Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Doğu Perinçek | BN. 2022/59564

Karar Bülteni

AYM Doğu Perinçek BN. 2022/59564

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2022/59564
Karar Tarihi 25.03.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Siyasetçilerin eleştirilere karşı daha fazla hoşgörü göstermesi beklenir.
  • İfade özgürlüğü rahatsız edici ve şok edici düşünceleri kapsar.
  • Devam eden yargılamalardaki iddialara dayalı eleştiriler meşrudur.
  • Olgusal temeli bulunan ifadeler basın özgürlüğü kapsamındadır.

Bu karar, tanınmış bir siyasi figür hakkında devam eden ve kamuoyunun yakından takip ettiği bir ceza yargılamasına ilişkin olarak basında ve televizyonda dile getirilen ifadelerin, ifade ve basın özgürlüğü sınırları içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini hukuken tescil etmektedir. Anayasa Mahkemesi, hazırlanan resmî iddianamelerdeki olgulara dayanılarak yapılan yorum ve eleştirilerin "görünür gerçekliğe" uygun olduğuna hükmetmiştir. Kişilik haklarına saldırı iddialarında, iddiayı ileri süren kişinin kamuya mal olmuş bir siyasetçi olması durumunda katlanma yükümlülüğünün çok daha geniş yorumlanması gerektiği vurgulanmıştır.

Benzer davalarda bu karar, özellikle siyasetçiler ve kamuya mal olmuş kişilere yönelik eleştirilerde ifade özgürlüğünün sınırlarının esnek tutulması gerektiği yönünde güçlü bir emsal teşkil edecektir. Basın mensuplarının veya kanaat önderlerinin, resmî iddianameler veya kamuoyuna yansımış iddialar üzerinden yaptıkları değerlendirmelerde mutlak bir ispat yükümlülüğü altında olmadıkları, olgusal bir temele dayanmalarının yeterli görüleceği pekiştirilmiştir. Uygulamada mahkemelerin, şeref ve itibarın korunması hakkı ile ifade özgürlüğü arasında denge kurarken, tartışılan konunun kamu yararı taşıyıp taşımadığına ve eleştirilen kişinin siyasi veya kamusal statüsüne büyük öncelik vermesi gerektiği net bir şekilde ortaya konulmuştur.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Kamuoyu tarafından tanınan bir siyasi parti genel başkanı olan başvurucu, yine tanınmış bir yazar ve siyasetçi olan davalı aleyhine manevi tazminat davası açmıştır. Davanın temel nedeni, davalının katıldığı bir televizyon programında başvurucu hakkında sarf ettiği, Ergenekon'un terör örgütlerine onun üzerinden nüfuz ettiğine ve bağlantıları olduğuna yönelik sözlerdir.

Başvurucu, bu ifadelerin hakaret ve suç isnadı içerdiğini, itibarını zedelediğini ve kendisini kamuoyu önünde küçük düşürmek amacıyla söylendiğini belirterek 30.000 TL manevi tazminat talep etmiştir. İlk derece mahkemesi davayı kısmen kabul etmiş, ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ifadelerin kişisel görüş ve ifade özgürlüğü kapsamında kaldığına hükmederek kararı bozmuştur. Bozmaya uyan mahkemenin davayı tamamen reddetmesi üzerine başvurucu, şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.17 kapsamında güvence altına alınan şeref ve itibarın korunması hakkı ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.26 ve m.28 çerçevesinde güvenceye alınan ifade ve basın özgürlüğü arasında adil bir denge kurulması gerektiği prensibine dayanmıştır.

Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, ifade özgürlüğü demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden biridir. Toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişimi için temel şart olan bu özgürlük; yalnızca zararsız, kabul gören veya kayıtsızlık içeren bilgiler için değil, aynı zamanda şok edici, kırıcı veya rahatsız edici nitelikteki fikirler için de geçerlidir. İfade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya ve kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması asıldır.

Kamuoyuna mal olmuş kişilere ve özellikle siyasetçilere yönelik eleştirilerin sınırları, sıradan bireylere kıyasla çok daha geniştir. Siyasetçilerin, eylem ve söylemlerini bilinçli olarak kamuoyunun denetimine sunmaları sebebiyle, kendilerine yöneltilen sert eleştirilere karşı daha yüksek bir hoşgörü göstermeleri beklenmektedir.

Basın özgürlüğü kapsamında gazetecilerin veya kanaat önderlerinin, güncel ve kamuoyunu yakından ilgilendiren meseleler hakkında değerlendirme yaparken mutlak bir kanıtlama yükümlülüğü bulunmamaktadır. Olgusal iddiaların ileri sürüldüğü durumlarda, iddia sahibinin makul olarak güvenilir kaynaklara dayanması ve yayının yapıldığı andaki "görünür gerçekliğe" uygun hareket etmesi yeterli kabul edilmektedir. İddianameler gibi resmî belgelerde yer alan suçlamaların eleştiri konusu yapılması, bu görünür gerçeklik kapsamında değerlendirilmekte ve eleştiri hakkının meşru zeminini oluşturmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda kullanılan ifadelerin, şeref ve itibarın korunmasını isteme hakkı ile ifade özgürlüğü ekseninde değerlendirmesini yapmıştır. Başvuruya konu sözlerin sarf edildiği dönemde, kamuoyunda bilinen büyük çaplı bir ceza yargılamasının derdest olduğu ve başvurucunun bu dava kapsamında tutuklu olarak yargılandığı tespit edilmiştir. İlgili Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, sanıkların silahlı terör örgütleriyle irtibatlı olduğu yönünde iddiaların resmî olarak yer aldığı görülmüştür.

Mahkeme, davalının televizyon programında dile getirdiği hususların, doğrudan doğruya kamuoyunu yakından ilgilendiren bu güncel dava ve iddianamedeki iddialar üzerinden yapıldığını belirlemiştir. Bu bağlamda, başvurucu hakkında ileri sürülen olgusal isnat içeren ifadelerin tümüyle dayanaksız olmadığı ve o anki "görünür gerçekliğe" uygun olduğu değerlendirilmiştir.

Ayrıca, başvurucunun tanınmış bir siyasi parti genel başkanı olması nedeniyle kamuoyunun sıkı denetimi altında bulunduğu ve yayın organları aracılığıyla davalıya cevap verme imkânına sahip olduğu vurgulanmıştır. Dolayısıyla, siyasi bir figür olan başvurucunun, hakkındaki eleştiri ve iddialara karşı sıradan bir vatandaşa göre çok daha fazla hoşgörü göstermesi gerektiği belirtilmiştir. Kullanılan ifadeler başvurucu açısından rahatsız edici bulunsa da, ifade özgürlüğünün sarsıcı ve rahatsız edici söylemleri de koruma altına aldığı hatırlatılmıştır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında da ifadelerin görünür gerçekliğe uygun ve kişisel görüş açıklama kapsamında kaldığı ifade edilerek adil bir dengeleme yapıldığı saptanmıştır. Yargı kararları arasında çelişki olduğu iddiası da incelenmiş, emsal gösterilen davanın şartlarının farklı olduğu ve ortada bir eşitsizlik bulunmadığı tespit edilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, derece mahkemelerinin takdir payları çerçevesinde Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: