Karar Bülteni
DANIŞTAY 5. Daire 2016/7127 E. 2020/4418 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 5. Dairesi |
| Esas No | 2016/7127 |
| Karar No | 2020/4418 |
| Karar Tarihi | 15.10.2020 |
| Dava Türü | İptal |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- Disiplin cezalarında eşitlik ilkesi gözetilmelidir.
- Geri alınan idari işlemler yaptırıma esas alınamaz.
- İzin haklarının kullanımında mevzuat hükümleri esastır.
- Özürsüz göreve gelmeme fiili kanunla sabitlenmiştir.
Bu karar, kamu görevlileri hakkında tesis edilen disiplin cezalarının uygulanmasında idarenin tutarlılığının ve eşit işlem ilkesinin ne derece kritik bir öneme sahip olduğunu hukuken gözler önüne sermektedir. İdarenin bir yandan personele maaş kesintisi cezası uygulayıp, diğer yandan kısa bir süre sonra bu kesintiyi iade etmesi, idari işlemin geri alındığına dair güçlü bir karine oluşturmaktadır. Bu tür çelişkili idari eylemler, kamu personelinin hukuki güvenliğini zedelemekte ve disiplin hukukunun temel amacı olan kamu hizmetinin düzenli yürütülmesi ilkesinden sapılmasına neden olmaktadır.
Kararın benzer davalardaki emsal etkisi, özellikle disiplin cezalarının tesisi ve icrası aşamalarında idarenin tek taraflı ve keyfi uygulamalardan kaçınması gerektiği yönündedir. İdarelerin, personele yönelik yaptırımları uygularken yalnızca yasal süreler ve sınırlar içinde kalması yetmez; aynı zamanda aynı birimde çalışan diğer personele yönelik muamelelerinde de ayrımcılık yapmaması, mobbing oluşturabilecek nitelikteki hedef göstermelerden uzak durması şarttır. Bu durum, uygulamada idare mahkemelerinin sadece fiilin işlenip işlenmediğine değil, idarenin işlemi tesis ettikten sonraki tutumuna ve diğer personelle olan eşitlik dengesine de dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Ankara'nın Mamak ilçesinde yer alan bir camiye bağlı Kur'an kursunda öğretici olarak görev yapan kamu personeli, çalıştığı kuruma karşı iptal davası açmıştır. Uyuşmazlığın temel nedeni, kurs öğreticisinin 2015 yılının Ocak ayında dört gün boyunca göreve gitmemesi üzerine idare tarafından kendisine disiplin cezası verilmesidir.
Öğretici, göreve gitmediği bu günlerin okullardaki yarıyıl tatiline denk geldiğini ve bu tarihlerde kendisinin de izinli sayılması gerektiğini savunmuştur. Ancak idare, Kur'an kursu öğreticilerinin yarıyıl tatili hakkı bulunmadığını belirterek, kişinin brüt aylığından dörtte bir oranında kesinti yapılmasına karar vermiştir. Davacı personel ise, sadece kendisine ceza verilerek mobbing uygulandığını ve zaten kesilen maaş tutarının idare tarafından daha sonra hesabına iade edildiğini, bu nedenle cezanın fiilen geri alındığını iddia ederek haksız ve ayrımcı bulduğu bu disiplin cezasının iptal edilmesini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Disiplin cezaları, kamu hizmetlerinin gereği gibi, düzenli ve sürekli bir biçimde yürütülmesini sağlamak amacıyla kamu görevlilerinin mevzuata aykırı eylem ve işlemlerine karşı uygulanan idari yaptırımlardır. Bu uyuşmazlığın çözümünde dayanılan temel yasal dayanak 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.125 düzenlemesidir. İlgili kanun maddesi, devlet memurlarının görev ve sorumluluklarını ihlal etmeleri durumunda karşılaşacakları müeyyideleri kademeli olarak belirlemektedir.
Kanunun ilgili 125/D-b alt bendi uyarınca, "özürsüz ve kesintisiz 3-9 gün göreve gelmemek" fiili, doğrudan doğruya kademe ilerlemesinin durdurulması cezasını gerektiren ağır bir disiplin ihlali olarak tanımlanmıştır. Kademe ilerlemesinin durdurulması cezası, memurun bulunduğu kademede ilerlemesinin fiilin ağırlığına göre 1 ila 3 yıl arasında durdurulmasını ifade eder. Ancak, mevzuatımızda memurun mağduriyetini önlemeye ve sistemin tıkanmasını engellemeye yönelik istisnai bir kural daha bulunmaktadır: Memur, öğrenim durumu itibarıyla yükselebileceği kadronun en son kademesinde bulunuyorsa, bu ceza fiilen kademe ilerlemesinin durdurulması şeklinde uygulanamayacaktır. Bu durumda yasa koyucu, alternatif bir yaptırım öngörerek cezanın ilgilinin brüt aylığından 1/4 ila 1/2 oranında kesinti yapılması şeklinde infaz edilmesini emretmektedir.
Öte yandan, idare hukukunun evrensel prensiplerinden olan eşitlik ilkesi ve idari istikrar ilkesi de bu tür davalarda mahkemelerin başvurduğu temel doktriner kurallardandır. İdarenin aynı durumda olan personeline farklı işlemler tesis etmesi, hukuk devletinin gereği olan hakkaniyet ve objektiflik ilkelerine aykırılık teşkil eder. Ayrıca, idarenin kendi tesis ettiği bir disiplin yaptırımının parasal sonuçlarını (maaş kesintisini) kısa bir süre sonra memura iade etmesi, idari işlemin zımnen geri alındığı yönünde hukuki bir sonuç doğurma potansiyeline sahiptir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Dava dosyası incelendiğinde, davacı Kur'an kursu öğreticisinin 27, 28, 29 ve 30 Ocak 2015 tarihlerinde mazeretsiz ve kesintisiz olarak 4 gün boyunca görevine gitmediği, bu durumun hem kurum tarafından tutulan tutanaklarla hem de davacının kendi beyanlarıyla sabit olduğu görülmüştür. İlk derece mahkemesi olan idare mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken mevzuatın lafzına sıkı sıkıya bağlı kalmıştır. Mahkeme, davacının "yarıyıl tatiline denk geldiği için izinli olduğumu düşündüm" şeklindeki savunmasını hukuken geçerli bulmamıştır. Gerekçe olarak, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretmenlerin aksine, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde çalışan Kur'an kursu öğreticilerinin yalnızca yıllık izin haklarının bulunduğu, mevzuatta onlara yarıyıl tatilinden faydalanma hakkı tanıyan herhangi bir düzenlemenin yer almadığı vurgulanmıştır. Bu sebeple yerel mahkeme, disiplin cezasının yasal şartlarının oluştuğuna kanaat getirerek davanın reddine hükmetmiştir.
Buna karşılık davacı, hukuki sürecin devamında kararı temyiz ederek uyuşmazlığı Danıştay aşamasına taşımıştır. Temyiz dilekçesinde davacı, çok kritik iki hususun altını çizmiştir. Birincisi, verilen disiplin cezası neticesinde maaşından yapılan kesintinin, 25 Şubat 2015 tarihinde idare tarafından kendi banka hesabına geri ödendiğini belgelemiştir. Bu durum, idarenin tesis ettiği idari işlemi bizzat kendi eliyle hükümsüz kıldığı ve geri aldığı anlamına gelmektedir. İkincisi, davacı, aynı durumda olan diğer kurumu personeline herhangi bir disiplin cezası verilmediğini, bu uygulamanın sadece kendisine yönelik yapılarak açık bir mobbing ve ayrımcılık faaliyeti yürütüldüğünü iddia etmiştir.
Danıştay, idare mahkemesinin yalnızca şekli mevzuat incelemesi yaparak verdiği ret kararını yeterli bulmamıştır. İdarenin uyguladığı cezanın parasal sonucunu iade etmiş olmasının yarattığı hukuki çelişkiyi ve davacının eşitlik ilkesine dayanan mobbing iddialarını dikkate alarak yargılamanın yeniden daha kapsamlı bir şekilde yapılması gerektiğine kanaat getirmiştir.
Sonuç olarak Danıştay 5. Dairesi, davanın reddine ilişkin idare mahkemesi kararını hukuken isabetsiz bularak kararı bozmuştur.