Karar Bülteni
YARGITAY 22. HD 2016/22009 E. 2019/19618 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 22. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/22009 |
| Karar No | 2019/19618 |
| Karar Tarihi | 22.10.2019 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Elektronik mesai sistemlerinin güvenilirliği teknik denetime tabidir.
- Manipülasyona açık giriş-çıkış kayıtları tek başına kesin delil olamaz.
- Sistem kayıtlarının güvenirliği sarsıldığında işçi tanık beyanlarına itibar edilmelidir.
- Ücreti ödenmeyen fazla çalışmalar işçi açısından haklı fesih nedenidir.
Bu karar, işyerlerinde kullanılan parmak izi, yüz tanıma veya kart okutma gibi personel devam kontrol sistemlerinin (PDKS) mutlak ve tartışılmaz birer delil niteliği taşımadığını, şüphe veya itiraz halinde mutlaka teknik incelemeye tabi tutulabileceğini açıkça ortaya koymaktadır. Yargıtay, işverenin sunduğu elektronik mesai kayıtlarının gerçeği yansıtmadığı ve sisteme yöneticiler tarafından dışarıdan müdahale edilebildiği iddiaları karşısında, bu kayıtların peşinen doğru kabul edilemeyeceğini ve körü körüne hükme esas alınamayacağını vurgulamıştır. Özellikle sistemin objektif, tutarlı ve keyfilikten uzak kurgulanmamış olması halinde, bu sistemlerden elde edilen verilerin delil vasfını tamamen yitireceği ifade edilmiştir.
Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu karar, işçilerin fazla mesai ve diğer işçilik haklarını ararken karşılaştıkları en büyük engellerden biri olan "manipüle edilmiş işveren kayıtları" sorununa güçlü, adil ve pratik bir hukuki çözüm getirmektedir. Uygulamada bazı işverenler, elektronik kayıt sistemlerine müdahale ederek veya yazılım ayarlarını değiştirerek işçilerin fazla mesailerini gizleyebilmektedir. Yargıtay'ın bu son derece önemli içtihadı, uyuşmazlık halinde ana sunucu (server) kayıtlarının uzman teknik bilirkişilerce incelenmesi gerektiğini, eğer sistemin manipülasyona açık olduğu tespit edilirse doğrudan işçi tanıklarının beyanlarının esas alınarak sonuca gidileceğini netleştirmiştir. Bu yaklaşım, adaletin tecellisi ve zayıf konumda olan işçi haklarının korunması bakımından ispat hukuku uygulamalarında büyük bir güvence sağlamaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, davalı şirkete ait işyerinde vardiya müdürü olarak görev yapmaktayken, uzun süredir gece vardiyasında çalıştırılmasına rağmen hak ettiği fazla mesai ücretlerinin kendisine ödenmediğini iddia etmiştir. İşçi, işe giriş çıkışlarda kullanılan parmak izi sistemine kasıtlı olarak erken basıldığını, fiilen ise işten çok daha geç saatlerde çıkartılarak kayıtlarla oynandığını ve ayrıca kendisine yönetim tarafından baskı (mobbing) uygulandığını belirterek iş sözleşmesini haklı nedenle feshetmiştir. Bu sürecin ardından ödenmeyen kıdem tazminatı ile fazla çalışma ücreti alacaklarının tahsili amacıyla mahkemeye başvurmuştur.
Buna karşılık davalı işveren, işyerinde üçlü vardiya sistemi uygulandığını, bu sistem gereği iddia edildiği gibi bir fazla mesai yapılmadığını ve davacının çalışmalarının zaten aldığı ücrete dahil olduğunu ileri sürerek açılan davanın reddini savunmuştur. Temel uyuşmazlık, işçinin fiilen fazla çalışma yapıp yapmadığı, işverence sunulan elektronik giriş-çıkış kayıtlarının gerçeği yansıtıp yansıtmadığı ve sonuç olarak işten ayrılma eyleminin yasal anlamda haklı bir nedene dayanıp dayanmadığı hususlarında toplanmaktadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan düzenleme, 4857 sayılı İş Kanunu m. 24 hükmüdür. İlgili madde uyarınca, işveren tarafından işçinin ücreti kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesap edilmez veya zamanında ödenmezse, işçi iş sözleşmesini bildirim süresi beklemeksizin derhal ve haklı nedenle feshedebilir. İş hukukunda geniş anlamda ücret kavramına dahil olan fazla mesai ücretlerinin eksik ödenmesi veya hiç ödenmemesi de bu kapsamda değerlendirilmekte olup, yasal ödemelerin yapılmaması işçiye sözleşmeyi sona erdirme hakkı tanır.
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi, kural olarak bu iddiasını ispatla yükümlüdür. İş hukukundaki yerleşik içtihat prensiplerine göre, işçinin imzasını taşıyan ücret bordrosu sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir ve imzalı bordroda görünen alacağın ödendiği varsayılır. Fazla çalışmanın ispatı konusunda öncelikli deliller; işyerine giriş çıkışı gösteren PDKS (Personel Devam Kontrol Sistemi) belgeleri, log kayıtları ve işyeri iç yazışmalarıdır. Ancak, bu tür yazılı belgelerin bulunmaması, eksik olması veya sistemin gerçeği yansıtmadığının anlaşılması durumunda, tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi hukuki bir zorunluluktur.
Bunun yanı sıra, işçiye bordro imzalatılmadığı durumlarda ya da mahkemeye sunulan sistem kayıtlarının işverenin tercihine göre dışarıdan müdahaleye açık, tutarsız ve objektiflikten uzak şekilde kurgulandığının iddia edilmesi halinde, bu elektronik belgeler kesin delil vasfını ve güvenilirliğini yitirir. Böylesi durumlarda, fiili çalışma düzenini bilen taraf tanıklarının anlatımları, hayatın olağan akışı, herkesçe bilinen genel vakıalar ve işçinin fiilen yaptığı işin niteliği ile yoğunluğu dikkate alınarak fazla çalışmanın varlığı derinlemesine araştırılmalı ve hakkaniyete uygun bir sonuca ulaşılmalıdır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay incelemesinde, uyuşmazlığa konu somut olayda davalı işveren tarafından dosyaya sunulan PDKS (parmak izi) kayıtlarında bazı dönemler ve uzun süreler için giriş-çıkış saatlerinin hiç belirtilmediği ve eksikliklere dair herhangi bir açıklama bulunmadığı tespit edilmiştir. Buna karşılık dinlenen davacı tanıkları ise işçinin fiilen fazla çalışma yaptığını açıkça doğrulamıştır. Davacı taraf, işverence sunulan elektronik kayıtlara dışarıdan elle müdahale edilebildiğini ve bu nedenle kayıtların gerçeği yansıtmadığını iddia ederek söz konusu delillere itirazda bulunmuştur.
Dairenin aynı işverene ait başka uyuşmazlıklardan edindiği (2017/14240 ve 2017/34733 Esas) emsal bilgilere göre, söz konusu işyerinde kullanılan PDKS cihazları üzerinde daha önce yapılan teknik bilirkişi incelemelerinde çarpıcı sonuçlara ulaşılmıştır. Buna göre, sistemin veri tabanının objektiflikten uzak kurgulandığı, cihazın yetkilinin tercihlerine uygun şekilde dışarıdan veri müdahalesine açık olduğu ve sistemin manipülasyona kapalı, tutarlı bir kayıt yapmasının mümkün olmadığı saptanmıştır. Ayrıca, işverenin mahkemeye sunduğu sonradan alınma kayıtlarda günlük yedi buçuk saatlik yasal çalışma süresinin hiç geçilmemiş gibi kusursuz gösterildiği, oysa bizzat davalı işveren tanıklarının dahi zaman zaman bu süreyi aşan çalışmalar olduğunu mahkemede itiraf ettiği görülmüştür. Yargıtay, bu ciddi çelişkilerin işverenin sunduğu elektronik kayıtların güvenilirliğini ve ispat gücünü tamamen yitirmesine neden olduğunu kabul etmiştir.
Hal böyle iken, ilk derece mahkemesinin işverenin sunduğu bu şaibeli giriş-çıkış kayıtlarına dayanarak davacının fazla mesai talebini ve haklı fesih iddiasını doğrudan reddetmesi hukuka aykırı bulunmuştur. Yargıtay, yapılması gerekenin işyerinde kullanılan cihazın teknik bilirkişi marifetiyle ana merkez sunucu (server) kayıtları ve dosyadaki çıktılarla birlikte kapsamlı bir incelemeye tabi tutulması olduğunu belirtmiştir. Eğer sistemin üzerinde oynama yapılabileceği teknik olarak kesinleşirse, manipüle edilmiş belgelere değil, doğrudan tanık beyanlarına itibar edilerek işçinin fazla çalışma alacağı hesaplanmalı ve buna bağlı olarak da haklı fesih gerekçeleri aydınlatılmalıdır.
Sonuç olarak Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile davanın reddedilmesinin hatalı olduğuna kanaat getirerek yerel mahkeme kararını bozmuştur.