bu durum, usuli güvencelerin sadece teorik değil, pratik ve etkili bir şekilde uygulanmasını zorunlu kılmaktadır.
Benzer davalar açısından bu kararın emsal etkisi son derece güçlüdür. Ulusal mahkemelerin, yalnızca Lahey Sözleşmesi'nin çocuğu derhal geri gönderme amacına odaklanarak çocuğun üstün yararını hiçbir şekilde göz ardı etmemeleri gerektiği sabittir. Karar, çocuğun dinlenilme ve kendisini ilgilendiren kararlara katılma hakkının altını çizerek, bu hakkın ihlalinin doğrudan aile hayatına saygı hakkının ihlali anlamına geleceğini açıkça göstermektedir. Uygulamada, çocukların iade davalarındaki beyanlarının, pedagojik ve psikolojik değerlendirmeler ışığında ciddiyetle ele alınması, iadenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığının belirlenmesinde mutlak bir ön koşul haline gelmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Fransız ve Tunus vatandaşı olan başvurucu anne, Tunus'ta babasıyla yaşayan kızı I.'yı 2024 yılında Fransa'ya getirerek kendi yanına yerleştirmiştir. Bunun üzerine baba, Lahey Sözleşmesi kapsamında çocuğun hukuka aykırı olarak alıkonulduğunu belirterek Tunus'a iade edilmesi talebiyle Fransız mahkemelerinde dava açmıştır. Başvurucu anne, babanın çocuğa yönelik uygunsuz ve rahatsız edici davranışları olduğunu ve çocuğun Tunus'a dönmesinin onun için "ciddi bir risk" oluşturacağını belirterek iadeye şiddetle itiraz etmiştir. Ayrıca, 11 yaşındaki çocuk da mahkemede dinlendiğinde babasıyla yaşamak istemediğini açıkça beyan etmiştir. Ancak yerel mahkemeler, annenin iddialarını yeterli bulmayarak çocuğun Tunus'a iadesine hükmetmiştir. Başvurucu anne, bu kararın kendisinin ve kızının aile hayatına saygı hakkını zedelediği gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.8 (özel ve aile hayatına saygı hakkı) hükümlerini temel almıştır. Bu madde uyarınca, kamu makamlarının bireylerin aile hayatına yapacağı her türlü müdahalenin yasayla öngörülmüş olması, meşru bir amaç taşıması ve demokratik bir toplumda gerekli olması şarttır. Aile bağlarının koparılması son derece ciddi bir müdahale olduğundan, mahkemelerin karar alırken çok hassas bir denge testi yapmaları gerekmektedir.
Uluslararası çocuk kaçırma vakalarında, Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamındaki yükümlülükler, 1980 tarihli Lahey Sözleşmesi hükümleriyle uyumlu bir biçimde yorumlanmalıdır. Lahey Sözleşmesi'nin temel amacı, yer değiştiren çocuğun derhal mutat meskenine iadesini sağlamaktır. Ancak, aynı Sözleşme'nin 13. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi, çocuğun iadesinin onu fiziksel veya psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağına veya başka bir şekilde müsamaha edilemez bir duruma düşüreceğine dair "ciddi bir risk" bulunması halinde iadenin reddedilebileceğini açıkça öngörmektedir.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, ulusal mahkemelerin temel görevi, çocuk ile ebeveynlerin yarışan menfaatleri arasında adil bir denge kurmaktır. Bu süreçte çocuğun üstün yararı her zaman birincil düşünce olmalıdır. Mahkeme, iadeye karşı ileri sürülen "ciddi risk" iddialarının ulusal mahkemelerce etkili, detaylı ve somut gerekçelere dayalı bir şekilde incelenmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Ayrıca, yeterli yaş ve olgunluğa erişmiş bir çocuğun görüşlerini özgürce ifade etme hakkı ve bu görüşlerin yargısal süreçlerde dikkate alınması zorunluluğu, hem Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme hem de ilgili diğer uluslararası belgeler çerçevesinde güvence altındadır. İade davalarında çocuğun dinlenilme hakkına riayet edilmemesi, usuli güvencelerin doğrudan ihlali anlamına gelmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Fransız mahkemelerinin çocuğun Tunus'a iadesi yönünde verdiği kararları incelerken, karar alma sürecinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin gerektirdiği usuli güvenceleri sağlayıp sağlamadığını değerlendirmiştir. Olayda, başvurucu annenin Lahey Sözleşmesi'nin 13. maddesi uyarınca çocuğun iadesinin ciddi bir risk doğuracağına dair önemli iddialar ileri sürdüğü ve bu iddiaların Tunuslu uzmanların raporlarıyla desteklendiği görülmüştür. Mahkeme, çocuğun babasının uygunsuz davranışları nedeniyle korku ve endişe duyduğuna dair psikolojik değerlendirmelerin dosyada mevcut olduğunu belirtmiştir.
Buna rağmen, Fransız istinaf mahkemesi, annenin iddialarını incelerken çocuğun üstün yararını merkeze almak yerine, annenin davranışlarına ve Tunus'taki yetkililerle olan işbirliği eksikliğine odaklanmıştır. İstinaf mahkemesinin, dosyada yer alan psikolojik raporları ve çocuğun beyanlarını yeterince derinlemesine analiz etmediği, bu durumun da ciddi risk iddialarının etkili bir şekilde incelenmediğini gösterdiği tespit edilmiştir.
Bununla birlikte, Mahkeme, 11 yaşındaki çocuğun yargılama süresince dinlendiğini ve babasının yanına dönmek istemediğini istikrarlı ve net bir şekilde ifade ettiğini gözlemlemiştir. Hatta savcılık makamı dahi, çocuğun beyanlarının tutarlı ve inandırıcı olduğunu belirterek iadeye karşı görüş bildirmiştir. Ancak yerel mahkemeler, çocuğun bu açık iradesini yalnızca bir sadakat çatışması olarak nitelendirmiş ve çocuğun iadesini engellemek için yeterli bulmamıştır. Mahkeme, çocuğun dinlenilme ve karara katılma hakkının bu şekilde göz ardı edilmesinin, usuli yükümlülüklerin ihlali anlamına geldiğini vurgulamıştır.
Tüm bu hususlar ışığında, ulusal mahkemelerin karar alma sürecinde çocuğun üstün yararını yeterince dikkate almadığı, tarafların çıkarları arasında adil bir denge kuramadığı ve çocuğun iadesinin demokratik bir toplumda gerekli bir müdahale olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Fransız mahkemelerinin karar alma sürecindeki eksiklikler nedeniyle başvurucunun aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.