Anasayfa/ Karar Bülteni/ YARGITAY | 22. HD (Kapatılan) | 2013/36647 E....

Karar Bülteni

YARGITAY 22. HD (Kapatılan) 2013/36647 E. 2013/30076 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 22. Hukuk Dairesi (Kapatılan)
Esas No 2013/36647
Karar No 2013/30076
Karar Tarihi 23.12.2013
Dava Türü Maddi ve Manevi Tazminat
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • İş davalarında yetkili mahkeme kamu düzenine ilişkindir.
  • Birden fazla davalıda ortak yetkili mahkeme esastır.
  • İşçinin son çalıştığı yer mahkemesi ortak yetkilidir.
  • Ortak yetki kuralı tüm davalıları kapsar.

Bu karar, iş hukuku yargılamasında birden fazla davalının bulunduğu durumlarda yetkili mahkemenin nasıl belirleneceği hususunda oldukça kritik ve pratik bir yol haritası sunmaktadır. Özellikle mobbing iddialarına dayalı manevi tazminat davalarında, husumetin hem tüzel kişi olan asıl işverene hem de haksız eylemi bizzat gerçekleştiren gerçek kişi statüsündeki yöneticilere birlikte yöneltilmesi son derece sık karşılaşılan bir durumdur. Yargıtay, bu tür karmaşık husumet yapılarında farklı yerleşim yerlerine sahip davalılar için en uygun ve yasal yetki kuralının, işçinin son olarak işini fiilen gördüğü yer mahkemesi olduğuna kesin bir dille hükmetmiştir. Karar, davanın sadece bir davalının kendi ikametgahında açılamayacağını, tüm taraflar için ortak yetkiyi taşıyan son çalışma yerinin mutlak surette esas alınması gerektiğini net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu içtihat, hem usul ekonomisi hem de işçinin adalete erişim hakkı bağlamında büyük bir öneme sahiptir. İşçilerin, birden fazla şehre dağılmış şirket merkezleri veya şahıs ikametgahları arasında mekik dokumadan, doğrudan kendi emeklerini sarf ettikleri bölgedeki mahkemelerde hak arayabilmelerini usulen güvence altına almaktadır. Uygulamada işverenlerin ve avukatlarının mesnetsiz yetki itirazları yoluyla yargılamayı lüzumsuz yere uzatma taktiklerinin de önüne geçecek nitelikte olan bu emsal karar, medeni usul kuralları ile iş mahkemeleri usul kurallarının birbiriyle nasıl uyumlu şekilde yorumlanması gerektiğini tüm hukukçulara ve yerel mahkemelere somut bir örnek üzerinden açıkça göstermektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bir banka çalışanı, farklı şubelerde görev yaptığı süre boyunca şube müdürleri tarafından kendisine sistematik şekilde mobbing (psikolojik taciz) uygulandığını iddia ederek hem banka tüzel kişiliğine hem de ilgili şube müdürlerine karşı maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Davacı işçi, bu yöneticilerin haksız tutumları neticesinde iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini öne sürmüştür. Dava sürecinde davalılar, davanın açıldığı mahkemenin yetkisiz olduğunu belirterek yetki itirazında bulunmuştur. Yerel mahkeme, davalı şirketin merkezinin bulunduğu İstanbul mahkemelerinin yetkili olduğuna kanaat getirerek davayı usulden, yani dava şartı yokluğundan reddetmiştir. Uyuşmazlığın temel konusu, hem şirket merkezinin hem de davalı gerçek kişilerin tamamen farklı şehirlerde ikamet ettiği karmaşık bir senaryoda, işçinin davasını kanunen tam olarak hangi şehirdeki mahkemede görmesi gerektiğinin hukuken şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirlenmesidir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin bu usul uyuşmazlığını çözerken dikkate aldığı yasal düzenlemelerin temelinde, davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m.5 hükmü yatmaktadır. İlgili madde uyarınca iş mahkemelerinde açılacak her dava, davanın açıldığı tarihte dava olunanın Türk Medeni Kanunu gereğince ikametgâhı sayılan yer mahkemesinde açılabileceği gibi, işçinin işini fiilen yaptığı işyeri için yetkili mahkemede de açılabilmektedir. İş hukuku yargılamasında bu yetki kurallarına aykırı olarak taraflarca yapılan yetki sözleşmeleri işçiyi koruma ilkesi gereğince hukuken geçersiz sayılmaktadır.

Somut olayda olduğu gibi birden fazla davalının bulunduğu durumlarda ise devreye 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.7 girmektedir. Bu usul kuralına göre davalı birden fazla ise dava, kural olarak bunlardan herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir. Ancak kanun koyucu, bu kurala usul ekonomisini gözeterek önemli bir istisna getirmiştir. İlgili maddenin devamında, dava sebebine göre eğer kanunda davalıların tamamı hakkında ortak yetkiyi taşıyan özel bir mahkeme öngörülmüşse, davanın mutlaka o yer mahkemesinde görülmesi gerektiği emredici bir dille düzenlenmiştir.

Yargıtay'ın yerleşik içtihat prensipleri gereği, iş davalarında birden fazla davalıya karşı tek bir dava dilekçesiyle husumet yöneltilmişse ve davalıların yerleşim yerleri farklı yargı çevrelerindeyse, uyuşmazlığın en etkin ve hızlı şekilde çözülebileceği ortak yetkili mahkeme aranmalıdır. Yargısal içtihatlarda ve doktrinde genel kabul gördüğü üzere, işçinin şahsen emeğini sunduğu, temel uyuşmazlığın fiilen doğduğu ve mahalli delillerin en kolay şekilde toplanabileceği yer olan "işçinin işini yaptığı yer mahkemesi", tüm davalıları kapsayan ve herkes için bağlayıcı olan yegane ortak yetkili mahkemedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yüksek Mahkeme, somut olaydaki yetki krizini incelerken öncelikle tarafların ikametgah adreslerini ve davacı işçinin fiilen görev yaptığı en son işyerini detaylı şekilde tespit etme yoluna gitmiştir. Davacı işçinin, davalı bankanın yıllar içinde çeşitli şubelerinde aralıksız olarak çalıştıktan sonra en son olarak Ankara'nın Sincan ilçesindeki şubesinde aktif olarak görev yaptığı dosya kayıtlarıyla sübuta ermiştir. Husumet yöneltilen ve davaya konu edilen davalılardan banka tüzel kişiliğinin resmi merkez adresinin İstanbul ilinde bulunduğu, davalı şube müdürlerinden birinin Ankara ilinde, diğer yöneticinin ise Kastamonu ilinde ikamet ettiği açıkça görülmüştür.

Yerel mahkeme, sadece tüzel kişi işverenin ticaret sicilindeki merkez adresini baz alarak İstanbul İş Mahkemelerinin yetkili olduğu kanaatine varmış ve bu sebeple yetkisizlik kararı vererek dosyayı usulden reddetmiştir. Ancak Yargıtay Özel Dairesi incelemesinde, uyuşmazlığın niteliği gereği birden fazla davalıya karşı açılan bu tür davalarda, sadece bir davalının adresinin seçilemeyeceği, tüm davalılar için ortak yetkiyi taşıyan mahkemenin zorunlu olarak tespit edilmesi gerektiği kuvvetle vurgulanmıştır. Her bir davalının tamamen farklı bir coğrafi bölgede ve şehirde bulunduğu bu somut tabloda, davanın İstanbul'da görülmesi, mobbing iddialarının geçtiği ve asıl işin fiilen yapıldığı çalışma alanı ile hiçbir surette bağdaşmamaktadır.

Yargıtay, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun coğrafi yetki çevresi kararlarına da doğrudan atıf yaparak, işçinin en son işini yaptığı yer mahkemesinin, yani mevcut olayda Sincan İş Mahkemesinin olaydaki tüm şahıs ve tüzel kişi davalılar için tek ortak yetkili mahkeme statüsünde olduğunu netleştirmiştir. Yerel mahkemenin, davalıların yetki itirazını esastan kabul ederek davayı usul yönünden reddetmesi ilkesel olarak doğru bulunmakla birlikte, yetkili mahkemenin kararda İstanbul İş Mahkemesi olarak gösterilmesi ciddi bir hukuki hata olarak değerlendirilmiş, usule ve yasaya açıkça aykırı bulunmuştur. Nihai yetkili mahkemenin doğrudan işin fiilen yapıldığı yer olan Sincan İş Mahkemesi olarak işaret edilmesi ve yerel mahkeme yetkisizlik kararının mutlaka bu yönde kurulması gerektiği ifade edilmiştir.

Sonuç olarak Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, yetkili mahkemenin hatalı belirlenmesi gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: