Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | İsmail Bakaç | BN. 2022/100579

Karar Bülteni

AYM İsmail Bakaç BN. 2022/100579

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2022/100579
Karar Tarihi 14.05.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Tahliye sonrası aynı delillerle tutuklama hukuka aykırıdır.
  • Tutuklama kararları somut ve yeterli gerekçe içermelidir.
  • Adli kontrolden tutuklamaya geçişte yeni delil aranır.

Bu karar, sulh ceza hâkimliği tarafından adli kontrol şartıyla serbest bırakılan bir şüphelinin, savcılık itirazı üzerine dosyaya yeni bir delil veya olgu eklenmeksizin aynı hâkimlikçe birkaç saat içinde yeniden tutuklanmasının hukuki sonuçlarını derinlemesine ortaya koymaktadır. Karar, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bağlamında, yargı makamlarının tutuklama tedbirine başvururken çelişkili ve soyut gerekçelerle karar vermesinin anayasal güvenceleri doğrudan zedeleyeceğini çok net bir biçimde vurgulamaktadır. Mahkemenin, adli kontrolün yeterli olacağı yönündeki güçlü kanaatinden çok kısa bir süre sonra, aksini gerektirecek hiçbir somut gelişme ve hukuki zorunluluk olmadan ani bir şekilde tutuklama kararı vermesi, kişi özgürlüğüne yönelik son derece keyfî ve ölçüsüz bir müdahale olarak nitelendirilmiştir.

Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi açısından bu karar, sulh ceza hâkimliklerinin savcılık makamından gelen itirazlar üzerine verdikleri tutuklama kararlarının çok daha sıkı bir anayasal denetime tabi olması gerektiğini açıkça göstermektedir. Özellikle şüphelinin kaçma, saklanma veya delil karartma ihtimalini somutlaştırmadan, sadece genel geçer ve matbu gerekçelerle adli kontrolden dönülerek doğrudan tutuklamaya geçilmesi uygulamasının önüne geçilmesi hedeflenmektedir. Bu yönüyle anayasal karar, alt derece mahkemelerine tutuklama tedbirinin istisnai niteliğini, özgürlük karinesini ve ölçülülük ilkesine katı bir şekilde riayet etme zorunluluğunu bir kez daha hatırlatarak, ceza muhakemesi pratiğinde kişi hürriyeti lehine oldukça önemli bir hukuki zemin inşa etmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu İsmail Bakaç, birden fazla kişi tarafından silahla yağma, cebir veya tehdit kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve kasten öldürme gibi son derece ağır suçların yer aldığı kapsamlı bir soruşturma dosyası çerçevesinde 16 Ekim 2021 tarihinde tutuklanarak cezaevine gönderilmiştir. Soruşturma evresi devam ederken Cumhuriyet savcılığının tutukluluk incelemesi ve devamı talebi üzerine dosyayı inceleyen sulh ceza hâkimliği, 12 Ekim 2022 tarihinde tutukluluğun devamını ölçüsüz bir müdahale olarak bularak başvurucunun konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol şartıyla tahliye edilmesine karar vermiştir.

Ancak aynı gün içinde savcılık bu tahliye kararına derhâl itiraz etmiş ve şüphelinin yeniden tutuklanmasını talep etmiştir. Sadece birkaç saat önce tahliye kararını veren aynı sulh ceza hâkimliği, itirazın yapıldığı gün gece saatlerinde, dosyada herhangi bir yeni delil veya şüpheli aleyhine bir gelişme olmamasına rağmen bu kez adli kontrolün yetersiz kalacağını belirterek başvurucunun yeniden tutuklanmasına hükmetmiştir. Başvurucu, tahliye kararı sonrasında yeni bir hukuki veya fiilî durum olmaksızın çelişkili bir biçimde tekrar tutuklanmasının hukuka tamamen aykırı olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, Anayasa'nın 19. maddesi ile güvence altına alınmış olup, bu temel hakka yönelik olarak gerçekleştirilecek her türlü müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen kanunilik, meşru amaç ve ölçülülük ilkelerine bütünüyle uygun olması şarttır. Tutuklama tedbiri, ancak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 100 uyarınca kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması ve kanunda öngörülen meşru bir tutuklama nedeninin mevcut olması hâlinde uygulanabilen oldukça istisnai bir koruma tedbiridir. Yasal mevzuatta tutuklama nedenleri; şüphelinin kaçması, saklanması veya delilleri yok etme, gizleme ya da tanık ve mağdurlar üzerinde baskı kurma ihtimalinin somut olgularla ortaya konulması olarak sıralanmıştır.

Bir kişiye yönelik olarak tutuklama kararı verilebilmesi için ölçülülük ilkesinin alt unsuru olan gereklilik ilkesi bağlamında, adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağının hukuken ve fiilen gösterilmesi gerekmektedir. Nitekim 5271 sayılı Kanun m. 109 hükmünde, tutuklama sebeplerinin varlığı hâlinde kişinin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına karar verilebileceği çok net bir şekilde düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesinin istikrar kazanmış yerleşik içtihatlarına göre, tutuklama kararlarında yargı mercilerinin kuvvetli suç şüphesini, tutuklama nedenlerini ve tedbirin ölçülülüğünü genel ifadelerden kaçınarak somut olgulara dayanarak ve ikna edici bir gerekçeyle ortaya koymaları zorunludur. Bir şüphelinin adli kontrol tedbiriyle serbest bırakılmasına karar verildikten sonra, ceza dosyasına yansıyan yeni bir hukuki delil veya olgusal değişiklik olmaksızın, son derece kısa bir süre içinde bu özgürlük lehine karardan dönülerek en ağır tedbir olan tutuklama tedbirine başvurulması, tedbirin meşruluğunu ve anayasal zorunluluğunu ciddi şekilde zedeleyen bir durum olarak kabul edilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda, başvurucu hakkında başlatılan ve ağır cezayı gerektiren suçların isnat edildiği soruşturma kapsamında tutukluluk durumunun gözden geçirilmesi aşamasında, sulh ceza hâkimliği ilk olarak başvurucunun tutukluluk süresini ve ceza muhakemesindeki ölçülülük ilkesini dikkate alarak konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin yeterli olacağına hükmetmiş ve özgürlük lehine tahliye kararı vermiştir. Ancak Cumhuriyet savcılığının aynı gün içinde yaptığı seri itiraz üzerine, tahliye kararını veren aynı sulh ceza hâkimliği sadece birkaç saat sonra başvurucunun yeniden tutuklanmasına karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan dikkatli incelemede, yeniden tutuklama kararı verilirken dosyada başvurucunun hukuki durumunu ağırlaştıracak veya kaçma, saklanma, delil karartma ihtimalini artıracak hiçbir yeni somut olgunun veya delilin ortaya çıkmadığı net bir şekilde tespit edilmiştir. Özgürlük tanıyan tahliye kararı ile hürriyeti kısıtlayan tutuklama kararı arasındaki çok kısa süre içinde, hâkimliğin vicdani ve hukuki kanaatini değiştirmesini gerektirecek herhangi bir hukuki veya fiilî gelişme yaşanmamıştır. Hâkimliğin, adli kontrolün yeterli olacağına dair kendi imzasını taşıyan kararından saatler sonra, bu kez adli kontrolün yetersiz kalacağını ve tutuklamanın zorunlu olduğunu belirtmesi kendi içinde derin bir çelişki olarak bulunmuştur.

Yüksek Mahkeme, somut olayda adli kontrol tedbiri uygulayarak tahliye kararı veren bir sulh ceza hâkimliğinin, bu kararından dönmesini gerektirecek yeni bir delil olmaksızın, salt savcılığın itirazı üzerine ve genel geçer matbu gerekçelerle tutuklama kararı vermesinin, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahalenin ölçülülüğünü tamamen ortadan kaldırdığını değerlendirmiştir. Başvurucunun özgürlüğünden mahrum bırakılmasını zorunlu kılan yasal nedenlerin ve adli kontrol tedbirinin neden aniden yetersiz görüldüğünün tutuklama kararında somut olayla ilişkilendirilerek yeterince ve ikna edici şekilde gerekçelendirilmediği sonucuna kesin olarak varılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucu hakkında verilen tahliye kararına yapılan itiraz sonrasında aynı hâkimlikçe aynı soruşturma kapsamında yeni bir delil olmaksızın uygulanan ikinci tutuklama tedbiri nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: