Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/26594 E. 2017/15861 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/26594 |
| Karar No | 2017/15861 |
| Karar Tarihi | 16.10.2017 |
| Dava Türü | İşe İade |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- İrade fesadı iddiaları tanıkla ispat edilebilir.
- Tanık dinletme talebinin reddi savunma hakkını kısıtlar.
- Hukuki dinlenilme hakkı adil yargılanmanın temelidir.
- Baskı altında alınan istifa geçerli kabul edilemez.
Bu karar hukuken, işveren tarafından işçiye zorla veya baskı altında imzalattırılan istifa ya da fesih dilekçelerinin, bilinen adıyla irade fesadı hallerinin ispat usulü bakımından büyük önem taşımaktadır. Yargıtay, işçinin kendi el yazısı veya imzası bulunsa dahi, söz konusu belgenin mobbing veya psikolojik baskı neticesinde imzalandığı yönündeki iddiaların her türlü delille, özellikle de tanık beyanlarıyla ispatlanabileceğini açıkça ortaya koymuştur. Mahkemelerin yargılama sırasında peşin bir yargıyla tanık dinlemeyi reddetmesinin, adil yargılanma sürecinin ayrılmaz bir parçası olan hukuki dinlenilme hakkının ağır bir ihlali olduğu kesin bir dille vurgulanmıştır. İşçinin iddialarını ispat etme hakkının kısıtlanması kesin bozma sebebi yapılmıştır.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, işe iade davalarında sıklıkla karşılaşılan "işçinin kendi isteğiyle ayrıldığına dair imzalı belge sunduğu" yönündeki işveren savunmalarının mahkemelerce mutlak ve kesin doğru olarak kabul edilemeyeceği açıkça anlaşılmaktadır. Uygulamadaki önemi, alt derece mahkemelerine, işçinin irade fesadı yani hata, hile, ikrah iddialarını büyük bir ciddiyetle araştırmaları ve tarafın göstereceği delilleri eksiksiz şekilde toplamaları yönünde kesin bir talimat vermesidir. Aksi takdirde, yargılamanın temel amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılması engellenmiş olacak ve bu durum doğrudan doğruya bozma kararı ile sonuçlanacaktır. Yargıtay bu içtihadıyla işçi lehine ispat kolaylığı sağlamaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, işverenine karşı iş sözleşmesinin gerçekte sendikal nedenlerle ve haksız yere feshedildiğini belirterek feshin geçersizliğinin tespiti ile işe iade talebiyle dava açmıştır. İşçi, dava dilekçesinde işverenin kendisine sadece sağlık sebepleri bahanesiyle kurgulanmış bir istifa dilekçesi imzalattığını, bu belgenin bizzat işveren yetkilileri tarafından hazırlandığını ve işyerinde kendisine uygulanan yoğun mobbing ve psikolojik baskı altında bu belgeyi zorla imzaladığını iddia etmiştir. Davalı işveren ise işçinin kendi hür iradesiyle ve imzaladığı matbu belge doğrultusunda işten ayrıldığını savunarak açılan davanın reddedilmesini talep etmiştir. Yerel mahkeme, işçinin iradesinin sakatlandığına ve baskı altında imza attığına dair iddialarını kanıtlamak için sunduğu tanık dinletme talebini "dinlenmesinin dosyaya hiçbir yarar sağlamayacağı" gerekçesiyle peşinen reddetmiş ve sadece dosyada bulunan yazılı belgeye dayanarak davanın reddine hükmetmiştir. Uyuşmazlık, işçinin baskı altında belge imzaladığı iddialarının tanık deliliyle ispat edilip edilemeyeceği noktasındadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
İş hukukunda feshin geçerliliği ve işçi ile işveren arasındaki uyuşmazlıkların çözümünde Anayasa ile güvence altına alınan "hukuki dinlenilme hakkı" daima ön plana çıkmaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.27 uyarınca, davanın tarafları, kendi hakları ile doğrudan bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına eksiksiz şekilde sahiptir. Bu hak; davanın taraflarının yargılama süreci konusunda tam olarak bilgi sahibi olmasını, açıklama ve ispat hakkını özgürce kullanabilmesini, mahkemenin ise bu açıklamaları dikkatle değerlendirerek kararlarını objektif ve somut gerekçelere dayandırmasını zorunlu kılar.
İş sözleşmesinin sona ermesi aşamasında işverenlerin, işçilere çeşitli psikolojik baskılar, yıldırma politikaları (mobbing) veya asılsız ekonomik vaatler sunarak istifa dilekçesi veya ikale sözleşmesi imzalattıkları durumlara uygulamada sıklıkla rastlanmaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.30 ve devamı maddelerinde detaylı olarak düzenlenen hata, hile ve korkutma (ikrah) gibi irade fesadı halleri, atılan imzanın hukuki geçerliliğini kökünden ortadan kaldırır. Yerleşik Yargıtay içtihatları prensiplerine göre, bir belgenin irade fesadı altında imzalandığı yönündeki iddia, yazılı belgeye karşı ileri sürülmüş dahi olsa, tanık beyanları da dahil olmak üzere hukuka uygun her türlü delille ispat edilebilir niteliktedir. İş hukukunun temel prensibi olan işçinin gözetilmesi ilkesi gereği, işçinin özgür ve gerçek iradesiyle imzalamadığı tespit edilen belgeler hukuken hiçbir sonuç doğurmaz.
Mahkemelerin, tarafların uyuşmazlığın esasına ve çözümüne doğrudan etki edecek nitelikteki delillerini toplamaması veya tanık dinletme taleplerini peşin bir değerlendirmeyle "fayda sağlamaz" diyerek geri çevirmesi, adil yargılanma hakkının açık bir ihlali niteliğindedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, dosya kapsamındaki tüm bilgi, belge ve yerel mahkeme uygulamalarını titizlikle inceleyerek uyuşmazlığın esası hakkında çok önemli hukuki tespitlerde bulunmuştur. Olayda davacı işçi, 14.03.2016 tarihli ve iş sözleşmesini sağlık sebepleriyle sona erdirdiğine dair içeriğe sahip dilekçeyi bizzat kendisinin imzaladığını inkar etmemiş, ancak bu belgenin işveren tarafından hazırlandığını ve kendisine işyerinde uzun süredir devam eden mobbing neticesinde, ağır bir psikolojik baskı altında imzalatıldığını iddia etmiştir.
Daire, işçinin bu savunmasının doğrudan doğruya hukuki anlamda bir "irade fesadı" iddiası niteliğinde olduğuna dikkat çekmiştir. Hukuk sistemimizde hata, hile veya korkutma gibi iradeyi sakatlayan hallerin varlığı ileri sürüldüğünde, bu durumların yazılı belgeyle ispat zorunluluğu bulunmamakta olup, iddianın tanık beyanları da dahil olmak üzere her türlü kanuni delille ispat edilebilmesi hukuken mümkündür. Davacı vekili de tam olarak bu irade fesadı iddiasını kanıtlamak ve işverenin baskısını ortaya koymak amacıyla mahkemeden tanıklarının dinlenmesini ısrarla talep etmiştir.
Ancak yerel mahkemenin, davanın kaderini değiştirebilecek bu denli kritik bir ispat aracını, inceleme dahi yapmadan "tanık dinlenmesinin dosyaya yarar sağlamayacağı" gibi son derece soyut ve peşin hükümlü bir gerekçeyle reddetmesi Yargıtay tarafından açıkça hukuka aykırı bulunmuştur. Mahkemenin yargılama aşamasında davacı tarafa, tanık bildirmesi için usulüne uygun şekilde kesin bir süre dahi vermediği tespit edilmiştir. Yargıtay, yargılamanın taraflarının delil sunma ve iddialarını özgürce ispat etme haklarının ellerinden keyfi olarak alınamayacağını vurgulamıştır. Davacı işçiye, iradesinin sakatlandığına dair iddialarını ispatlayabilmesi için tanık dinletme imkânı tanınmaması, usul hukukunun en temel teminatlarından biri olan hukuki dinlenilme hakkının son derece ağır bir ihlali olarak değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, eksik inceleme ve hukuki dinlenilme hakkının ihlali gerekçesiyle yerel mahkemenin kararını bozmuştur.