Anasayfa/ Karar Bülteni/ YARGITAY | 9. HD | 2019/7461 E. | 2019/19717 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2019/7461 E. 2019/19717 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2019/7461
Karar No 2019/19717
Karar Tarihi 12.11.2019
Dava Türü Alacak
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Vakıf üniversitesi öğretim elemanları idari sözleşmeyle çalışır.
  • Vakıf üniversitesi uyuşmazlıklarında idari yargı her zaman görevlidir.
  • Özlük hakları düzenlemesi mahkemenin görev alanını değiştiremez.

Bu karar, vakıf üniversitelerinde çalışan akademik personelin iş hukuku kapsamındaki uyuşmazlıklarında hangi yargı kolunun görevli olduğu konusunda son derece kritik bir tespitte bulunmaktadır. Uygulamada sıkça karşılaşılan, vakıf üniversitesi öğretim elemanlarının alacak veya tazminat davalarını iş mahkemelerinde açması durumuna Yargıtay tarafından net bir çizgi çekilmiştir. Yüksek Mahkeme, Anayasa ve Yükseköğretim Kanunu çerçevesinde, vakıf üniversitelerinin temel bir kamu hizmeti gördüğünü ve burada çalışan öğretim elemanlarının idari sözleşme statüsünde istihdam edildiğini açıkça vurgulamıştır.

Kararın emsal etkisi, vakıf üniversitelerinde çalışan personelin açacağı işçilik alacakları, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı veya mobbing gibi iddialara dayalı davalarda doğrudan kendisini gösterecektir. Her ne kadar ilgili yönetmeliklerde personelin aylık ve özlük hakları bakımından İş Kanunu hükümlerinin uygulanacağı özel olarak belirtilse de, Yargıtay bu durumun mahkemelerin görev alanını değiştiremeyeceğini kesin bir dille karara bağlamıştır. Dolayısıyla benzer nitelikteki uyuşmazlıklarda adli yargı (iş mahkemeleri) yerine idari yargının görevli olduğu prensibi yerleşik hale gelmiş olup, meslektaşların ve davacıların dava açarken yargı yolu şartına azami dikkat etmeleri hayati önem taşımaktadır. Aksi takdirde uzun süren davaların esasa girilmeden doğrudan usulden reddedilmesi kaçınılmaz bir hukuki sonuç olacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı, bir vakıf üniversitesi ve bu üniversiteye ait sağlık hastanesinde öğretim görevlisi ve hekim olarak istihdam edilmiştir. İş akdinin feshinden kısa bir süre önce, üniversitenin genel bir yeniden yapılanma sürecine gireceği ve yeni organizasyon şemasında kendisiyle yola devam edilmeyeceği belirtilerek idare tarafından istifası istenmiştir. İstifa etmesi yönünde kendisine sürekli baskı yapıldığını ve sistematik olarak mobbinge maruz bırakıldığını iddia eden davacı, yaşanan bu haksız uygulamalar nedeniyle iş sözleşmesini noter aracılığıyla keşide ettiği ihtarname ile haklı nedenle feshetmek zorunda kalmıştır. Davacı işçi, gerçekleştirdiği bu haklı fesih işlemi sonucunda kendisine ödenmediğini ileri sürdüğü kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı alacaklarının davalı vakıf üniversitesinden tahsil edilmesini talep ederek dava açmıştır. Davalı üniversite yönetimi ise ileri sürülen iddiaların tamamen asılsız ve gerçek dışı olduğunu, işyerinde herhangi bir baskı veya mobbing eyleminin kesinlikle yaşanmadığını belirterek davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, uyuşmazlığın çözümünde öncelikle görevli yargı kolunun belirlenmesi gerektiğine dikkat çekerek önemli yasal düzenlemelere atıf yapmıştır. Karara dayanak teşkil eden en temel kural, Anayasa'nın 131. maddesidir. Bu madde düzenlemesine göre vakıf yükseköğretim kurumları, mali ve idari konular dışındaki akademik çalışmalar, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden bütünüyle devlet eliyle kurulan yükseköğretim kurumları için Anayasa'da belirtilen hükümlere tabi kılınmıştır.

Bunun yanı sıra, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu m.3 uyarınca öğretim elemanları; yükseköğretim kurumlarında görevli öğretim üyeleri, öğretim görevlileri ve araştırma görevlileri olarak genel bir tanım içerisinde sınıflandırılmıştır. İlgili Vakıf Yükseköğretim Kurumları Yönetmeliği'nin 23. maddesi, vakıf üniversitelerinde çalışan personelin sadece özlük hakları bakımından 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine tabi olacağını düzenlese de, mahkemelerin görev alanının ancak kanunla açıkça belirlenebileceği prensibi vurgulanmıştır.

Yargıtay, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun yerleşik içtihat niteliğindeki kararlarına da atıf yaparak, devlet üniversitesi ile vakıf üniversitesi akademisyenleri arasında mesleki güvenceler bakımından hukuki bir ayrım yapılamayacağını açıkça belirtmiştir. Aynı yükseköğretim kamu hizmetini yerine getiren akademisyenlerin bir kısmının kamu hukukuna, diğer bir kısmının ise özel hukuka tabi olması Anayasa'ya açık bir aykırılık teşkil etmektedir. Üniversite kadrolarının tamamen akademik yönden belirlenmesi ve imzalanan sözleşmelerin yetkili makamların onayına tabi tutulması dikkate alındığında, vakıf üniversitelerindeki öğretim elemanlarının bütünüyle idari sözleşmelerle istihdam edildiği kabul edilmektedir. Bu nedenle, uyuşmazlıkların çözümünde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.114 ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.115 uyarınca dava şartı olan yargı yolunun kesinlikle idari yargı olması gerektiği temel bir usul kuralı olarak benimsenmiştir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yerel mahkeme tarafından yapılan yargılama sonucunda davacının ileri sürdüğü iddialar esastan incelenmiş, deliller toplanmış ve neticede davanın reddine karar verilmiştir. Ancak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi dosya üzerinde yaptığı kapsamlı temyiz incelemesinde, uyuşmazlığın esasına girilmeden önce mutlaka çözülmesi gereken çok temel usuli bir dava şartı eksikliği bulunduğunu tespit etmiştir. Dava dosyasındaki bilgi ve belgelere göre davacı, davalı konumundaki vakıf üniversitesinde öğretim görevlisi ve hekim statüsünde istihdam edilmektedir. Yüksek Mahkeme, yukarıda detaylıca açıklanan anayasal ve yasal düzenlemeler ışığında, vakıf üniversitelerinde fiilen çalışan öğretim elemanlarının tıpkı devlet üniversitelerinde olduğu gibi idari sözleşme ile görev yaptıklarını bir kez daha güçlü bir şekilde vurgulamıştır.

Somut uyuşmazlıkta, davacının vakıf üniversitesinin akademik kadrosunda görev yapması ve taraflar arasında kurulan hukuki ilişkinin temelinin bütünüyle idari bir sözleşmeye dayanması sebebiyle, ortaya çıkan ihtilafın adli yargı kollarından olan iş mahkemelerinde değil, doğrudan doğruya idari yargı yerlerinde çözülmesi gerektiği net bir biçimde belirlenmiştir. Her ne kadar ilgili yükseköğretim yönetmeliğinde öğretim elemanlarının özlük ve parasal haklarının iş kanununa tabi olduğu yönünde bir ifade bulunsa da, mahkemelerin görev ve yargı yolu kurallarının alt norm niteliğindeki yönetmeliklerle değil, doğrudan kanunla belirlenmesinin anayasal bir zorunluluk olduğu ifade edilmiştir. Vakıf üniversitesi çalışanlarının gördüğü hizmetin kesintisiz bir kamu hizmeti olduğu gerçeği karşısında, özel hukuk ilişkilerini çözen iş mahkemesinin bu uyuşmazlıkta görevli olamayacağı oldukça açıktır.

Bu hukuki tespitler doğrultusunda, yerel mahkemenin görevli olmadığı bir davada doğrudan işin esasına girerek karar vermesi hem usul hukukuna hem de maddi yasaya açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Mahkemece en başından yapılması gereken işlem, idari yargının görev alanına giren bu uyuşmazlıkta yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle davanın usulden reddine karar vermekten ibarettir. Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yargı yolunun caiz olmaması nedeni ile usulden ret kararı verilmesi yerine işin esasına girilerek davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu yönünde kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: