Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Hayat Erdoğan ve Musa Erdoğan | BN....

Karar Bülteni

AYM Hayat Erdoğan ve Musa Erdoğan BN. 2021/34031

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/34031
Karar Tarihi 17.07.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok / Kabul Edilemez
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Devletin yaşamı koruma pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır.
  • İstihbarat bilgileri somut ve yakın tehdit içermelidir.
  • Yaşam hakkı bağlamında sosyal risk ilkesi uygulanabilir.
  • Acil sağlık hizmetlerinde gecikme yaşam hakkını ihlal eder.

Bu karar hukuken, devletin yaşam hakkını koruma konusundaki pozitif yükümlülüklerinin sınırlarını net bir şekilde çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, terör eylemlerini önlemenin doğasında var olan zorlukları vurgulayarak, somut ve yakın bir tehlike ihbarı olmadığı sürece genel istihbarat bilgilerine dayanılarak idarenin her terör saldırısından hizmet kusuruyla sorumlu tutulamayacağına hükmetmiştir. Karar, güvenlik güçlerinin genel tedbirleri almış olması hâlinde olaylarda kusursuz sorumluluk ve sosyal risk ilkelerinin devreye gireceğini teyit etmektedir.

Benzer davalarda emsal etkisi son derece büyüktür. Özellikle kitlesel can kayıplarının yaşandığı terör eylemlerinde, idare mahkemelerinin "sosyal risk ilkesi"ne dayanarak mağdurlara tazminat ödenmesine karar vermesinin yaşam hakkının usul boyutu açısından yeterli ve etkili bir hukuki yol olduğu benimsenmiştir. Uygulamada, bu tür saldırılardan doğan zararların tazmini için idare ajanlarının kasten eyleme iştirak ettiği kanıtlanmadıkça, cezai sorumluluk aranmaksızın idari yargıdaki tam yargı davalarının etkili bir giderim mekanizması oluşturduğu bir kez daha pekiştirilmiş olmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucular, 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Tren Garı önünde gerçekleştirilen ve canlı bomba saldırısı sonucu meydana gelen patlamada çocukları N. E.'yi kaybetmişlerdir. Başvurucular, saldırının önlenebilir nitelikte olduğunu, idarenin gerekli istihbarat bilgilerine sahip olmasına rağmen yeterli güvenlik önlemlerini almadığını, patlama sonrasında sağlık ekiplerinin olay yerine geç ulaştığını ve güvenlik güçlerinin biber gazı müdahalesiyle ilk yardım çalışmalarını fiilen engellediğini iddia ederek İçişleri Bakanlığına karşı maddi ve manevi tazminat talebiyle tam yargı davası açmıştır. İdare mahkemesi, idarenin hizmet kusuru bulunmadığını ancak terör saldırılarında sosyal risk ilkesi gereğince zararın idarece karşılanması gerektiğini belirterek kısmen manevi tazminata hükmetmiştir. Başvurucular, hükmedilen tazminat miktarının yetersiz olduğunu, yaşam hakkının maddi ve usul boyutları ile eşitlik ilkesinin ve ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 17 kapsamında koruma altına alınan yaşam hakkı çerçevesinde devletin pozitif yükümlülüklerini değerlendirmiştir. Bu yükümlülük, devletin yetki alanındaki bireylerin yaşamlarını, kamu görevlilerinin, üçüncü kişilerin ve hatta bireylerin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı korumasını gerektirir. Koruma ödevinin yerine getirilebilmesi için devletin yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı caydırıcı ve koruyucu yasal ve idari çerçeve oluşturması şarttır.

Kamu makamlarınca bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin bulunduğunun bilindiği ya da bilinmesi gerektiği durumlarda, makul ölçüler çerçevesinde önleyici tedbirlerin alınması zorunludur. Devletin, bireylerin yaşamını korumak için genel güvenlik tedbirleri alması gerekmekle birlikte, bu ödev terörden kaynaklanan tehditlerin bulunduğu durumlar için de geçerlidir. Ancak insan davranışlarının öngörülemezliği ve kamu kaynaklarının sınırları dikkate alındığında, bu koruma yükümlülüğü kamu makamları üzerinde aşırı ve orantısız bir yük oluşturacak şekilde mutlak ve sınırsız olarak yorumlanamaz. Yetkili makamlardan yaşamla ilgili her türlü potansiyel tehdidin gerçekleşmesini önlemek için somut tedbirler alması beklenemez.

Ayrıca, yaşam hakkının usul boyutu, yaşama hakkının tehlikeye girdiği her türlü faaliyet bakımından devletin etkili bir yargısal sistem kurma yükümlülüğünü kapsar. Kasten sebebiyet verilmeyen ölüm olaylarında, bu yükümlülük her durumda ceza davası açılmasını gerektirmez; mağdurlara hukuki ve idari başvuru yollarının açık olması, disiplin süreçlerinin işletilmesi veya zararlarının tazmin edilmesi yeterli görülebilir. Adli ve idari yargıda açılan tazminat davalarının da makul derecede ivedilik ve özen şartlarını yerine getirmesi gerekmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi somut olayı incelerken, 10 Ekim 2015 tarihindeki Ankara Tren Garı patlaması öncesinde emniyet birimlerinin toplantı ve gösteri yürüyüşü için genel güvenlik planlaması yaptığını, toplanma alanını da kapsayacak şekilde 2000'in üzerinde personel görevlendirildiğini ve alanın girişinde bomba arama köpekleriyle detaylı patlayıcı araması yapıldığını tespit etmiştir. Olay tarihinden aylar önce meydana gelen diğer terör saldırıları sebebiyle kalabalık etkinliklerde genel bir risk bulunduğu idarece bilinmekle birlikte, olay dosyası incelendiğinde kamu makamlarının somut, belirli ve yakın bir canlı bomba saldırısı tehdidini bildiklerine dair dosyaya yansıyan yeterli bir delil bulunmamaktadır. Bu nedenle, idarenin öngörülebilir ve önlenebilir bir riske karşı tamamen hareketsiz kaldığı ve yaşamı koruma yönündeki maddi yükümlülüğünü ihlal ettiği söylenemez.

Müdahale ve acil sağlık hizmetlerinin sunumuna yönelik iddialar incelendiğinde, ilk patlama ihbarı üzerine olay yerine 62 ambulansın sevk edildiği, ilk çağrıdan yalnızca 33 saniye sonra koordinasyonun sağlandığı ve 65 dakika gibi kısa bir süre içinde tüm yaralıların hastanelere ulaştırıldığı görülmüştür. Güvenlik güçlerinin polis müdahalesinin veya olay yerindeki biber gazı kullanımının acil sağlık hizmetlerine erişimi engellediğine, ambulansların gecikmesine yol açtığına veya ölümlere doğrudan sebebiyet verdiğine dair herhangi bir somut bulguya ulaşılamamıştır.

Yargısal süreç bağlamında, idare mahkemeleri olayı derinlemesine incelemiş, ilgili tüm belge ve raporları değerlendirmiş ve idarenin hizmet kusuru bulunmadığını saptamıştır. Buna rağmen mağdurların mağduriyetini gidermek adına idare hukukuna özgü sosyal risk ilkesi uygulanarak başvurucular lehine manevi tazminata hükmetmiştir. Bu çerçevede yargılamalarda yaşam hakkının usul boyutunun gerektirdiği özen ve ivediliğin gösterildiği, devletin etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün adli ve idari yargı kolları vasıtasıyla yerine getirildiği anlaşılmıştır. Başvurucuların muhalif kimlikleri nedeniyle ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine yönelik iddiaları ise tamamen soyut kalmış ve makul delillerle temellendirilememiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkının maddi ve usul boyutlarının ihlal edilmediğine, ayrımcılık yasağına ilişkin iddiaların ise açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: