Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Döne Diken ve Diğerleri | BN. 2021/5691

Karar Bülteni

AYM Döne Diken ve Diğerleri BN. 2021/5691

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2021/5691
Karar Tarihi 25.03.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • İdarenin kusuru sonradan öğrenilmişse dava süresi ötelenir.
  • Süre aşımı kuralları mahkemeye erişimi engellememelidir.
  • Yaşam hakkı bağlamında idari eylemler titizlikle incelenmelidir.
  • Öngörülebilir saldırılarda hizmet kusuru detaylıca araştırılmalıdır.

Bu karar, idarenin hizmet kusurunun olay anında değil de daha sonraki ceza soruşturmaları neticesinde ortaya çıktığı durumlarda dava açma süresinin nasıl hesaplanması gerektiği yönünden büyük bir hukuki önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, terör eylemleri gibi ağır olaylarda idarenin sorumluluğunun derhâl tespit edilemediği durumlarda, idari yargıda tam yargı davası açma süresinin olayın gerçekleştiği tarihten itibaren başlatılmasının mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğini vurgulamıştır. Kişilerin idarenin kusurunu bilebilecek durumda olmadığı bir aşamada süre aşımı gerekçesiyle davanın reddedilmesi, adil yargılanma hakkının özüne dokunan ölçüsüz bir müdahale olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca yaşam hakkı ihlallerinde usul yükümlülüğünün bir gereği olarak, adli ve idari soruşturmalarda elde edilen verilerin tam yargı davalarında detaylı bir şekilde irdelenmesi gerektiği ortaya konmuştur.

Uygulamadaki önemi ve emsal etkisi bakımından bu karar, idari yargı mercilerinin süre itirazlarını değerlendirirken katı şekilcilikten uzak durmaları gerektiğine yönelik net bir uyarıdır. Özellikle terör olaylarında zararla idari eylemsizlik arasındaki illiyet bağının ancak ceza davalarıyla ortaya çıkabildiği hâllerde, sürelerin idari kusurun öğrenildiği andan itibaren işletilmesi gerektiği içtihat hâline getirilmiştir. Bu yaklaşım, mağdurların hak arama hürriyetini güçlendirirken idarenin kusursuzluk kisvesi altına sığınmasını zorlaştıracak ve benzer tazminat davalarında hakkaniyetli yargılanmanın önünü açacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013 tarihinde gerçekleşen ve elli bir kişinin hayatını kaybettiği bombalı terör saldırısında yakınlarını kaybeden vatandaşlar, saldırının önlenememesinde kamu makamlarının ağır hizmet kusuru bulunduğunu iddia ederek İçişleri Bakanlığı ile Hatay Valiliğine karşı tam yargı davası açmıştır. Başvurucular, patlamadan çok daha önce istihbarat birimlerinin eylem yapılacak araçların marka, renk ve plakalarına kadar detaylı bilgi verdiğini, ancak emniyet güçlerinin gerekli önlemleri almadığını yürütülen ceza davası sonucunda öğrenmiştir. Bu kusur sorumluluğuna dayanarak idareden maddi ve manevi zararlarının tazminini talep etmişlerdir. Ancak idare mahkemesi, başvurucuların idareyle daha önce imzaladıkları sulhname tarihini veya olay tarihini esas alarak süreyi hesaplamış ve davayı süre aşımı ile idarenin hizmet kusurunun olmaması gerekçeleriyle kısmen reddetmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken, Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı ile 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkına dayanmıştır. Yaşam hakkının usul boyutu, idarenin sorumluluğunu ortaya koymak adına açılan tazminat davalarında makul derecede ivedilik ve özen şartının yerine getirilmesini zorunlu kılar. İdarenin sorumluluğunun doğması için ortada bir idari eylem, zarar ve bu ikisi arasında uygun bir illiyet bağı olmalıdır.

İdare hukukunun temel kanunlarından olan 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.11 ve dava açma sürelerine ilişkin hükümler idari istikrarı sağlamak için getirilmiştir. Ancak, Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre mahkemelerin usul kurallarını uygularken yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten veya aşırı esneklikten kaçınmaları gerekir. Eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar bazen olayın gerçekleşmesiyle birlikte anlaşılırken, bazen de aylar veya yıllar sonra yapılan adli, idari soruşturmalar veya ceza yargılamaları neticesinde ortaya çıkabilmektedir.

Eğer idari eylemin kusuru veya illiyet bağı olaydan çok sonra ortaya konulabiliyorsa, dava açma süresinin hak sahibinin dava hakkının doğduğundan haberdar olmadığı bir dönemde işlemeye başlaması, mahkemeye erişim hakkını anlamsız kılarak ölçülülük ilkesini zedeler. Bu tür durumlarda dava süresinin, zarara yol açan idari eylemsizliğin ve kusurun mağdur tarafından gerçekten öğrenilebildiği tarihten itibaren başlatılması gerekmektedir. İdari yargı yerlerinin, ceza yargılamasında toplanan delilleri ve tespitleri görmezden gelerek sadece şeklî bir süre hesabı yapması, temel hakların korunması işleviyle bağdaşmamaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda, 11 Mayıs 2013 tarihinde gerçekleşen Reyhanlı saldırısında başvurucuların yakını vefat etmiştir. Başvurucular, olay sonrası devletin terör mağdurlarına yönelik mevzuatı kapsamında bir sulhname imzalayarak bir miktar maddi tazminat almıştır. Ancak daha sonra, saldırıyı gerçekleştiren araçlar hakkında olay öncesinde detaylı istihbarat raporları bulunduğunu ve ilgili kamu görevlilerinin bu ihbarları dikkate almayarak ihmal gösterdiğini öğrenmişlerdir. Sorumlu kamu personelleri hakkında görevi kötüye kullanma suçundan başlatılan ceza davasında ihmalin sabit görülmesiyle başvurucular, idarenin hizmet kusuruna dayanarak tam yargı davası açmıştır.

Derece mahkemeleri, bu davada idari eylemin kusuru ve illiyet bağının ne zaman ortaya çıktığını dikkate almamıştır. Başvurucuların idarenin eylemsizliğini ve ihmalini olay anında bilebilecek durumda olmadığı açıktır. İhmalin varlığı ancak kamu görevlilerine karşı 2015 yılında açılan ceza davasıyla somutlaşmıştır. Dolayısıyla mahkemenin dava açma süresini olayın yaşandığı veya sulhnamenin imzalandığı tarihten itibaren başlatarak davayı süre aşımından reddetmesi, mahkemeye erişim hakkına yönelik aşırı katı ve ölçüsüz bir müdahaledir. Başvuruculardan, idarenin hizmet kusurunu henüz bilemedikleri bir dönemde dava açmalarını beklemek onlara orantısız bir külfet yüklemiştir.

Öte yandan, idare mahkemesinin esasa girdiği talepler yönünden de yaşam hakkının gerektirdiği derinlikte bir inceleme yapılmamıştır. Ceza kovuşturmasında tespit edilen ihmaller, mülkiye müfettişi raporları ve istihbarat belgeleri idare mahkemesi kararında irdelenmemiş, hizmet kusuru bulunmadığına yönelik soyut değerlendirmelerle yetinilmiştir. Bu durum, yaşam hakkının usul boyutunun devlete yüklediği özenli yargılama yapma ve sorumluları tespit etme yükümlülüğüne açıkça aykırıdır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkının usul boyutunun ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: