Karar Bülteni
AYM Makbule Duran ve Diğerleri BN. 2020/34381
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/34381 |
| Karar Tarihi | 02.10.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- İhtiyati tedbir uygulamasının süresi makul olmalıdır.
- Uzun süren tedbirler mülkiyet hakkını ihlal eder.
- Mülkiyet hakkı sınırlamaları ölçülülük ilkesine uymalıdır.
- Belirsiz süreli tedbirler mülk sahibine orantısız külfet yükler.
Bu karar, haksız fiil iddialarına dayalı tazminat davalarında davalıların mal varlıklarına konulan ihtiyati tedbir kararlarının süresine ilişkin oldukça önemli bir hukuki sınır çizmektedir. Yargılama sürecinin uzaması nedeniyle banka hesapları ve taşınmazlar üzerinde on sekiz yılı aşkın bir süre kesintisiz devam eden tedbirin, bireyin mülkiyet hakkına yapılmış ölçüsüz bir müdahale olduğu Anayasa Mahkemesi tarafından çok net bir biçimde ortaya konulmuştur. Karar, geçici hukuki koruma önlemlerinin kalıcı bir cezalandırma veya kişiyi mülkiyetten fiilen yoksun bırakma aracına kesinlikle dönüşemeyeceğini yüksek mahkeme nezdinde tescil etmektedir.
Uygulamadaki önemi bakımından bu tespit, ilk derece mahkemelerinin ihtiyati tedbir ve haciz kararlarını periyodik olarak titizlikle gözden geçirmeleri gerektiğine dair güçlü bir uyarı niteliğindedir. Mahkemelerin, uzun süren yargılamalarda söz konusu tedbirin devamında halen hukuki bir yarar ve zorunluluk kalıp kalmadığını denetlememesi, ilerleyen aşamalarda devleti ciddi manevi tazminat yükümlülükleriyle karşı karşıya bırakabilecektir. Benzer davalarda emsal teşkil edecek bu içtihat, ihtiyati tedbirlerin makul süreyi aştığı durumlarda mülk sahiplerinin mülkiyet hakkı ihlali iddialarının doğrudan haklı bulunacağını açıkça göstermektedir. Bu yönüyle karar, geçici hukuki koruma tedbirlerinin uygulanmasında yargısal makamların ivedilik ve özen yükümlülüğünün altını kalın çizgilerle çizmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular aleyhine 12 Ocak 2007 tarihinde, haksız fiil iddialarına dayanılarak maddi ve manevi tazminat davası açılmıştır. Bu dava kapsamında, yargılamayı yürüten mahkeme tarafından 22 Ocak 2007 tarihinde başvurucuların adına kayıtlı bulunan tüm banka hesapları ile taşınmazları üzerine üçüncü kişilere devrinin engellenmesi amacıyla ihtiyati tedbir konulmuştur.
Söz konusu davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, uzun bir yargılama ve temyiz sürecinden geçerek ancak 8 Kasım 2023 tarihinde kesinleşebilmiştir. Başvurucular, bu uzun dava süreci boyunca banka hesapları ve taşınmazları üzerinde tam on sekiz yılı aşkın bir süredir kesintisiz olarak devam eden ihtiyati tedbir kararı yüzünden malları üzerinde diledikleri gibi tasarrufta bulunamadıklarını belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Başvurucuların temel iddiası ve talebi, makul olmayan bu uzun süreli tedbirin mülkiyet haklarını ihlal ettiğinin tespiti ile bu sebeple uğradıkları maddi ve manevi zararların tazmin edilmesidir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ilkelerine dayanmıştır. Mülkiyet hakkı, kişilere sahip oldukları mal varlığı üzerinde diledikleri gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisi veren temel bir anayasal haktır. Ancak bu hak mutlak bir hak olmayıp, kamu yararı amacıyla ve mutlaka kanunla sınırlandırılabilir.
Geçici hukuki koruma önlemleri arasında yer alan ihtiyati tedbir ve haciz uygulamaları, yargılama sürecinde uyuşmazlık konusu hakkın elde edilmesini güvence altına almak amacıyla mülkiyet hakkına yapılan meşru ve kanuni müdahalelerdir. Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarında da sıklıkla vurgulandığı üzere, mülkiyet hakkını sınırlandıran bir tedbirin Anayasa'ya uygun ve ölçülü olabilmesi için kapsamı ve süresi itibarıyla orantılı olarak uygulanması zorunludur.
Bir tedbirin makul olmayan bir süre boyunca devam etmesi, mülkiyet hakkının sahibine tanıdığı yetkilerin kullanılmasını belirsiz olacak şekilde öteler. Bu belirsizlik ve süregelen kısıtlama, mülk sahibine katlanması gerekenden çok daha ağır ve orantısız bir külfet yükleyerek mülkiyet hakkının özüne zarar verir. Yargısal makamların, mülkiyet hakkına müdahale niteliği taşıyan geçici tedbirleri uygularken ivedilik ve özen gösterme sorumluluğu bulunmaktadır. Mahkemelerin, yargılama süresi boyunca tedbirin gerekliliğini gözden geçirmesi ve bunu ölçülülük ilkesi bağlamında değerlendirmesi temel bir anayasal zorunluluktur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucuların mülkiyet hakkının ihlal edildiğine yönelik iddialarını incelerken öncelikle tedbirin başlangıç ve devam süreçlerini mercek altına almıştır. Somut olayda, başvurucular aleyhine açılan haksız fiilden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında ilk derece mahkemesi tarafından 22 Ocak 2007 tarihinde başvurucuların banka hesaplarına ve taşınmazlarına ihtiyati tedbir konulduğu tespit edilmiştir.
Mahkeme kayıtları ve süreç incelendiğinde, bahsi geçen tazminat davasının karara bağlanması ve temyiz süreçlerinin tamamlanarak kesinleşmesinin oldukça uzun yıllar aldığı görülmüştür. Dava ancak 8 Kasım 2023 tarihinde kesinleşebilmiş olup, başvurucuların malları üzerindeki ihtiyati tedbir, Anayasa Mahkemesi tarafından inceleme yapıldığı aşamaya gelindiğinde on sekiz yılı aşkın bir süredir kesintisiz bir şekilde devam etmektedir.
Yüksek Mahkeme, uyuşmazlığın esasını teminat altına almak amacıyla getirilen ve doğası gereği "geçici" olması gereken ihtiyati tedbir gibi bir hukuki koruma önleminin on sekiz yılı aşan bir süre boyunca uygulanmasının, süresi itibarıyla hiçbir şekilde orantılı olmadığını değerlendirmiştir. Bu kadar uzun süren bir kısıtlamanın, başvurucuların mülkiyet haklarından kaynaklanan tasarruf yetkilerini aşırı ve makul olmayan bir şekilde engellediği, onlara şahsi olarak orantısız ve olağan dışı bir külfet yüklediği açıkça ortadadır.
Mahkeme ayrıca, tedbirin makul olmayan bir süre devam etmesinde ve mülkiyet hakkının gerektirdiği özen ile ivediliğin gösterilmemesinde yargısal makamların doğrudan sorumluluğunun bulunduğunu hatırlatmıştır. Bu nedenle, ortada açık bir ihlal bulunmakla birlikte, tedbirin salt uzun sürmesinden kaynaklanan bu ihlalin sonuçlarının davanın bu aşamasından sonra yeniden yargılama yapılarak ortadan kaldırılamayacağına kanaat getirilmiştir. Bu doğrultuda, ihlalin sonuçlarının bütünüyle giderilebilmesi adına başvuruculara uğradıkları zararlar karşılığında manevi tazminat ödenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, ihtiyati tedbirin makul olmayan bir süre boyunca devam etmesinin mülk sahibine orantısız bir külfet yüklediği gerekçesiyle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve başvuruyu kabul etmiştir.