Karar Bülteni
YARGITAY 22. HD 2019/7346 E. 2019/20444 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 22. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2019/7346 |
| Karar No | 2019/20444 |
| Karar Tarihi | 06.11.2019 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Hüküm ile gerekçe arasında çelişki yaratılamaz.
- Kararın gerekçesi hüküm fıkrasıyla uyumlu olmalıdır.
- Çelişkili hüküm kurulması mutlak bozma nedenidir.
- Gerekçe, hükmün hukuki dayanaklarını açıkça göstermelidir.
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi tarafından verilen bu karar, medeni usul hukukumuzun en temel yapı taşlarından biri olan gerekçeli karar hakkı ve mahkeme ilamlarının taşıması gereken zorunlu unsurlar açısından son derece kritik bir öneme sahiptir. Kararın merkezinde, bir mahkeme hükmünün kendi içerisinde barındırdığı mantıksal ve hukuki tutarlılığın, adil yargılanma hakkının ayrılmaz bir parçası olduğu gerçeği yatmaktadır. Mahkemenin maddi vakıaları nasıl değerlendirdiği ile ulaştığı nihai sonuç arasındaki ilişkinin kopuk olması, sadece basit bir yazım hatası değil, hukuki güvenilirliği temelden sarsan ağır bir usul ihlalidir.
Özellikle iş hukuku uyuşmazlıklarında, işçinin veya işverenin hangi hukuki gerekçelerle haklı veya haksız bulunduğunun net bir şekilde ortaya konulması, tarafların kararı tatmin edici bulması ve hukuki denetimin sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi için elzemdir. Bu karar, yerleşik Yargıtay içtihatları ve İçtihadı Birleştirme Kararları ışığında, gerekçe ile hüküm fıkrası arasındaki çelişkinin hiçbir surette kabul edilemeyeceğini ve salt bu çelişkinin dahi esasa girilmeden doğrudan doğruya ve mutlak bir bozma sebebi teşkil ettiğini bir kez daha ve kesin bir dille tüm uygulayıcılara hatırlatmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Eldeki uyuşmazlık, davalı şirkete ait işyerinde 2012 yılından itibaren servis şefi pozisyonunda çalışmakta olan bir işçinin, çalışma koşullarında yapılan esaslı değişiklikleri kabul etmemesi ve akabinde gelişen fesih süreci etrafında şekillenmektedir. Davacı işçi, herhangi bir haklı veya geçerli gerekçe gösterilmeksizin branşının ve görev yerinin değiştirildiğini, bu durumu kabul etmediğini noter ihtarı ile bildirmesinin ardından işveren tarafından iş sözleşmesinin haksız bir şekilde feshedildiğini iddia etmiştir.
Bununla birlikte davacı, kendisine süreç boyunca yıldırma (mobbing) politikası uygulandığını da belirterek kıdem ve ihbar tazminatları ile birlikte ulusal bayram ve genel tatil ücreti ve mobbinge dayalı manevi tazminat alacaklarının tahsilini talep etmiştir. Davalı işveren ise iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini, davacının hiçbir alacağının bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. Yerel mahkemece yapılan yargılama sonucunda verilen karar, gerekçe ve hüküm fıkrası arasındaki temel çelişkiler nedeniyle temyiz incelemesine konu olmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemelerin yargılama faaliyeti sonucunda verdikleri kararların nasıl yazılacağı ve hangi unsurları taşıması gerektiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.297 kapsamında emredici olarak düzenlenmiştir. İlgili kanun maddesine göre, mahkeme hükmünün sonuç kısmında; gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, tarafların ileri sürdüğü taleplerin her biri hakkında verilen karar ile taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde, infaza elverişli olarak gösterilmesi yasal bir zorunluluktur.
Bunun yanı sıra, usul hukukumuzun temel prensiplerinden biri olan ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.298/2'de vücut bulan kurala göre, "Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz." Bu kural sadece kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki uyumu değil, bizzat gerekçeli kararın kendi içindeki mantıksal bütünlüğünü ve hüküm fıkrasıyla olan sarsılmaz bağını da ifade eder. Kararın gerekçesi, mahkemenin maddi olguları nasıl nitelendirdiğini ve hükmü hangi hukuki normlara dayandırdığını gösteren en temel araçtır. Gerekçe, hükmün sonucunu haklı kılan, maddi vakıalar ile hukuki sonuç arasındaki illiyet bağını kuran köprüdür.
Yargıtay'ın istikrar kazanmış içtihatları ve bilhassa 10.04.1992 gün ve 1991/7 Esas, 1992/4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca; gerekçe ile hüküm fıkrası arasında yaratılan çelişki, salt bu haliyle mutlak bir bozma nedenidir. Tarafların, mahkeme önünde hangi nedenlerle haklı ya da haksız bulunduklarını tam ve doğru olarak anlayabilmeleri, Anayasa ile güvence altına alınan adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkının bir gereğidir. Yargıtay'ın da kararın hukuka uygunluk denetimini layıkıyla yapabilmesi, ancak gerekçe ile hüküm arasında kurulan sağlam mantıksal bağın varlığı ile mümkündür.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda, yerel mahkeme tarafından verilen karar, usul hukukunun en temel ve vazgeçilmez kurallarından biri olan gerekçe-hüküm uyumu kuralını ağır bir biçimde ihlal etmiştir. Mahkemenin gerekçeli kararının incelenmesinde, hukuki değerlendirme ve maddi vakıaların nitelendirilmesi aşamasında birbiriyle taban tabana zıt tespitlere yer verildiği görülmüştür. Mahkeme, kararın gerekçe kısmında öncelikle görev ve ücret tenzilinin (düşürülmesinin) işçi açısından haklı bir fesih sebebi olduğunu belirterek iş sözleşmesinin davacı işçi tarafından feshedildiğini ifade etmiştir. Ancak aynı gerekçenin hemen devamında, bu kez iş sözleşmesine işveren tarafından son verildiğini ve bu feshin haksız olduğunu belirterek kendi içerisinde ciddi bir mantıksal çelişki yaratmıştır.
Daha da vahim olan durum, maddi alacak kalemlerine ilişkin değerlendirmelerde ortaya çıkmıştır. Mahkeme, kararının gerekçe bölümünde davacı işçinin ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağına hak kazandığını ve bu alacağın kendisine verilmesi gerektiğini açık ve net bir şekilde ifade etmiştir. Buna karşılık, mahkemenin nihai kararını gösteren hüküm fıkrasında (sonuç kısmında), gerekçede kabul edilen bu ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağının tam aksine reddine karar verilmiştir.
Mahkemenin kurduğu bu yapı, kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası arasında giderilemez ve açıklanamaz bir zıtlık oluşturmuştur. Ortaya çıkan bu durum, hem kararın kendi içindeki tutarlılığını yok etmiş hem de davanın tarafları açısından şüphe ve tereddüt uyandıran, anlaşılamaz ve hukuki denetime kapalı bir metin ortaya çıkarmıştır. Mahkemece, usul hukukunun emredici nitelikteki kuralları gözetilmeden, birbiriyle çelişen gerekçe ve hüküm fıkraları ile karar tesis edilmesi açık bir hukuka aykırılık halidir.
Sonuç olarak Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, mahkeme kararının gerekçesi ile hüküm fıkrası arasında yaratılan bu açık çelişki nedeniyle usul ve yasaya aykırı bulunan kararı bozmuştur.