Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Sadrettin Sarıkaya | BN. 2020/15888

Karar Bülteni

AYM Sadrettin Sarıkaya BN. 2020/15888

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2020/15888
Karar Tarihi 11.07.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Disiplin cezaları açık kanuni düzenlemelere dayanmalıdır.
  • Genişletici yorumla mahpuslara disiplin cezası verilemez.
  • Kanunilik şartı sağlanmadan temel haklara müdahale edilemez.
  • Görüşme kuralları ihlali doğrudan panik suçu sayılamaz.

Bu karar, ceza infaz kurumlarında tutuklu ve hükümlülerin aileleriyle gerçekleştirdikleri telefon görüşmelerinde yaşanan idari kural ihlallerinin disiplin cezalandırmasına konu edilebilmesi için katı bir kanunilik şartı arandığını hukuken net bir biçimde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, tutuklunun eşinin üçüncü kişileri (kendi anne, baba ve çocuklarını) telekonferans yoluyla olağan telefon görüşmesine dâhil etmesini, yasadaki "kurumda korku, kaygı veya panik yaratabilecek biçimde söz söylemek" kuralı kapsamında değerlendiren derece mahkemesi yaklaşımını hukuka açıkça aykırı bulmuştur. Sadece usule veya idari kurallara aykırı olan bir fiilin, kanunda yazılı ağır bir disiplin suçuna dönüştürülemeyeceği güçlü bir şekilde vurgulanarak, idarenin ve mahkemelerin temel hakları sınırlandırırken genişletici yorum yasağına mutlak surette riayet etmesi gerektiği belirtilmiştir.

Emsal etkisi bakımından bu içtihat, ceza infaz kurumlarında uygulanacak disiplin yaptırımlarının sınırlarını keskin bir biçimde çizmektedir. Benzer davalarda idare ve derece mahkemelerinin, suç ve cezaların kanuniliği ilkesini esneterek kıyas veya genişletici yorum yoluyla yeni disiplin suçları ihdas etmelerinin hukuken kabul edilemez olduğu güvence altına alınmıştır. Özellikle mahpusların, telefonla görüşme hakkı bulunmayan kişilerle anlık olarak konuşmasının, daha sonra yapılan spesifik kanun değişikliğine kadar net bir disiplin suçu olarak düzenlenmediği gerçeği karşısında, hürriyeti bağlayıcı kurumlarda dahi temel hak ve hürriyetlere yönelik her türlü müdahalenin ancak sarih ve öngörülebilir bir kanuni dayanakla yapılabileceği prensibi, tüm yargı ve idare aktörleri için bağlayıcı bir standart olarak teyit edilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olarak bulunduğu sırada eşiyle yaptığı olağan haftalık telefon görüşmesinde, eşinin çocukları ile kayınvalide ve kayınpederini telekonferans yöntemiyle görüşmeye dâhil etmesi üzerine idare tarafından disiplin cezasına çarptırılmıştır. Ceza infaz kurumu idaresi, kurumca önceden belirlenmeyen kişilerin görüşmeye katılmasının kurumda kaygıya sebebiyet verdiği gerekçesiyle başvurucuya bir ay süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası vermiştir.

Başvurucu, görüştüğü kişilerin ailesi olduğunu, herhangi bir örgütsel iletişim sağlanmadığını ve suç teşkil edecek hiçbir konuşma geçmediğini belirterek infaz hâkimliğine itiraz etmiş ve bu cezanın kaldırılmasını talep etmiştir. İnfaz hâkimliğinin cezayı hukuka aykırı bularak kaldırmasına karşın, Cumhuriyet Başsavcılığının bu iptal kararına itirazı üzerine ağır ceza mahkemesi cezayı yeniden kesin olarak onamıştır. Bunun üzerine başvurucu, idarenin eylemi ve ağır ceza mahkemesi süreci neticesinde aile hayatına saygı hakkı ile haberleşme hürriyetinin hukuka aykırı şekilde ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken özellikle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkını merkeze almış ve bu hakka yönelik müdahalelerin temel kriteri olan kanunilik ölçütünü taşıyıp taşımadığını titizlikle irdelemiştir. Uyuşmazlığın temelinde yer alan ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma şeklindeki disiplin cezası, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.43/2-d bendi kapsamında "kurumda korku, kaygı veya panik yaratabilecek biçimde söz söylemek veya davranışta bulunmak" kuralına dayandırılmıştır. Mahpusun dış dünya ve ailesi ile irtibatını sağlayan iletişim araçlarını kullanmasının belirli bir süre yasaklanmasına neden olan bu ceza, mahpusun aile hayatına saygı hakkına doğrudan ve sert bir müdahale niteliği taşımaktadır.

Disiplin hukukunun evrensel ilkeleri ve Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihat prensipleri gereğince, mahpuslara yönelik uygulanacak disiplin cezalarının hukuka uygun olabilmesi için, isnat edilen eylemin ilgili kanunda açık, net ve öngörülebilir bir biçimde disiplin suçu olarak tanımlanmış olması mutlak bir gerekliliktir. Bir eylemin veya iletişimin salt usul kurallarına, tüzük veya yönetmeliklere aykırı olması, onun otomatik olarak kanunda yer alan, yaptırımı çok daha ağır bir disiplin suçu kalıbına sokulmasını hukuken meşru kılmaz. Bu bağlamda, kamu idaresinin veya yargı mercilerinin yürürlükteki kanuni düzenlemeleri mahpus aleyhine sınırları belirsiz, genişletici ve öngörülemez bir biçimde yorumlaması, demokratik hukuk devletinin temellerinden olan suç ve cezaların kanuniliği ilkesine de ağır bir aykırılık teşkil etmektedir.

Nitekim somut olayın gerçekleştiği zaman diliminde, mahpusların görüşme hakkı bulunmayan veya önceden bildirilmeyen kişilerle telefonda konuşması eylemi tek başına, müstakil ve açık bir disiplin suçu olarak kanunda düzenlenmemiştir. Anılan eylemin açık bir disiplin suçu olarak yaptırıma bağlanması ancak sonradan 5275 sayılı Kanun m.42 kapsamında yapılan mevzuat değişikliği ile Türk hukuk sisteminde kanunlaşmıştır. Doktrin tanımları ve yerleşik temel hak prensipleri uyarınca, kanunda çerçevesi açıkça çizilmemiş ve tanımlanmamış fiillere kıyas yoluyla veya idari takdir yetkisi zorlanarak genişletici yorumla ceza verilemeyeceği, temel hak ve hürriyetlere yönelik her türlü müdahalenin mutlaka katı bir kanunilik unsurunu taşıması gerektiği kuralı esastır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun ceza infaz kurumundaki olağan haftalık telefon görüşmesi sırasında eşi tarafından diğer aile fertlerinin telekonferans bağlantısıyla görüşmeye dâhil edilmesi eyleminin mahiyetini hukuki denetime tabi tutmuştur. İlgili infaz hâkimliği cezayı iptal etmişse de itiraz merci konumundaki ağır ceza mahkemesinin kararında söz konusu eylem, usule ve kurallara açıkça aykırı bir yöntem olarak nitelendirilmiş ve bu kural ihlalinin kurumda kaygı yarattığı varsayılarak disiplin cezası onanmıştır. Ancak Anayasa Mahkemesi, bir telefon görüşmesinin kurum kurallarına veya idari usule aykırı gerçekleştirilmesinin bir hukuki gerçeklik olduğunu kabul etmekle birlikte, bunun yasadaki ağır bir disiplin suçu olan "korku, kaygı veya panik yaratmak" kalıbına zorlama bir yorumla sokulmasının hukuken tamamen farklı ve sorunlu bir yaklaşım olduğunu tespit etmiştir.

Başvurucunun gerçekleştirdiği telefon konuşmasının anılan ağır disiplin suçu kapsamında kabul edilebilmesi için, kurumda gerçekten bir panik veya korku ortamı oluşturacak, idarenin işleyişini tehlikeye düşürecek somut söz ve davranışların bilfiil varlığı gerekmektedir. Hem idare kurullarının hem de ağır ceza mahkemesinin kararlarında, görüşmeye aileden üçüncü kişilerin dışarıdan dâhil edilmesinin ceza infaz kurumunda ne şekilde bir korku, kaygı veya paniğe neden olduğu hususunda tatmin edici, mantıksal, hukuki veya nesnel hiçbir somut açıklama ortaya konulamamıştır. Olay tarihinde geçerli olan kanuni düzenlemelerde, idarece onaylı kişi dışında başkasıyla telekonferans görüşmesi yapmanın doğrudan ve net bir disiplin suçu olarak metne bağlanmamış olması gerçeği karşısında, itiraz merciinin makul olmayan, tamamen varsayıma dayalı, öngörülemez ve aşırı genişletici bir yorumla bu idari eylemi ağır bir disiplin ihlali kapsamına soktuğu belirlenmiştir.

Suç tarihinde geçerli olmayan ancak olaydan belli bir zaman sonra meclis tarafından yapılan kanun değişikliğiyle bu tür izinsiz konferans görüşmelerinin müstakil bir disiplin suçu hâline getirilmiş olması da olay tarihinde idarenin böyle açık bir yasal altyapıdan yoksun olduğunu açıkça teyit etmektedir. Kesin ve açık bir kanuni dayanağı bulunmayan böylesi bir müdahale, temel bir hak olan mahpusun iletişim ve aile hayatına saygı hakkını derinden zedelemiştir. Diğer anayasal güvence ölçütlerine bakılmaya dahi gerek kalmadan, müdahalenin en temel kriter olan kanunilik unsurunu taşımadığı saptanmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, kanuni dayanaktan yoksun disiplin cezası uygulaması nedeniyle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: