Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Hüsniye Lalek ve Diğerleri | BN. 2022/84845

Karar Bülteni

AYM Hüsniye Lalek ve Diğerleri BN. 2022/84845

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2022/84845
Karar Tarihi 14.05.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Güven kaybı feshinde somut olgular gösterilmelidir.
  • Sözleşme feshinde şüphenin objektif dayanağı açıklanmalıdır.
  • Salt devam eden soruşturma fesih gerekçesi olamaz.
  • Özel hayata müdahale durumun gerektirdiği ölçüde olmalıdır.

Anayasa Mahkemesi bu kararında, olağanüstü yönetim usullerinin (OHAL) geçerli olduğu dönemlerde dahi kamu görevlilerinin veya sözleşmeli personelin güven kaybı gerekçesiyle işten çıkarılmasının belirli hukuki güvencelere tabi olduğunu vurgulamıştır. Mahkeme, idarenin salt soyut iddialara, mutlak takdir yetkisine veya somut belge sunulmaksızın yapılan şifahi açıklamalara dayanarak fesih işlemi yapamayacağını net bir şekilde ortaya koymuştur. İşveren ve derece mahkemelerinin, çalışanın terör örgütüyle olan irtibatını somut, bireyselleştirilmiş ve objektif delillerle kanıtlaması zorunluluğunun altı çizilmiştir.

Uygulamadaki emsal etkisi ve önemi açısından bu karar, özellikle OHAL dönemi KHK'larına dayanılarak tesis edilen idari işlemlere karşı açılan iptal davalarında derece mahkemelerine önemli bir kılavuz niteliğindedir. Mahkemelerin sadece bir ceza soruşturmasının varlığını yeterli görmeyip, bu soruşturmalardaki delillerin iş sözleşmesindeki sadakat ve güven ilişkisini somut olayda nasıl zedelediğini bizzat tartışmaları gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bu durum, benzer meslekten çıkarma ve sözleşme feshi uyuşmazlıklarında idari yargı yerlerinin daha derinlikli ve somut gerekçeli bir hukuki denetim yapmasını zorunlu kılarak kamu personelinin özel hayata saygı hakkını koruma altına almaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) bünyesinde sözleşmeli uzman olarak çalışan başvurucular, Tarım Bakanlığına karşı dava açmıştır. Başvurucular, 2016 yılında yayımlanan Başbakanlık Genelgesi ve olağanüstü hâl tedbirleri kapsamında, terör örgütü (FETÖ/PDY) ile irtibatlı oldukları değerlendirilerek hizmet sözleşmelerinin feshedilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür. İdare ise ilgili kanun hükmünde kararnameye göre personelin örgüt irtibatı konusunda mutlak delillendirme şartı aranmadığını ve kurumun geniş bir takdir yetkisinin bulunduğunu savunmuştur. Sözleşmelerinin haksız yere, salt güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle feshedildiğini belirten başvurucular; idare mahkemelerinde açtıkları iptal davalarının da ret ile sonuçlanması üzerine feshin iptal edilmesi ve uğradıkları zararların giderilmesi talebiyle uyuşmazlığı bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine taşımıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümü, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.20'de düzenlenen özel hayata saygı hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa m.15'te yer alan olağanüstü hâllerde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması rejiminin birlikte değerlendirilmesini gerektirmektedir. Mahkeme, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında işçi sayılmayan kamu hizmeti görevlisi statüsündeki personelin sözleşmelerinin feshini incelerken, işçi-işveren uyuşmazlıklarındaki yerleşik ilkeleri kıyasen uygulamıştır.

İş sözleşmelerinin, çalışanın sadakat yükümlülüğünü ihlal etmesi ve güven ilişkisinin bozulması nedeniyle feshedilebilmesi için basit bir şüphe hiçbir zaman yeterli bulunmamaktadır. İlgili şüphenin güçlü, ciddi ve mutlaka objektif somut olgularla desteklenmesi zorunludur. Hem işveren hem de idari yargı makamları, çalışanın terör örgütüyle irtibatı veya iltisakı konusunda ortaya çıkan şüphenin mevcut görevin ifasına ne gibi bir olumsuz etkisi olacağını ikna edici ve somut gerekçelerle açıklamakla yükümlüdür.

Özellikle 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname dayanak alınarak yapılan fesih işlemlerinde, personelin mutlak şekilde delillendirilmesine gerek olmadığı ve idarenin sınırsız bir takdir yetkisi bulunduğu yönündeki savunmalar hukuk sisteminde kabul görmemektedir. Yargı mercileri, kişinin özel hayatına ciddi şekilde etki eden bu tür mesleki hayata yönelik müdahalelerin keyfî olup olmadığını sıkı bir biçimde denetlemelidir. Sadece ilgili kişinin hakkında derdest bir ceza davası veya soruşturma bulunması, sözleşmenin sonlandırılması için tek başına geçerli bir hukuki gerekçe oluşturamaz. Derece mahkemelerinin, iddiaları destekleyen delilleri bizzat tartışarak ve ortaya atılan şüphenin neden sözleşme feshini gerektirdiğini tam olarak somutlaştırarak karar vermesi anayasal bir güvencedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken başvurucuların hizmet sözleşmelerinin Tarım Bakanlığının olur yazısıyla feshedildiğini, ancak bu yazıda kişilerin terör örgütleri ile irtibatlı veya iltisaklı olduklarına ilişkin bireyselleştirilmiş herhangi bir somut tespite yer verilmediğini gözlemlemiştir. İdarenin, feshin mutlak bir delillendirmeyi gerektirmediği yönündeki savunmasına itibar edilmemiştir. Başvurucular ile terör örgütü arasındaki bağın somut olayda nasıl kurulduğunun idare tarafından objektif biçimde ortaya konulamadığı açıkça saptanmıştır.

Yerel mahkemelerin verdikleri kararlar incelendiğinde ise, yargı mercilerinin sadece kurumun takdir yetkisine ve OHAL mevzuatına atıf yaptıkları, feshin hukuka uygun olduğuna karar verirken başvurucuların terör örgütü ile irtibatı konusunda duyulan şüphenin görevlerine olan olumsuz etkisini gerekçelendirmedikleri tespit edilmiştir. Mahkemelerce bazı kararlarda idarenin hiçbir belgeye dayanmayan şifahi açıklamaları veya devam eden soruşturmalar gerekçe yapılmıştır. Ancak devam eden bir ceza davasının varlığının feshin haklılığı için tek başına yeterli olmadığı; mahkemenin, irtibatı gösterir delilleri tartışıp şüphenin güven ilişkisini ne ölçüde bozduğunu kanıtlarla ortaya koyması gerektiği vurgulanmıştır.

İdarenin fesih işleminde ve derece mahkemelerinin bu işlemi denetleme sürecinde, başvurucular hakkındaki şüphenin ciddi, güçlü ve objektif olduğuna dair kişiselleştirilmiş ve ikna edici gerekçeler sunulmamıştır. Alınan mesleki tedbirin kişinin özel hayatına doğrudan etki ettiği ve OHAL döneminde dahi alınacak tedbirlerin durumun gerektirdiği ölçüde olması ilkesine uygun düşmediği belirlenmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, idare ve yargı mercilerinin ilgili ve yeterli gerekçe sunma yükümlülüğünü yerine getirmemesi sebebiyle başvurucuların özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: